Bir Ramazan’a daha kavuştuk.

Bizi saran şiddet ve kötülük sarmalı gecemizi gündüzümüzü alt üst etmişken ve etmeye devam ediyorken Ramazan’ın gelişi bir müjde gibi… Yılmayın! Tüm karanlıklar aydınlığa çıkacak elbet der gibi, kalplere ferahlık verdi Ramazan.

Bu kutlu günlere kavuşmuşken Ramazan ruhunun evimizi, ailemizi, çevremizi sarıp sarmalamasına izin vermemiz gerek. Ramazan’ın kuşatıcı havasını solumamız ve etrafımızdakilere bu havayı teneffüs edebilmeyi öğretebilmemiz gerek. En çok da çocuklara…

Bu noktaya nerden mi vardım? Kendisine bana da yeniden hatırlattığı için bolca teşekkür ettiğim bir dostumun bana gönderdiği şu yazıdan…

Ramazanın bereketi hikmeti yağmur gibi yağıyor üzerimize. Eski Ramazanlar yok diye yakınmak da istemiyorum. Kur’an’a ve sünnete uygun geçen Ramazan’ın eskisi olmaz çünkü. Velhasıl bu bereket nebatattan hayvanata ve beşere, yerden semaya, kâinatın bilumum zerresinde tecelli ediyor. Ve bu ilahi rahmetin bereketi kadar masum, günahsız, kalpleri tertemiz bir kesim var ki, onların Amiiin! diyen sesleri kulağımızda gün boyu yankılanıyor.

Bismillahirrahmanirrahim diyerek orucun açıldığı dakikalardan hemen sonra içimizi kaplayan coşkunun adıdır teravih. Birlikte cem olmanın, birlik olmanın en özel yanıdır Ramazan ayında. Camiye alınan yolda erkek, kadın, ÇOCUK peşi sıra yürürler. Gece geç saatlerde dışarı çıkılmasına izin verilmeyen çocuklar cami yolunda olurlar. Hatta birçoğu da ebeveynlerinden ayrı gider. İşte bu çocuklar çok özeldir, elleri öpülesi çocuklardır. İftarda ‘tıka basa’ yiyip oruçlarını açan abileri, amcaları yerlerinden kalkamazken çocuklar camiyi cıvıl cıvıl doldururlar. Bir de teravih saatleri Euro 2016 Şampiyonası maçlarına denk gelince, gerisi malum.

Gelelim bu özel çocuklara… Bu afacan ve hevesli çocuklar, Ramazan’ın içimizi dolduran atmosferiyle camide biz büyükleriyle namaz kılmaya geliyor. Büyüklerin gözünde dayanılmaz uzun saatler süren teravihe, büyükler bile zor dayanırken bu çocuklarında yerlerinde kıpır kıpır olmaları son derece normal. Çocuk olmak koca bir adam gibi saatlerce oturmak (!) değildir arkadaş. Çocuk olmak, sürekli soru sormak, konuşmak, hareket etmek, oyun oynamayı istemek, sevgi ve şefkat beklemek demektir.

Caminin en küçük misafirlerine sahip çıkmak elzemdir. Çocukların Ramazan heyecanına neşesine bereketine “Susun bakayım! Kulaklarını çeken yok mu şu yaramazların, çıkın dışarı!” diye bağıra çağıra çocuklar da derin yaralar bırakmaları ne kadar da acıdır.

Hülasa; cennetin melekleri olan çocuklarımızı, caminin de melekleri yapmamız, başlarını okşayıp aynı safta namaz kılmayı önce öğrenmemiz sonra öğretmemiz şarttır. Çocuk her zaman çocuktur ve yaramazlığından vazgeçmeyecektir. Çocuk sesleri camilerimizden eksik olmasın. Hele bir de Fatiha-i Şerife’den sonra “Amiiiiiiinnnn!” diye yankılanan sesleri… Siz hep amin deyin çocuklar!

İşte bu yazıyı okuyunca aklıma düşüverdi hemen:

Enes bin Malik anlatıyor: Bir defasında Peygamber Efendimiz secdede iken Hasan ve Hüseyin geldiler, sırtına çıktılar. İninceye kadar Peygamberimiz secdeyi uzattı. Oradakiler sordu: “Ya Resulallah, secdeyi uzatmış olmadınız mı?” Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Oğlum sırtıma çıkınca acele etmekten çekindim.”

Belki çok duyduk, çok dinledik, çok okuduk. Ama okumak da dinlemek de yetmiyor demek ki. Sorun pratikte. Peygamberin secdede sırtından indirmediği torununun hikâyesini tebessümle dinliyoruz. Ama bizden tebessüm bekleyen kendi isteğiyle safımızda yer tutmuş çocuğun başını okşamaktan aciziz.

Daha önce de dediğim gibi tembeliz. “Ramazan’ın bereketini, orucun sıcaklığını evlerimizde ailemize, çocuklarımıza, akrabamıza, arkadaşımıza, eşimize, dostumuza yaşatamayacak kadar aciziz çünkü. Allah’ın kelamını kitabından okuyamayacak kadar tembel, elimizi açıp kendi ağzımızla dua edemeyecek kadar tükenmiş ve yüzsüzüz.” (http://www.boldhaber.com/yazarlar/deniz-binici/oruc-hangi-kanalda/34)


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.