• 29 Ocak 2017, Pazar 17:59
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Sefere Çıkmak…

Sefer; zafere giden yol, menzile ulaşmanın startıdır.

Sefer; Allah için her şeyi "geri de bırakma"nın adıdır.

Sefer; Allah için yardan geçmek, maldan geçmek, geri dönmek üzere Mekke'den çıkmanın adıdır.

Sefer; aksiyoner olmak, etken olmak, dünyayı değiştirmeye talip olmak,  "böyle gelmiş böyle gitmez" demenin adıdır.

Sefer; Hicret'tir;O'nun için yurdundan, evinden çıkıştır.

Sefer; kaçış değil;bir "çıkış yolu" bulmak için Mekke'den çıkmak ve "Fethe" hazırlanmaktır.

Sefer; "Biz sefere çıkmakla hükümlüyüz, zaferden sorumlu değiliz" demek değildir.  Zira sefer,  sadece "yola koyulmak" değil; "zafer elde etmek için" yola koyulmaktır. Bunun içindir ki, zaferi belirleyen şey;kulun / kulların yapıp ettikleridir, terinin son damlasına kadar dökmenin sonucudur.

Sefer için,  "Sıddık" yol arkadaşları gerek;yılana, çıyana, düşmana ve ölüme meydan okuyacak, sizinle birlikte O'nun rızası için "mağara" hayatına rıza gösterecek yol arkadaşları…

Sefer;Efendimiz (sav)'in şahsında kıyamete kadar örnek teşkil edecek Hicret'tir.  Hicret ise, sadece "çıkış" değildir,  "kaçış" hiç değildir. Bıraktığı yeri ihya, inşa ve fethetmek için, "geri dönmek" üzere yapılan bir çıkıştır.

Sefer; ayrılmak değildir. Ayrılmak;bırakmaktır, terk etmektir, vazgeçmektir. Hicret, yani sefer, çıkıştır. Çıkış ise,  geri dönüşün başlangıç noktasıdır. . .

Şüphesiz, inanıyor ve iman diyoruz ki;Allah'ın Resulü (sav) "sefere" çıkarken Allah'tan kendisini Medine'ye ışınlamayı dileseydi;Allah, O'na "hayır" demezdi ve buna muktedirdi.

Hiç bir örnek olmasa da biz kayıtsız şartsız buna inanırdık, iman ederdik. Çünkü biz,  "O, diyorsa doğrudur" diyenlerdeniz. Fakat Hz. Nebi, kıyamete kadar gelecek Ümmete bir "örnek" bırakmak istiyordu:"Seferin zafere dönüşmesi için" bizlere "yol haritası" bırakıyordu…

 

İki örnek:

Birincisi, Nebi'nin hayatı hep çetin geçti, yine çok çetin bir gecede;müşriklerin Efendimiz'i Şehit etmek için ant içtikleri bir gecede, her kabilede bir pehlivanı Hz. Nebi'nin kapısına koydular ve Efendimiz'i öldürme talimatı verdiler. Hz. Nebi, yatağına Hz. Ali 'yi yatırıp okuduğu Ayetel Kürsi'yi yüzlerine üfleyerek elini kolunu sallayarak çıkıp gitmişti.

İkincisi ise, Miraç hadisesidir:Cenab-ı Hak, bir gecede Hz. Nebi'yi Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan da gök yüzüne çıkarmıştı.

Bu iki hadiseyi gerçekleştirecek kuvvet ve kudret sahibi Allah, şüphesiz ki "En büyük Sefer" olan Hicret'i de böyle gerçekleştirebilirdi.

Lakin, O bir Peygamber'di, bize "neyi, nasıl yapmamız" gerektiğini göstermek / anlatmak için görevlendirilmişti. Öyle ise Seferi bir "Peygamber" olarak değil, bir "kul" olarak ümmete miras bırakmalıydı.

İşte bunun için, sefere çıkarken yanına en "Sadık" olanından "yol arkadaşı" aldı. Yetmedi, düşmanın düşündüğünün tersi bir istikameti seçti. O da yetmedi, ayak izlerinin kaybolması için sürü çobanına sürüyü o bölgede gezdirmesi talimatı verdi. O da yetmedi, Sıddık arkadaşının kızını lojistik destek sağlaması için görevlendirdi.

Kısaca, bir "kul" olarak yapılması gereken her şeyi yaptı. Biliyordu ki Allah, "Hiç bir kulunun kaldıramayacağı yükü yüklemez. "

Artık, "ben bittim Ya Rab!" deme noktasına gelmişti, öyle dedi ve O'na teslim oldu:O'nun tecelli edeceği şey "zafer"di ya, o andan itibaren O'nun tecelli edeceği her sonuca razıydı. "Tasalanma Ey Sadık dost, Allah bizimle beraberdir" diyordu.

Kısaca, "biz ancak bu kadarını kaldırabiliriz" diyordu Hz. Nebi…

Tabi ne kadar "kaldırdıklarını" görmek için, bugün Hac ve Umre yapanlar Sevr Dağı'nın eteklerine kadar araçlarla gitmelerine, ayaklarında "spor ayakkabılara" rağmen görüyorlardır.

İşte tam bu andan sonra, "Kul"un "bittim!" dediği demde, Rab; "yettim ey kulum" dedi ve örümceği görevlendirdi.

Meselenin gerisini bilirsiniz ama, kısaca özetleyeyim…

Gerisi şöyle oldu: çıktığı sefer sonunda bir medeniyetin başlangıcı olan "Medine" inşa edildi. Aslında inşa edilen sadece bir şehir ve medeniyet değildi;bir kimlik, bir inanç, bir fikir, bir insanlık, bir tahayyül inşa ediliyordu.

Yetmedi, kovulan şehre geri dönüp şehirle birlikte "gönüllerin fethi" sürecini de başlattı; hem de müşriklerin kullandığı yöntemin tam zıddıyla; "Kadınlara, çocuklara, yaşlılara, yeşilliğe ve Ebu Süfyan'ın evine sığınanlara dokunulmayacak" fermanıyla…

Kendisini evinden, şehrinden kovanları bile "rencide" etmeyecek bir tevazu ve vakarla…

 Sefer'in sonu "mutlak" zaferdir; "zafer" bizim istediğimiz şekilde nihayete ermesini beklemek değildir, O'nun tecelli buyurduğu her sonuç zaferdir.

Sefer sonunda hasıl olacak sonuç, kuvvet ve kudret sahibi Allah'ın istediği gibi tecelli eden şeyin adıdır, zafer.

Seferin zafere dönüşmesi, yani Allah'ın istediği şekilde sonuçlanması, kulun sefere çıkarken bir "kul" olarak yapması gereken her şeyi yapması sonunda gerçekleşen şeydir.

Seferin sonucu zahiri olarak ne olursa olsun, kul üzerine düşen "her şeyi" yapmazsa, sonuç Allah'ın "tecelli ettiği şey" değil;kulun yapıp ettiklerinin sonucu olur ki, bunun adı da hüsrandır.

Kul,  "kendisine yüklenen yükün" hükümlülüklerini yerine getirirse sonuç Allah'a ait olur ki, bu her zaman "zafer"dir.

Kul,  yüklendiği yükün hükümlülükleri yerine getirmezse, sonuç zahiri olarak "zafer" görünse de, bu zafer değil,  hüsrandır!

Zira, O'nun katında neyin "zafer" olduğunu, sadece O bilir. Kulun,  "kazandım" dediği şey hüsranı; "kaybettim" dediği şey zaferi, dolayısıyla "kurtuluşu" olabilir. Biz biliriz ki,  "Hayır bildiğimiz de şer, şer bildiğimiz de hayır" olabilir.

O zaman,  "seferin, zafere dönüşmesinin" üç şartı.

1-"El-Emin" bir lider,

2-Sadık yol arkadaşları,

3-"Kul olarak" üzerimize düşen her şeyi "meşru zemin içinde" yerine getirmek.

Türkiye, Yeni Anayasa değişikliği için referanduma gidiyor; eğer bunu "bir sefer" olarak görüyor ve sonucun "zaferle" sonuçlanmasını istiyorsak, izleyeceğimiz yol,  "Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen" Kutlu Nebi'nin yoludur.

Sonuç:Bizler hem "sefer"den,  hem de "zafer"den sorumluyuz!

Sorumluluğumuz; "zafer" için bütün meşru yolları kullanarak stratejiler geliştirmek, bize yüklenen yükü taşımak, verilen sorumluluğu yerine getirmektir.

Selam ve muhabbetlerimle…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık