• 07 Kasım 2016, Pazartesi 10:20
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi

İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin sinema filmi “Hz.Muhammed (sav) :Allah’ın Elçisi” Türkiye’de vizyona girdi. Bende filmi eşim ve iki kızımla birlikte izledim. Bu yazıda hem filme,hem filimle ilgili tartışmalara değinmek istiyorum. 

Film vizyona girer girmez şovenist sunni reflekslerle çok ciddi, çok sert eleştirilere maruz kaldı. Ben daha baştan bu eleştirilere katılmadığımı;dahası eleştirileri eleştirdiğimi ifade ederek başlamak isterim.Nedenini yazının sonunda ifade edeceğim ama öncelikle filme dönmek isterim. 

Filmi iki açıdan değerlendirmek mümkün: 

Birincisi sinema tekniği açısından, ikincisi ve en önemlisi ise işlediği konu itibarıyla “içerik” açısıyla değerlendirmek doğru olacaktır. 

Film,sinema tekniği açısından şu ana kadar bu alanda seyrettiğim en kaliteli film oldu.Görselleri,çekimleri,karekterleri,zaman tüneli içinde zaman/zemin ilişkisi vs..Hepsi muhteşem.Müslümanların da sinema yapabileceğini göstermesi bakımından çok değerli bir çalışma.Bu konuda ne kadar övgü dolu sözler yazılsa hakkıdır.Sanıyorum,özellikle filmi izleyenlerin bu kısmıyla alakalı itirazları yok gibidir. 

Esas kızılca kıyametin kopması filmin içeriğiyle alakalıdır. Bana kalırsa bunun da en az yüzde sekseni mezhepsel ön yargılardan kaynaklanıyor. Bunun en büyük delili ise filmi daha izlemeden, filmle ilgili yapılan değerlendirmeler,eleştirmeler,yerden yere vurmalar ve “izlemeyin dinden çıkarsınız” tarzı uyarılardır. 

Bu alan,hiç şüphe yok ki İslam Tarihçilerinin,Din Adamlarının,Alimlerin,Ulemanın değerlendirmelerine bırakılacak bir meseledir. Fakat,ben filmin içeriğiyle ilgili de aman aman bir hata görmedim.Belki bugüne kadar süregelen ve çoğunluklada kabul gören Efendimizin mübarek cemalinin gösterilip gösterilemeyeceği konusu en önemli tartışma sebebi...Bende, Efendimizin cemalinin gösterilmemesi gerektiğini söyleyenlerin safında yer alanlardanım.  

Lakin bu filmde bu konuyla alakalı olarak iki toleransın olduğu,olması gerektiğini de düşünüyorum.Birincisi,film Efendimizin doğumu ile Peygamberliğin geldiği tarihleri anlatıyor.İkincisi de kesinlikle yüzünü göstermiyor,daha çok uzaktan ve arkadan gösteriyor.Bütün bunlara rağmen filmin içeriğiyle alakalı eleştiri getirmek;konunun hassasiyeti bakımından anlaşılabilir bir şey… 

Benim gözlemim ise tartışma ve eleştiriler bu yönlü değil;daha çok mezhepsel faşizanlıkla ve tamamen ön yargılarla yapılan bir tartışma ve eleştiriler.Üzücü olan kısmı şu;bu kadar hassasiyet gösteren insanların sinema üzerinden bizim bütün değerlerimizle alay eden,hor ve hakir gören;son derece galiz küfürlerin,müstehcenliğin,hatta pornografinin olduğu filmlere göstermedikleri tepkiyi bu filme göstermeleridir. 

Tevafuk bu ya; benim bir önceki yazımın konusu da “Yedi Hilal Derneği ve Kültür Sanat”tı.Yazı da özetle neden Kültür-sanatın içinde olmadığımızı eleştirmiştim. Bu eleştiriden sonra bu film bana ilaç gibi geldi. Bana ilaç gibi geldi ama, anlaşılan o ki, bir çok insana da zehir gibi gelmiş… 

Biz Müslümanların en önemli sıfatının “samimiyet” olması gerektiğini düşünüyorum. Biz “Ermeni soykırımı” iddiaları için uluslar arası arena da şu haklı savı; “Bu tarihi bir meseledir, bunu siyasetin malzemesi yapmadan tarihçilere bırakmak gerekir” i savunmuyor muyuz? 

Bu konuda da, mezhepsel problemler konusunda da, siyasete angaje olmadan, mezhepsel şovenizme ve faşizme düşmeden, meseleyi konunun uzmanlarına bırakmamız gerekiyor.Tabii öncelikle,konunun uzmanlarının da siyasetten ber’i; Kur’an ve Sünnet ışığında meseleyi ele almaları gerekiyor. 

Türkiye’de din konusunda biri farklı bir şey söyledi mi onu, “İrancı-Şiici” göstermek bir gelenek haline geldi. Bizim tez elden bu hastalıktan kurtulmamız lazım… 

Eğer dünyada gerçekten bütün Müslümanlar “Ümmet” ortak şemsiyesinde toplanacaksa bunu becermek zorundayız. Bizim ülkemizde “Yanmayan kefen” satan hocaların da, İslam-şehvet algısını oluşturan “Maşallah-inşallah”ı ağzında düşmeyenlerin de olduğunu da biliyoruz. Bence bunlar söz konusu filmlerden çok daha tehlikelidir. 

Benim İran’la ilgili yıllardır söylediğim;”Batı dünyası uzun vadede bu coğrafyada mezhep savaşları çıkarmak istiyor, bunun içinde iki tarafın mümkün olduğunca denk olması gerekiyor. İran’ın “şeytan” ilan edilmesi, İran’ın güçlenmesini, İslam dünyasında sempati toplamasını sağlamak içindir. Bunun en büyük delili de Batının Irak’ı işgal ettikten sonra bu ülkeyi “şeytan” gördüğü İran’a teslim etmesidir” iddiasıdır. Yine aynı şeyi düşünüyorum… 

İran’ın itikadi olarak çok farklı bir yerde durduğunu da,emperyal amaçlar güttüğünü de farkındayım. Fakat,bütün bunlara rağmen,bizim de İran’ın da karşı gelmemiz gereken, hepimizin ortak düşmanı olan, İslam-Müslüman düşmanları olması gerekmez mi? 

Bütün bunları görmemize rağmen, neden kurulmak istenen tuzağa balıklama dalıyoruz? Neden batının çabalarına katkı sağlıyoruz? 

Emin olalım ki, bizim kulağımıza Şii düşmanlığı üfleyenler; Şiilerin kulağına da Sunni düşmanlığı üflüyorlardır. 

O zaman,neden sabahtan akşama kadar Müslümanların birbirini boğazlamasına ağıtlar yakıyoruz ki? Bu anlayışla mı İslam Birliğini, Ümmet kardeşliğini tesis edeceğiz? 

Bu ülkenin en önemli entelektüelleri olarak gördüğümüz insanların İran-Şia düşmanlığı kusmaları; ne Sunnilere,ne de Şiilere fayda sağlamayacaktır.ABD,İsrail,İngiltere,Almanya ve bilimum Batı dünyasına fayda sağlayacaktır. 

Cumhurbaşkanımızın, “Benim dinim Sunnilik değildir, benim dinim Şiilik de değildir. Benim dinim İSLAM’dır” haykırışını ben çok doğru,çok yerinde görüyorum.Anlıyorum ki,sabahtan akşama kadar Cumhurbaşkanımızı övenler bu konuda daha Cumhurbaşkanımızı anlamış değiller. 

Şunu ifade etmek isterim;Milli Görüş hareketiyle tanışık olduğum çocukluk yıllarımda,hiçbir zaman İran bizim öncelikli “düşmanımız” olmadı.Bizim İran’a düşmanlığımız ile FETÖ’nün bu ülkede yükselmesi birbirine PARALEL gelişti. 

Kerbela, insanoğlunun gördüğü en vahşi katliam değildir ama; Müslümanların yüreğini hep yaralı bırakan vahşetlikte bir sızıdır.Bunun tek sebebi “Kardeş katliamı” olarak tarih sahnesinde yer almasıdır.Acı ama,hepimiz yeni Kerbelalar için kesinlikle hazır ve nazır durumdayız. 

Filme dönersek; filme tam DİB’lığının baktığı yerden bakıyorum . Ufak tefek hatalarına rağmen İslam dünyasının bir başarısı olarak görüyorum. 

Hepimize düşen şey, “kardeş kavgalarına” odun ve ateş taşımak değil, su taşımak olmalıdır. 

Kalbi muhabbetlerimle… 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık