• 09 Ocak 2018, Salı 13:06
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Diyanet Neden Hedefte?

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3 Mart 1924'de çıkan 429 sayılı Kanun ile direk Başbakan'a bağlı olarak bizzat Atatürk tarafından kuruldu. Kurulduğu günden beride hep tartışılan bir kurum oldu. Konuşma yasağının kalkmaya başladığı çok partili hayata geçişle birlikte muhafazakarlar; muhafazakarların iktidarda olduğu dönemlerde ise laikçiler tarafından hedef tahtasında olan bir kurum oldu DİB.

Biz, tarihi seyrinden ziyade, günümüzde, oldukça güncel bir konu üzerinden değerlendirmeye çalışacağız DİB'i.

Bu kısa değerlendirmeden sonra da, DİB'in ne amaçla kurulduğu ve nasıl bir kurum olduğunu paylaşmak istiyorum. Ama önce, özellikle Ulusalcı-laikçilerin kızılca kıyamet kopardıkları, DİB'in internet sayfasındaki açıklama / yorumu paylaşmak faydalı olacaktır.

İtiraz edilen, DİB'in internet sayfasındaki "İnternet Kavramları Sözcüğü"nde geçen ve kızılca kıyametin koparıldığı paylaşımı noktası virgülüne dokunmadan paylaşalım.

Açıklama / yorum şöyle:

 "İslam hukukçularınca buluğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir."

Bu ifadeden, "DİB, 9 yaşındaki kız çocukların evlenmesini tavsiye ediyor, teşvik ediyor, normalleştiriyor" sonucunu çıkaracak bir aklın "gıda dışı" bir şeyle beslenmiş olması gerekiyor. İnsanın amacı "bağcı dövmek" olunca, hem kendi aklını beş paralık edebiliyor, hem de insanların aklıyla pekala dalga geçebiliyor. Bu yoruma yapılan bu tür itirazlar bunun en zirve örneğini teşkil etmektedir. İnsan önyargılı olunca, öküzün altında buzağı arayabilir.

Allah aşkına, bu açıklamada, böylesi bir sonuç çıkaran aklı evvellerin, cümle içinde geçen hangi kelimeden böyle bir anlam çıkardıklarını merak ediyorum. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, "aklı olan" hiç bir insanın bu açıklama / yorum da böyle bir anlam çıkarması imkansızdır!

DİB, İslam hukukuna göre "mükellef olma / reşit olma" yaşını ifade etmektedir ki, bu bilimsel bir açıklamadır. Diyelim ki DİB, "50 yaş kadınlar için adetten kesilme yaşıdır ve çocuk sahibi olamazlar" dese, bu DİB'in 50 yaş üstü kadınların evliliğine karşı gelmesi anlamına mı gelmiş olacak?

Siz böylesi bir açıklamada böylesi bir sonuç çıkarıyorsanız, size tavsiyem, tez elden bir nörologa görünün: zira durumunuz gerçekten vahim!

Evet, söz konusu yaşta evlenecek olan "çocuklar" anne-baba olabilirler, buna itirazınız mı var? Oldukları, maalesef zaten yaşayarak gördüğümüz, yaşadığımız hadiseler değil mi?

Eğer itirazınız varsa, ne zaman mükellef olduğunuzu unutmuşsunuz demektir: bununda tek yolu doktorlara görünmektir. Bilmiyorsanız sorun bir erkek çocuğuna ne zaman mükellef olduğunu size söylesin!

"9-12 yaş buluğ çağıdır" ifadesinden, sizler nasıl; "9-12 yaşında evlilik tavsiye ediliyor" sonucunu çıkardınız hakikaten merak ediyorum. Eğer gerçekten böyle bir sonuç çıkardıysanız, bence bilimin öncelikle sizin üzerinizde çalışması gerekiyor!

Bana söyler misiniz: DİB, İslam'da buluğ yaşını ifade etmek için başka nasıl bir cümle kullanabilirdi? Diyelim ki bunu TIP'çılar  söyleseydi, yine aynı saçma reaksiyonu gösterir miydiniz?

Eğer itiraz edecekseniz, bilimsel bir cevap verin ve deyin ki, "Hayır, yapılan araştırmalar o yaşları değil de, bu yaşları buluğ yaşı olarak gösteriyor". Böylece bilime de bir katkınız olsun, ölür müsünüz!

Ne ise, bu arkadaşların mayasında var: içinde "din" geçen bir cümle geçti mi kimyaları bozuluyor. Bu itirazları da, bozulmuş kimyalarının hezeyanı olarak görmek gerekiyor.

Şahsen ben, minimum 20 yaşından önce kızlarıma talip olanları kedi-köpeklerle kovalarım!.. Ama mesele bu değil, mesele dini-dindarı "öcü" gösterme meselesidir.

DİB'e karşı yapılan bu "saçma" itiraza değindikten sonra, nasıl oluyor da, bütün dini kurumları lağveden Kemalist rejim DİB'i kuruyor ve "Kırmızı Plaka" ile taltif ediyor. Kemalistler, laiklik konusunda mı riyakarlık yapmaktaydılar, yoksa din konusunda mı? Laik bir devlette DİB diye bir kurum nasıl olabilir? Bu soruların cevapları, bugünkü itirazlara da ışık tutabilir.

Öncelikle şunu ifade edelim: DİB, "Dini bir kurum" değildir. DİB, Kemalist rejimin en önemli bürokratik kuruluşlarındandır ve tamamen "siyasi" bir kurumdur. Ve DİB'in kuruluş felsefesinin altında Kemalist rejime hizmet etmek, Kemalist rejimi tahkim amacı vardır: Din, siyaset tarafından kontrol altına alınmak istenmektedir, esas kuruluş amacı budur.

DİB'e biçilen bugünkü konum, DİB için işkencedir: Zira, bugünkü pozisyonda DİB, siyasetin emrinde açıklama yapan bir bürokratik elemandır. Bugün yapılan itirazların sebebi ise; DİB'in resmi ideolojinin söylemiyle hareket etmediğine olan inançtır.

Peki nasıl olmalı?

DİB, siyasetten beri, hiç kimseden emir almadan görüş beyan edebilecek bir özerk yapıya kavuşturulursa tartışılan bir kurum olmaktan çıkabilir.

Devlet, laik olabilir, bunda bir sakınca yok. Devlet, kurum-kuruluşlarında ve işleyişinde DİB'in yorumlarına başvurmayabilir, bunda da hiç bir sıkıntı yok. Fakat, ne devlet, ne hiç bir kimse DİB'in ne diyeceğini, ne demeyeceğini, nasıl ve ne kadar diyebileceğini belirleyemez. Eğer devlet kendisinde böyle bir hak görürse; DİB'in vardığı her karar-yorum-açıklama DİB'in değil, devletin olur. Daha açık bir ifade ile; böylesi bir açıklama-yorum-karar "Dini" değil, "siyasi" olur.

Bugünkü pozisyonuyla; DİB'in son derece masumane, son derece siyaset dışında yaptığı bilimsel bir açıklama için bile, herkesin her şeyi söyleme hakkını kendinde bulabileceği bir yapıdır.

Diyanet, eğer "Dinin hükümlerini" bize bildirecekse; dışarıdan hiç bir müdahale olmadan, Kur'an'dan çıkardıklarını, yani Kur'an'ın söylediklerini bize söyleyecektir. "Kur'an'ın söylediklerini söylemekten çekinen" bir DİB güvenilirliğini de yitirmeye mahkumdur.

Peki DİB'in hiç hatası yok mu?

Bence var: Eğer DİB yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi bir fonksiyon üstlenmiş olsaydı / olabilseydi, bu ülke de FETÖ / PDY diye bir yapının oluşması kolay olmaz, 15 Temmuz gerçekleşmeyebilirdi. DİB'in, "Hiç bir kınayıcının kınamasından çekinmeden" FETÖ'nün yanlışlarını söyleyememesi, hem Anadolu insanının 40 senesinin heba olmasını, hem ülkesine düşman bir güruhun oluşmasını sağlayan önemli bir etkendir.

DİB'in, en az TFF veya MB kadar özerk olmaya hakkı vardır ve olmalıdır. Biliyorum, buna iki kesim karşı gelecektir: Birincisi, bugün bu saçma sapan iftiraları atanlar. İkincisi ise FETÖ gibi "Din" adına illegal amaç taşıyan / taşıyacak yapılanmalar.

Şu soruyla bitirelim: "DİB'in FETÖ'nün önüne geçememesinin nedeni DİB'in hatası / eksiği mi, yoksa DİB'e biçilen modelin / rolün mü?" sorusunun cevabını sizlere bırakıyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık