• 08 Eylül 2017, Cuma 12:39
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Cemaatler Meselesi

Son yıllarda cemaatler sıkça toplumun gündemine gelmeye başladı, artarak da devam ediyor. Bana kalırsa bu oldukça hayra alamet bir şey, sebebini izah etmeye çalışacağım fakat, öncelikle Türkiye'de meselenin hangi  zeminde tartışıldığının altını çizmekte fayda vardır.

Birinci grup, cemaatlerin külliyen tutu-kaka kurumlar olduğu, şeriatı getirmeye çalışan mürteci kurumlar olduğunu düşünüyor, iddia ediyor ve mutlaka bu kurumlardan kurtulmak gerektiğini salık veriyor.

İkinci grup, cemaatler zinhar tartışılamaz, günahtan ber'i kurumlar olduğunu iddia ediyor ve bu kurumlara yapılan eleştiriyi topyekun dine ve İslam'a yapıldığını, cemaatler üzerinden din yok edilmeye, İslam değersizleştirilmeye çalışıldığını düşünmektedirler.

Bana kalırsa her iki bakışta yanlıştır, hatalıdır ve hem topluma hem cemaatlere zarar veren yaklaşımlardır. Birinci grup gerçekten de dini, dini kurumları ve dindarı gördüğü zaman kırmızı görmüş boğa gibi saldırmayı demokratlık ve modernlik olarak gördüğü için bizim kapsama alanımızın dışındadır. Esas muhatabımız olması gereken ikinci grup olmalıdır ki, bu grup yazılı, görsel ve sosyal medyada "Cemaatime dokunma" hashtagi ile paylaşım yaparak inanılmaz bir "hizmete" imza attığını düşünüyor.

Ben, bu dostlara "Üçüncü bir yol" olduğunu ifade etmek isterim, o da şudur:Cemaatler tartışmadan ber'i,  günahlardan münezzeh, eksiksiz ve hatasız kurumlar değildirler. Eğer her bir eleştiriyi "Din / Cemaat / Müslüman düşmanlığı" olarak telakki edilirse, korkarım en büyük hata ve vebal bu olur. Zira, eğer eksikleri, aksaklıkları, yanlışları biz konuşmaz, biz itiraz etmez, biz dile getirmez isek; o yanlış bir gün patlar ve bütün toplumun sisli-puslu bir ortamda tartışmasına sebep olur.  Bunun en büyük ikazını bu toplum 15 Temmuz'da yaşadı ve kabul edelim ki bu olay patlak verene kadar bizler yapılan yanlışları, nepotik oluşumları, kadrolaşmaları dile getiremedik, engel olamadık. Süreç sonunda yaşananlar topyekun İslam'a ve Müslümanlara mal edildi ve çok ciddi zararlar verdi.

"Üçüncü yol"daki kasıt şudur:Cemaatler vardır, olmalıdır, bu ülkenin gerçeği ve olmazsa olmaz kurumlarıdır. Fakat, cemaatler  "cemaat olma hikmeti"  dairesinden çıkmamalı;herkesten önce bizim buna engel olmamız, müsaade etmememiz gerekir.

Şöyle bir örnekle örneklendirirsek meramımız daha net anlaşılmış olur:Bizler yıllarsa TSK'yı eleştirdik, yanlış yaptığını söyledik. Bununla biz topyekun TSK'nın ya da Mehmetçiğin düşmanlığını yapmış olmadık. Dedik ki; "Siz bizim gözbebeğimizsiniz, ama asli görevinizi yaparsanız öylesiniz, asli görevinizin dışına çıkar darbe yaparsanız, tank yürütürseniz, balans ayarı yaparsanız önce o mübarek ocak, sonra da bütün ülke zarar görür" dedik. Yani itirazımız TSK'nın kurumsal yapısına ve Mehmetçiğe değil;içinde kümelenmiş "cuntaya" idi. Ve bunun içinde hiç birimiz de "TSK lağvedilmelidir" demedik, diyemeyiz, dememeliyiz.

Yapılması gereken şey şuydu:TSK'ye kuruluş felsefesini hatırlatmak, tekrar o alana çekmek ve o alanda kalacak şekilde düzenlemeler yapmaktı, şu anda bu, bugün için çok ciddi bir şekilde sağlanmış olduğu için TSK  "en saygın kurum"  Mehmetçik  "Peygamber Ocağı" olarak görülmektedir ve öyledir. Bu ne zamana kadar devam etmeli?  "Görev alanında çıkmadığı" sürece devam etmelidir, devam eder.

Şimdi aynı şeyi Cemaatler içinde söylüyoruz, söylenmelidir:Sizler bizim göz bebeği kurumlarımızsınız. Bizler biliyoruz ki, Cumhuriyetle birlikte eğer sizler olmasaydınız, bu toplum manevi anlamda "boş çuval" gibi ayakta kalamazdı. Lütfen asli görevinize dönün, lütfen kuruluş amacınıza uygun hareket edin, lütfen birer "Ekonomik kurum" haline gelmeyin, lütfen "Siyasi pazarlıkların içinde olmayın" diyoruz,  veya deniyorsa, bu "Cemaate düşmanlık" mı oluyor?

Asla değil; aksine,  "Hata yaptığında kılıcıyla düzeltecek kardeşlik" görevi olarak telakki edilmelidir. Kaldı ki,  cemaat dediklerimiz bu ülke vatandaşlarının kendisidir, nasıl karşı olunabilir? Fakat, bu güzide kurumlarımızın her türlü polemiklerin dışında olmasını istemek her Müslüman'ın hem görevi hem de hakkıdır. Bu da,  bu kurumlarımızın "polemiğe sebep olabilecek" eylemlerin / söylemlerin içinde olmamasıyla sağlanabilir ancak.

Son bir ikaz daha:Hemşehri Dernekleri de "Kuruluş felsefesinin dışına" çıkıyor, benden söylemesi.  Bugün "fayda elde edildiği" saikiyle bunu dile getirmemek bu vatana ihanetle eşdeğerdir.

Şöyle ki: Hemşehri Derneklerinin kuruluş felsefesi, amacı şuydu:1970'lerden sonra hızla kırdan kente göç, göç edenlerin her anlamda asimile olmasını, değerlerinden ve geldiği topraklarının adet ve inançlarından kopmasını getiriyordu. İşte bu erozyonu, bu asimilasyonu engellemek, adet ve inançlarını korumak maksadıyla kurulmuş kurumlardır Hemşehri Dernekleri. Bugün ise,  bu kuruluş felsefesinin çok ötesinde;inancımıza ve ülkemize zarar verecek oluşumlara,  nepotik yapılanmalara vesile olan kurumlara dönüşme tehlikesi ile karşı karşıyalar.

Yapılması gereken şey "yanlış yapan" kurumu, derneği, cemaati linç etmek, kapatmak, kurtulmak değil; kuruluş felsefesine ve amacına uygun olarak asli "görev alanına" davet etmek ve çekmektir.

Bizler, eleştirmekten ve konuşmaktan değil; eleştirilmemekten ve konuşmamaktan korkmalıyız. Bu hem sosyolojik olarak,  hem de dinen doğru olandır. Yeter ki amaç "Üzüm yemek" olsun...

Muhabbetlerimle...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık