• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
DenizBİNİCİ

Deniz BİNİCİ

Dilenecek Bir Özrümüz Var!

‘Ne çok acı var.’ diye başlar Zarifoğlu hatıratına. Daha başından bizlere anlatacağı hikayenin teması bellidir: acı. Kitabın adı ise ‘Yaşamak’. Üstad baştan ikazını yapıyor, yaşamak acıdır ey ahali, ona göre gardınızı alın, yüklenin kervanınızı ve ona göre dizilin yola. Zira ‘ruhumuz dar bir şeridin içinden sızılarla’ geçecek!

Ne çok acı var. Ve ne çok acı olacak kim bilir. Bedeni deldik, ruhumuz kanıyor. Hangi uzmanlık alanı ilgileniyordu ruh kanamalarıyla? Rica etsek bir pansuman yapabilir misiniz ruhumuzun kanayan yarasına? Az önce kendi boyu kadar taşı amaçsızca kaldırmaya çalışan körpecik Yusuf’un fırlattığı öfkenin nidalarıdır bu kan..

Bir acı daha var gördüğüm. Tam sol yanımda onun da izi. Belki duymuşsunuzdur Yemenli Rawan’ı. Öyle derin bir yara ki, yıllardır dinmiyor sızısı. Evimin kapısı önünde seksek oynayan, boncuk boncuk bakan gözlerinde yeşil sarı bir uçurtma gibi olabilmenin heyecanını taşıyan Rawan. Ellerini semaya uzatıp bulutlarla dans eden, karanın masum yüzü.. Bir kere bile eline uçurtma alamamış, tüm heyecanı ile birlikte henüz 8 yaşındayken boğazından geçen minicik lokması fazlalık görülerek gırtlağına el basılan küçük gelinim.. Hangi iktidar meraklısı egosu patlamış zelile şikayet edelim bu yarayı doktor? Yalan ile gerçeğin savaşı, unutturur mu diğer Rawan’ları doktor?

Bak bir acı daha var bildiğim. Dilim laldir o zamandan. Sen duydun mu Mardin’i doktor? Mardin’in analarının gözyaşları hala kurumadı, akar. Orada zaman 13 yaşında durdu, akmaz. Rıza’nın keyfi gelene kadar da akmayacak! N.e Ç.alalım, ne söyleyelim? Hangi cebi ve midesi tıka basa dolu pervasıza duyuralım ağıdımızı? Anaların her bir damla gözyaşı için toplayalım tüm N. ve Ç.’leri bu pervasızların dilinden. Anılmasın adı ve tek bir harfi, bu diyaframı çürümüş sükuta bürünmüş cühela tarafından! O zaman kelimelerim geri gelir mi doktor? Peki, peki ya 13 yaşım?

Bir acı daha var. Gözlerim görmez o zamandan. 12 yaşında durdu zaman orada. Hiçbir hayvan otlatılmıyor artık köyümün dağlarında. Köyüm, her zaman olmasa da, şen bir köy idi. Adı Şenlik idi. Zaman durduğundan bu yana adı hatırlanmaz oldu. Kınalı kuzum, benekli tosunum onları bıraktığım yerde beni bekler hala. Oysa ben bir Ceylan idim o dağlarda. Şimdi parçalarım anamın eteğinde bir o yana bir bu yana sallanırken, bu mühim mühimmatın ehemmiyetini anlayan kimse yok! Davul sesli cırtlak kabadayılar ise ancak bu zamansız dağlarda yankılandırır sesini. Başka yeri yurdu yok. Tüm yer ve zamanlar kalotu kangren bir şapkanın ardında gizlenir şimdi. Şapkayı baştan çıkarırsak gözlerim yeniden görür mü doktor? Peki, peki ya parçalarım? Annemin eteğinde sallanırken parçalarım, tüm dünya bir zelzeleye tutulur da alt üst olur mu benim ki gibi?

Büyük bir acı daha var. Öyle bir acı ki, her baktığımda ‘utançla yerle bir olarak hatırlıyorum’ zamanı. Henüz elinin iskeleti yerine oturmamış, 4 yaşında Hüda bu yangının adı. Belki merhametle ama kahredici ve zalim bir zamanda ona yaklaşan elden korkan Hüda! Kocaman gözlerini işgal etmiş korku, kelepçe vurmuş minik dudaklarına ve gözyaşına. Gözünün akamayan yaşı donmuş göz kapağının kenarında. Ve minik elleri sarsılarak havaya kalkmış Hüdamın. Korkuyla.. Ama diş bileyerek.. Geleceğin umudunu avuçlarının içinde sımsıkı tutarak..

Kimi 4, kimi 8, kimi 12, kimi 13 yaşlarında bu çocukların.. Ve tüm çocuklar.. Hangi kahırla sinemi ezsem, o taşı verdiğim elin usulca yanına düşer ve bilmediğin öfken diner. Hangi verilmeyen kararlara hüküm getirsem, gelmeyen rızaları parçalasam senin tenine değen ırzı bozuk beyni bombelenmiş morarmış kemiklerle, bana dünyaları veren gözünün nuru yeniden canlanır. Benim karanlık dehlizlerim sığar mı o ufacık ellerine. Sana verdiğim bu dibi küf tutmuş dünyaya rağmen, sarabilir mi ellerin beni sevgiyle ve saygıyla.

Ne çok acı var doktor, ne çok acı var. Benim delinmiş bedenim ve kanayan ruhum varsa ne çıkar. Arkamda korku dolu gözler, yaşanamamış hayatlar, körpe morarmış bedenler, sütü burnundan gelmiş emzikli bebekler bıraktıktan sonra…

Özür borçluyuz doktor, çok büyük bir özür. Tüm dinlerin, dillerin, renklerin, özgürlüklerin ötesinde bir özür. Çocuklarımıza vaad ettiğimiz bu karanlık dünya için onlara bir özür borçluyuz.

Borçluyuz da, bir özür tüm alçaklıklarımızı bertaraf edebilir mi doktor? 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

tELEKOM KURUMSAL 1 TL
yukarı çık