• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
DenizBİNİCİ

Deniz BİNİCİ

Oruç Hangi Kanalda?

Ah o eski Ramazan’ın tadı kalmadı diye başlayan cümleleri hepimiz duymuşuzdur. Sizden biraz daha fazla Ramazan’a ulaşma imkânı bulmuş kimselerin sıklıkla yakındıkları bir zaman dilimidir Ramazan. Ne istediklerini tam olarak kestiremesek de, hep bir eskiye özlemdir dilindeki.

Ramazanla ilgili olarak benim de eskiye dair birçok özlemim var. Kaybettiklerimizden en çok canımı acıtan ise şimdilerde herkesin sıtmaya tutulmuş gibi televizyon karşısında geçirdiği iftardan hemen önceki vakitler. Benim çocukluğumda iftar öncesi vakitler şöyle geçerdi:

Önce annem işten gelirdi. İftar için hummalı bir hazırlığa girişirdi. İftara mutlaka bir akraba, eş, dost çağrılır, soframız geniş muhabbetimiz zengin olurdu. Annem koştururken, biz ablamla babamın yolunu gözlerdik. Ablam camdan sarkar, ben de kapının önüne çıkar babamın göründüğü ilk dönemeçte ona koşmak üzere vaziyet alırdım. Babamla yürüyeceğim o kısacık yolda, o günün orucunu nasıl tuttuğumu, hiç zorlanmadığımı ama iftarda bolca Ramazan pidesinden yiyeceğimi söyler ve tabi babamın bana günün oruç hediyesi olarak gelirken aldığı, gömleğinin cebinde saklı çikolatayı afiyetle mideme indireceğimi düşünürdüm.

Babam eve gelince hazırlıklar hızlanırdı. Annemin soframızı hazırlamasına yardım edilirdi. O esnada gelen misafirlerle babam ilgilenir, Ramazan’da artan sebze meyve fiyatları, iftardan birkaç saat sonra sokaktan geçen mısırcı amcanın süt mısırlarının tazeliği, bu sene ilk defa oruç tutmaya başlayan çocukların oruca dayanma güçleri ve oruç tutma isteklerindeki azim, fitre ve zekâtların kimlere ne zaman verileceği gibi meseleler konuşulur, tartışılırdı.

Ezan-ı Muhammedi’nin okunmasına beş dakika kala sofraya geçilir, oruç tutan çocukların başları okşanır, vaktin girmesine çok az kaldığı yönünde telkinlerde bulunulur, Allah’a şükür edilir, dua edilir ve oruç açılırdı.

İşte bu zamanları çook özlüyorum gerçekten. Çünkü günümüzde iftar öncesi vakitleri başka bir şekle büründü. Bu büründüğü şekilden dolayı da ‘iftar öncesi vakti’ olma anlamını yitirdi. Sıradanlaştı. Her gün gibi oldu. Diğer günlerden bir tek farkı kalmadı. Neden mi?

Adı Ramazan programı olarak geçen televizyon programları yüzünden!

Günümüz Ramazan’ında iftar öncesi zamanlarda herkes televizyon başına geçip bir ayine gönüllü olarak katılmakta adeta. Eve çağırılan misafir yok, yolu gözlenen bir baba figürü yok, aile fertleri arasında o güne ya da oruca ilişkin edilen sohbetler yok. Televizyon var ya! Tüm bunların hepsini karşılıyor ne de olsa!

Akşam saat 19’da eve gelen bir baba, babadan biraz sonra eve gelen iftar konuğu ve aile arasında edilen sohbetlerin hepsi, televizyon. Ne kıymetli değil mi!

O güne ilişkin bir izlenimini paylaşmak isteyen çocuk, ‘sus sus sus, hoca çok önemli bir duadan bahsedecek şimdi!’ denilerek susturuluyor.

Hocayı dinlemeyip annesine sofra hazırlıklarında yardım eden çocuk, ‘gavur, gel de dua dinle, bilmezsin böyle işleri tabi’ denilerek neyin doğru neyin yanlış olduğu hususunda bizzat ailesi tarafından ikileme düşürülüyor.

Hocanın sözü anaya saygıdan, babanın saygıdeğer varlığından, ailenin muhabbetinden daha dikkate değer çünkü. Zira izlemezsek reytingi düşer, yayından kaldırılır maazallah! Ailenin sürdürülmesi gereken bir muhabbeti yoktur çünkü. Karşımızda oturan adam, kadın, çocuk değersizdir ya, hak etmez iki baba sevgisini, anne sohbetini!

Anlatılan onca konuyu öğrenebilmek için yıllarını harcamış olan hocanın emeği, hepimizin günahının diyetidir sanki. Hocayı dinleyince hepimiz daha Müslüman, daha mümin, daha fazla orucu anlam kazanmış ve kabul edilmiş olanız çünkü. Oruç sadece yemek yememek, gün boyu açlıktan yakınarak oruç tutmayan her kişiye münafık gözüyle bakıp, sabırsızlıkla ezanı beklemektir çünkü. Hoca dua edip biz âmin dedikçe günahlarımız sapır sapır dökülür, hepimizin yüzü nurlanır, evimiz bereketlenir, Ramazan anlamlanır, çoluğumuz çocuğumuz bu dünyaya bizim çocuklarımız olarak geldikleri için şükür ederler çünkü.

Ramazan’ın bereketini, orucun sıcaklığını evlerimizde ailemize, çocuklarımıza, akrabamıza, arkadaşımıza, eşimize, dostumuza yaşatamayacak kadar aciziz çünkü. Allah’ın kelamını kitabından okuyamayacak kadar tembel, elimizi açıp kendi ağzımızla dua edemeyecek kadar tükenmiş ve yüzsüzüz.

Hazır yiyeceklerin yaygınlaşan piyasası gibi alışmışız her şeyin hazırına. Bizim yerimize bizim için de dua edilsin istiyoruz. Hoca dua ediyor ya, aminimiz var ya, daha ne olsun ki!

Bize bıraktığımız sadece amin!

Hocanın göz dolduran kandil gecesi duası Youtube’da!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


tELEKOM KURUMSAL 1 TL
yukarı çık