• 17 Eylül 2016, Cumartesi 10:51
ErdemKOÇOĞLU

Erdem KOÇOĞLU

Ya Herro, Ya Merro

Yeni İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu görevi devralır almaz, özellikle terörle mücadele konusunda önemli adımlar atılacağını, teröre bulaşan belediyelere kayyum atanacağını ve bu meselenin ülke açısından artık tahammül edilemeyecek kerteye geldiğini vurgulamak için Kürtçe bir ifade kullandı: Ya Herro,Ya Merro…

Türkçeye çevirirsek birebir kelime manası "Ya Gider, Ya Gitmez" anlamına gelmekle birlikte; anlam ifadesi açısından kararlılığı ifade eden bir deyim. "Ölüm kalım meselesi" anlamına da gelir bu ifade... 

Sayın Soylu bu ifadeyi bilerek mi kullandı bilmiyorum ama, bu ifadenin sosyolojik bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. 

Birincisi, devletin Kürt ve Kürtçeyle bir problemi olmadığına vurgu yapar. İkincisi ise HDPKK'ya "anladığınız dilden konuşacağız" anlamına da gelir. 

Bir defa bütün toplum bilmelidir ki, HDPKK ile mücadele FETÖ ve DEAŞ ile mücadeleden çok daha zordur.Dolayısı ile de çok daha hesaplı kitaplı üzerine gidilmesi gereken bir sorun. 

Nedenini açıklamaya çalışalım: 

1-FETÖ ve DEAŞ'in Türkiye'de tabanı ve karşılığı yok, ama HDPKK'nın var. Evet FETÖ'de Türkiye merkezli bir terör örgütüdür. Gücü, kapasitesi var ama tabanı yoktur.Taban olarak bildiğimiz kesim ya bürokraside, ya ekonomide, ya siyasette belli bir yere gelmek için etkinliğinden faydalanılan bir menfaat şebekesidir.Menfaat bitince tabanı da biter, bitiyor.Tek gücü uluslararası bir proje olması ve uluslararası örgütlerle çalışmasıdır.Ama bütün bunlara rağmen tasfiyesi çok zor değildir. DEAŞ ise Türkiye'de yok denecek kadar azdır, daha çok dış tehdittir. 

Oysa HDPKK, bu ülkenin asli unsuru olan Kürtlerin rejim tarafından ötekileştirilmesi, asimile edilmesi ve yok sayılmasından doğmuş, sosyolojik taban bulmuş, siyasal olarak kendisini rejimin yapmış olduğu bu vahim hata üzerinde konumlandırmış, milliyetçilik üzerinden kendine yer edinmiş bir terör örgütüdür. Bu yönüyle FETÖ ve DEAŞ'tan çok farklı, daha çok DHKP-C ile benzeşen bir örgüt. Zira DHKP-C de rejimin Aleviyi  Sünnileştirme projesi sonrası hayat bulmuş bir örgüttür (FETÖ’de rejimin Müslümanı laikleştirme ürünüdür). 

O'nun içindir ki devlet her adımında bu mahcubiyeti bilerek; kendisini HDPKK'nın savunduğunu iddia ettiği tabanla bir meselesinin olmadığını söylemek ve göstermek zorunda his etmektedir. 

***

2-FETÖ ve DEAŞ dini, HDPKK ise etnisiteyi kullanıyor.Ulusal ve uluslararası güçler dinin ve dindarın üzerine gidilmesine çok ses çıkarmazlar; çıkarıyorlarsa sebebi kendileri tarafından kullanılıyor olmasıdır. Bu anlamda FETÖ'ye karşı yapılan operasyonlara batının sesini çıkarması ise iki şeye delalet eder. Birincisi bunun dini bir örgüt olmadığına,ikincisi kendi projeleri olduğuna... 

Oysa etnisite; hümanizmanın ekmek kapısı, insan hakları derneklerinin, düşünce kuruluşlarının ve toplumların çok daha hassas olduğu bir konudur. Hele ki, bu konuda yukarıda yazdığımız gibi siciliniz bozuksa... 

Nasıl ki bize "TSK darbe yapacak" denildiğinde,TSK'nın sicilinin bu anlamda bozuk olması bu tezi hemen kabule bizi zorluyorsa; nasıl ki FETÖ bütün yaptığı katakullilerde,  "bizim amacımız inançlı insanları devlet kadrolarına yerleştirmektir" diyerek devletin din ve dindar konusunda sicilinin bozuk olması bizim her şeye inanmamızı sağlıyorsa, Kürtlere karşı yapılacak bir hata da yine sicilimizin bozuk olmasından dolayı hemen itibar edilmesini sağlayacaktır. 

Bunu, şunun için söylüyorum; FETÖ ve DEAŞ güvenlik ve hukuki yollarla çözülebilir bir sorun iken; HDPKK'yı  sadece güvenlik ve hukuk ile çözemezsiniz. HDPKK sorununu çözmek için hukuk ve güvenliğin yanında sosyolojik, psikolojik, eğitim ve siyasal çabalarınızın da olması gerekiyor. 

Bugün, bölgede aylarca sokağa çıkma yasağı koyabiliyor, belediyelere kayyum atabiliyorsak, bu başta Barış Süreci olmak üzere, yukarı da saydığımız tüm faktörleri dikkate aldığımızdandır. Barış Süreci olmasaydı sokağa çıkma yasağı uygulayamazdık. Bütün iyi niyetimize rağmen HDPKK'nın belediyelerinin halka değil teröre çalıştığını topluma inandıramasaydık kayyum atayamazdık. 

Bu süreç çok titiz bir şekilde yürütülmektedir. Devlet, çok net bir şekilde bölgeyle, bölge halkıyla;halkın diliyle, yaşantısıyla hiç bir problemi olmadığını, tek derdinin bölgenin de ülkenin de başına bela olmuş olan HDPKK terörü olduğunu net ifade etmeli ve göstermelidir. Ki, bu bugün hiç olmadığı kadar doğru, hatta muhteşem yapılıyor. 

İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu, bu konuda ne yaptığını çok iyi bilen, yapmak istediği iyi anlatan bir yöntem izliyor. 

Örneğin,  Ağrı-Diyadin belediyesine atanan kayyumun durumdan vazife çıkarması, ilk iş olarak Kürtçe yazılan tabelayı indirmesi; kayyumun, bu fiilin devletin yapmaya çalıştığı şeye zarar vereceğini, HDPKK'nın ekmeğine yağ süreceğini anlayamadığını, yani bu mücadelenin sosyolojik-psikolojik yönüne vakıf olmadığını göstermiştir. 

Neyse ki, Sayın Bakan, "Kayyum şov yapma, iş yap" diyerek HDPKK'nın devlete karşı kullanacağı ve hükümete mal edeceği bir hatayı bertaraf etti. 

Yine otuz-kırk senedir HDPKK'nın Kürt ile Türkü düşman etmek için Kürtlerin inanç ve tarihine dinamit koyduğunu biliyoruz. Bu konuda bir vesile ile Sayın Meclis Başkanımızla uzun uzadıya konuşmuştuk. HDPKK'nın yaptığını tersten yapmalı ve Kürtlerin deyim yerinde ise "fabrika ayarlarına" dönmesini sağlamalıyız. Bu ise işin eğitim kısmıyla alakalıdır ve diğer bütün faktörlerden daha önemlidir. 

Evet, ülkemiz bütün terör örgütleriyle mücadele konusunda, gerçekten de "Herro-Merro" noktasındadır. Ve devlet, Selahattin Demirtaş'ın söylediği gibi "Herro-Merro'nun çift yönlü" olmadığını, tek taraflı kararlılık anlamına geldiğini göstermek zorundadır.

Devlet, teröre destek veren kişilere müsamaha gösteremeyeceği gibi,  teröre destek veren, hatta direk terör estiren kurumlara da müsamaha gösteremez. Gösterirse şirretliğin para ettiğini, teröre teslim olunduğunu kabul etmiş olur ki, o zaman da bir "devlet"ten söz edemeyiz. 

Yol kazalarına dikkat ederek; özellikle FETÖ etkisi azaldıkça; istihbarat ve güvenlik güçlerinden tasfiye edildikçe, HDPKK ile mücadele daha da kolaylaştıracaktır. 

Bilelim ki, kırk senedir mücadele ettiğimiz HDPKK'nın fink attığı yerlere "otuz senedir girilemeyen yere" bugün giriyoruz ve bu mücadeleyi de bir başka terör örgütü olan FETÖ ile yapıyorduk. 

İnanıyorum, HDPKK konusunda işimiz eskisinden çok daha kolay... 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık