• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
DenizBİNİCİ

Deniz BİNİCİ

Asmak Çocuk Oyuncağı...

“Filler oynaşırken olan çimenlere olur.” (Anonim)

Derviş Zaim’in 2001 yılında vizyona giren filmi Filler ve Çimen yukarıda yazılan anonim söz ile başlar. Belli ki film adını da bu sözden hareketle alır. Filmin adını ilk duyduğunuzda aslında çok da bir şey ifade etmez. Hele filmin afişindeki yemyeşil çimenler üzerindeki tek bir fil ayağı, sanki futbol maçı oynanacakmış da kıyasıya bir rekabet izleyecekmişiz havası uyandırıyor. Ne zamana kadar? Gerçek hayatta karşılıklarını çok zorlanmadan bulabileceğimiz karakterler birer birer ölmeye başlayıncaya kadar…

Benim için bu fil ve çimen hikâyesini anlamlı kılan, bu filmi yeniden izlememe vesile olan Rıfat Amca’dır. Bir sözlü tarih çalışmasıyla tanıdığım Rıfat Amca da, gerçek bir hikâyenin penceresinde vefat ederek bize çimenleri yeniden hatırlatmıştır. Rıfat Amca’nın çocukluğundan süzülen anılardan bir parça:

Biz çocuğuz yavrum. Doğu’nun bir köşesinde unutulmuşuz ya.. Ne adımız bilinir ne dilimiz.. Hem geç duyarız her şeyi hem geç yaşarız. Haliyle günümüz eksiktir Batıdan. Bilgimiz, evimiz, aşımız eksiktir.

Çocuğuz yavrum, oyunumuz da bize özgüdür. Biz kurarız eğlencemizi ya, meğer kurduğumuzu zannedermişiz. Birileri yazmış da bunu yassı yassı, biz okuyamamışız.

Uzağız ya bilmez kimse.. Duyduk ki Adnan asılacakmış! Meclis kurmuşlar, öyle karar vermiş büyükler! Kuruverdik tezgâhı, asalım dedik biz de! Toplandık dizimizi kırıp. Çocuk aklı… Abimin adını İsmet koyduk. Beni de Adnan Menderes yaptılar. Tavana ip asmışlar, kararlılar! Güya önce herkese soracaklar, asalım mı asmayalım mı? O demiş asalım, o demiş asalım! Gerçi evet dese de asılacak, hayır dese de asılacak. Hayvanlara yem verdiğimiz bir sepet vardı. Karar asılacak diye çıkınca, çıkardılar beni o sepetin üstüne, tavana astıkları ipi geçirdiler boğazıma, sepete tekme vurdular. Her biri bir yandan ünlüyor.. Astıııkk!! Astıkk!! Astık!

Onlar astık diye sevinirken, ben geride can çekişiyorum. Fark ettiler ya sonra ne düğümü açabiliyorlar ne beni kaldırabiliyorlar. Tez gidip teyzeme diyiverdiler halimi. Teyzem koşuyor, tırpanı kaptığı gibi boynumdaki ipi kesiyor. Sonrasını teyzem anlatıyor gözlerini belerte belerte. Diyor ki, yemin ederim senin dilin yirmi beş santim çıkmıştı dışarı. Sen düştün dilin içeri girmiyor. Köyde bir kocakarı var, alıp getirdik dedik bak hele. Dedi ki, kızım o dil içeri girmez. Getiriyorlar tereyağı.. Tereyağını sütle döktüler ağzına yavaş yavaş, yutmaya başladın azıcık da kaydı dilin yerine.

Öyle kurtarıyorlar beni. Doktora iki günde gidemezler yayan.

Hikâyenin önünü ardını dizmeye gerek yok.

Kimin fil kimin çimen olduğunu dillendirmek okuyucunun takdirine kalmış.

Son sözü Mabel Matiz söylesin:

Elinde bir paslı makas

Kestikçe zaman, uzuyor acının saçları

Hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu

Ama ölürdün unutmasan!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık