• 07 Temmuz 2017, Cuma 10:18
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Milliyetçilik

Batı Medeniyeti,Sanayi Devrimi ile dünyayı içindeki her şeyiyle bir grup insanın malı gören kapitalizmi;Fransız Devrimi ile de bütün toplumları kasıp kavuran,büyük imparatorlukları un-ufak eden milliyetçiliği dünyamıza armağan etti.

Kapitalizm,dünya ve içindeki her şeyi bir grup insanın "mirası" görerek bütün kaynakları sömürmeye başladığında,araçsallaştırdığı argümanı iktisadın tanımı olarak dünyaya empoze etti.

Artık iktisat: "Sonsuz insan ihtiyaçlarının,sonlu kaynaklarla çözüm üretmeye çalışan" bir organizasyon / bilim dalı olarak literatürde kabul edilebilinirdi.Bu tanım ve kabul,kapitalizmin yaptığı sömürüyü meşrulaştırıyordu.

Zira,bu tanıma göre kapitalizmin hiç bir günahı /kabahati yoktur, çünkü "kaynaklar sınırlı,ihtiyaçlar ise sınırsız"dı.Problem kapitalizmde değil,"kaynakların yetersizliğinde" idi.Üstelik, "insanların ihtiyaçları da sınırsız"dı.Hal böyle olunca kapitalist dünya "masum" olarak kabul edilmeliydi,öyle de oldu.

Oysa din, "insanın ihtiyaçlarının sınırlı,kaynakların sınırsız" olduğunu salık veriyordu.Yani kapitalizmin zıddını iddia ediyor ve bu "sınırsız kaynakların,sınırlı insan ihtiyaçlara" göre dizayn edilmesini; sürdürülebilir bir ekonomik,sosyal ve ekolojik düzen emrediyordu.

Hava sınırsızdı,su sınırsızdı,toprak sınırsızdı.Oysa insanoğlunun yemesi de,içmesi de,nefes alması da sınırlıydı.İnsanın "var olması" için Allah'ın var ettiği her şey sınırsızdı,yeter ki "paylaşım" eşit olsundu.Kapitalist düzen bunu alt üst etti:Sürdürülebilir bir dünya sistemi yerine;hemen bugün,her şeyin tüketilmesi,hem de dünya canlılarının %0,0001'i oranındaki sistemin ağababaları tarafından tüketilmesi onlar için en temel haktı,zira:Dünya onlara "miras"tı.

Sistem böyle kurulunca ve kabul görünce,bizler Afrika'da açlık ve susuzluktan ölen milyonlarca insanın,milyarlarca canlının ölümünü "kıt kaynaklara" bağladık."Kaynakların yetersizliği" idi problem!

Kimse bu zokayı bize yutturan sistemin baronlarının bütün "kaynakları" iç ettiğinden dolayı insanların ve bütün canlıların öldüğünü aklına bile getirmedi.Oysa,suyun yokluğu da,ekmeğin kıtlığı da,havanın kirliliği de sistemin kurucuları,dünyanın sahibi olarak kendilerini görenlerindi.Bunların dünyasında bırakın insanları,hayvanların ve nebatatın bile yaşam hakkı yoktu,olamazdı.

Dünya,sırf onlar yesin-içsin, sonra da yediklerini kussun;kusamadıklarıyla obez olsun diye açlık,susuzluk,havasızlık girdabında debelenebilirdi artık...

Bu,Sanayi Devrimi ile kapitalist dünyanın armağanı olarak bizlere kalandı,birde Fransız Devrimi ile bize bırakılan vardı,ona da değinelim.

Fransız Devrimi özünde etnisiteye dayalı,milliyetçilik sosuyla tatlandırılmış ve Ulus-devlet projesiyle hayatımıza sirayet eden bir sürecin başlangıcıdır.Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Sanayi Devriminin getirdikleri,daha çok ekonomik ve ekolojik dünyamızı şekillendirmeye yönelikti.Fransa Devrimi ise bizim sosyal-siyasal ve toplumsal  hayatımızı dizayn eden bir projeydi.

Kısaca projenin amacı şuydu: "Her millet kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmalı"ydı.Tabi burada "her millet"ten kasıt etnisitedir.Yani Arnavutlar,Boşnaklar,Çeçenler,Türkler,Kürtler,Ermeniler vb hepsi bağımsız olarak birer "Devlet" kurmalıdırlar.Bu milliyetçilik akımlı,Ulus-devlet uygulamalı projenin bize dayattığıydı;çok belli ki bu hiç beklenmediği kadar tuttu.Öyle ki sırf Birinci Dünya Savaşı sonrasında üç imparatorluğun dağılmasını sağladı bu sistem.Hatta denebilir ki imparatorluk kalmadı.Hemen ifade edelim ki,İmparatorluk sadece bir yönetim şekli değildir.Aynı zaman da bir "sosyal-siyasal yapının" da adıdır.Bu sosyal-siyasal yapı çok etnikli,çok dinli,çok kültürlü,çok mezhepli,rengarenk bir sosyal yapı...

İşte imparatorlukların yıkılması demek esasen bu "sosyal-siyasal  düzenin" de yok olması anlamına geliyor.

Şimdi bir de "sosyal yapı"yla ilgili "Din"in bakışı vardır ki,Ulus-devletin bize vaaz ettiğinin zıddıdır.Onun da uygulamasını önce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in dünyaya armağan ettiği ilk "Şehir-medeniyet"inde görüyoruz.En son olarak da ecdadımız Osmanlı bunun en müşahhas örneğidir.

Hz .Nebi,muhtemel ki bugünü görerek nasıl bir musibetle karşı karşıya kalacağımızı hatırlatıyor ve aramızdan ayrılmadan önce "son sesleniş"inde bize haber veriyor.Tarihe "Veda Hutbesi" olarak geçen metin/hitabet/sesleniş tam bir manifesto niteliğindedir.

Özetle,"Milliyetçiliğin,kavmiyetçiliğin ayaklar altına alındığını;beyazın siyah üzerinde üstünlüğü olmadığını " salık veriyor.Şüphesiz bu "son sesleniş", "laf olsun" diye yapılmadı.Hatta,"burada olanlar,olmayanlara haber versin" diye de "talimat" verildi.Kısaca "hepiniz bilin ki çıkış yolunuz budur,bu yol dışında yollara saparsanız ebediyen yara bere içinde kalırsınız" ikazıydı yapılan sesleniş.

Bugün,özellikle İslam Alemi,ne çektiyse / ne çekiyorsa bu "son seslenişe / son haykırışa / son uyarışa mugayir hareket etmekten çekti,çekiyor.

Son Suriyelilere karşı oluşan "nefret" söylemleri / eylemleri bu süreci yeniden hatırlatma sorumluluğu yükledi sırtımıza.Bu süreçte avazı çıktığı kadar "Ne yapıyorsunuz,bu cadde çıkmaz sokak" diye haykıranlar da azımsanamayacak kadar fazlaydı ve bu umut vericidir.

Özellikle,İbrahim Karagül'ün :"Suriyelilere yönelik tahrik kampanyasının altında PYD vardır.Nefret haberleri Doğan grubu medyası üzerinden servis ediliyor"  tespiti ülkemizi karıştırmak isteyenlerin niyetlerini ifade etmesi açısından çok önemliydi.

Suriyelilerle ilgili söyleyeceklerimi başka bir yazıya bırakarak;ben kısaca hayatın her alanına nasıl "Öğretilmiş" ezberlerle baktığımızı,nasıl inancımızın bize emrettiğini bir çırpıda silebildiğimizi,hayata ve olaylara;özelliklede İslam-Din eksenine ne kadar da oryantalist yaklaştığımızı hatırlatmak istedim.

Unutmayalım ki Hicret,gerekli ve zorunlu olduğu zaman her Müslümana farzdır.Ve Müslüman hayatını koruyabileceği,namusunu muhafaza edebileceği,dinini yaşayabileceği beldelere hicret etmekle mükelleftir.Suriyeliler bu "farzı" yerine getirmiş ve "Muhacir" olarak yollara revan olmuşlardır.Bize düşen onlara "Ensar" olmaktır.Buna mecburuz,çünkü:Biz Müslümanız.

Umarım ve dua ederim ki İslam alemi sorunlarına Hz. Peygamber'in Veda Hutbesi'nde bize bıraktığı "iki kaynağa" göre çözme feraseti gösterme mertebesine kavuşur.Yoksa,"nefret" söylemleri için bir çok meseleyi araçsallaştırmak oldukça basittir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık