• 25 Kasım 2016, Cuma 17:01
Dr. İbrahim  YILDIRIM

Dr. İbrahim YILDIRIM

Para Artık Habil’de Olmalı!

 

Bundan yıllar önce İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü olarak kültürel-sanatsal bir gezi için Şam, Halep ve civarında olacaktık. Bir sebebe binaen katılamadım ve sanki o günlerde içime doğmuş gibi, bir daha oraları görebilecek miyim diye içimi tuhaf bir duygu kaplamıştı. O gün gidemediğim o yerlere bugün bombalar yağıyor. Bırakın tarihi kültürel mirasımızı, bu mirasın hayatta kalması gereken insan unsurumuz bile yok ediliyor.

Emperyal yapının en temel özelliği şudur: Taşınabilir ve taşınmaz tüm birikimi siler, yok eder. Ne tarihsel birikim kalır ve ne de bunun mümessili olan insan. Endülüs dâhil, Bosna’dan; Kırım’dan, Kafkaslara, Türkistan’a tüm İslam coğrafyasına bakın, bunu görürsünüz: Kahire’de, İskenderiye’de, Şam’da, Halep’te, Bağdat’ta, Samarra’da vd. Tüm kütüphaneler, bilimle uğraşan insanlar bir şekilde ortadan kaldırılmıştır. Türkiye gibi İslam Coğrafyasının beyni olan bir ülkede ise, bu daha profesyonel metodlarla yapılmıştır. Bu babda malumun ilanına lüzum yoktur! Bu kısmı ariflere havale ediyorum.

Ortaçağın karanlık Batı Dünyası’nın aksine Doğu (İslam) Dünyası’nda aydınlık bir çağ yaşanıyordu. Kilise’nin “Tanrı” tanımının çevresinde oluşturulan bu karanlık dünyadan Batı özellikle Endülüs kanalıyla Rönesans ve Reform hareketlerini yaparak kurtulmuştu.

Konstantinopolis’i evet almış ve İstanbul yapmıştık. Bu tarih bir devri kapatıp yeni bir devri açmıştı, buna da evet. Ama Aynı zamanda bu tarihten sonra Avrupa yeni arayışlara girmiş ve ilk hedef olarak o muazzam İslam mirasını yani Endülüs’ü yıkmıştı. Daha doğrusu bir daha geri gelmeyecek şekilde silmişti, tüm izlerini. Bu ne anlama geliyordu?

Osmanlı İstanbul’da taht kavgasıyla uğraşırken, kadim bir İslam ülkesi Endülüs tarih sahnesinden siliniyor ve belki en önemli sonuç olarak da “Coğrafi Keşifler” diye bize yutturulan ve bizdeki karşılığı “Sömürü Tarihi”’nin başlangıcı olan yeni bir dönem başlıyordu.

Avrupa’yı eski Yunan’la tanıştıran, tüm kadim eserleri çevirerek, şerh ederek, hiçbir kıskançlık emaresi göstermeden dünya ile paylaşan İslam Medeniyetinin o asil ruhlu âlimlerinin günümüzdeki çocukları, kökenlerini bu kadim Yunan’a bağlayan birleşik Avrupa’nın gözü dönmüş çocuklarının her türlü vahşetiyle karşı karşıyadır bugün. Ve ne kadar trajikomik bir durumdur ki, aslında Habil’den Kabil’e yine değişen bir şey yoktur. İblis’in bildiği halde itiraz ettiği şeye sebep olan “kıskançlık” kelimesi o günden bugüne hala gündemdedir. İslam Ümmet’inin kalender meşrep ve paylaşımcı çocukları ne kadar verirse versinler, Kabil’in torunları almaya doymamaktadır. Almamız gerekiyor artık. Ne varsa hepsini Batı’nın elinden. Bizim olduğu kadar diğer mazlum milletlerin de kaderi bizim kaderimizle aynıdır bu manada.

Dünya “beş” ten büyüktür, çok doğru ama“beş” hala dünyadan büyük! Bu da gözümüzün önünde duran bir gerçek. O tarihlerden içinde bulunduğumuz postmodern çağa gelene kadar “para”yı elinde tutan hep bu beş ve yan partnerleri olmuştur. Para huzurdur aynı zamanda. Huzursuzluğumuzun temel birincil nedeni işte bu: Parasızlık! Para, İslam Dünyası’nın eline geçene ve emrine girene kadar dünya beşten küçük olmaya devam edecektir ve bizler de mutsuz olmaya devam edeceğiz. Evet, hala iddia ediyorum, para huzurdur ve para artık Habil’de olmalıdır!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık