• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
ErolERDOĞAN

Erol ERDOĞAN

Çatışmasızlığa Dönüş Uzak Olmamalı

PKK-KCK’nın ‘Ateşkes bitti’ açıklamasının peşinden başlayan yeni şiddet süreci devam ediyor. Aslında 6-8 Ekim olaylarında çatışmasızlık hali kısmen sona ermiş sayılırdı. Ancak Türkiye doğrudan PKK ve Kandil’i hedef alan bir hava harekâtı başlatmadığı için çatışmasızlık halinin resmen sona erdiği o günlerde belli olmamıştı.

KCK-PKK, Suruç katliamından sonra şiddeti tırmandırsa da, çatışmasızlık halinin sona erdiğine dair ciddi işaretler daha önceden verilmiş, saldırılar ve eylemler start almıştı. Mesela KCK Yöneticisi BesêHOZAT’ın “Yeni süreç, devrimci halk savaşı sürecidir” başlıklı yazısının Özgür Gündem Gazetesi’nde yayınlanma tarihi 15 Temmuz 2015’tir.  Hozat o yazısında hükümeti suçlayarak “karakol, baraj ve askeri yol yaparak savaşı sürdürüyor” diyordu. Şu satırlar da o yazıdan:

“Bulunduğumuz aşamada Özgür Kürdistan’ı kurmanın ve Demokratik Cumhuriyet Türkiye’sini inşa etmenin bütün koşulları oluşmuştur. Demokrasi güçleri, hamlesel çıkışlarla demokrasi mücadelesini yükseltir, halkımız ve Türkiye toplumu da devrimci halk savaşını geliştirirse Önder Apo özgürleşir.Bundan sonra gerilla soykırım operasyonlarına, karakol-kalekol yapımlarına, askeri amaçlı baraj ve yol yapımlarına gereken karşılığı verecektir.”

Bu yazıdan birkaç gün önce de, 11 Temmuz’da KCK “2012 sonunda fiilen başlatılan, 2013 yılı Nevruzunda ise kamuoyuna duyurulan ateşkesin sona erdiğini” duyurdu. KCK’nın açıklamasında ayrıca bölgede yapılmakta olan barajların doğrudan hedef alınacağı açıkça ilan edilmişti.

Bu gelişmelerden sonraki günlerdeSuruç’taki vahşi katliam yaşandı. Katliamdan hemen sonra HDP ve AK Parti başta olmak üzere tüm siyasi dinamikler İŞİD’e yönelik ortak bir tavır geliştirmesi gerekirken PKK çizgisindeki Kürt siyaseti birden İŞİD yerine AK Parti Hükümetini hedef tahtasına koydu. Oysa Suruç’taki patlamanın daha ilk saatlerinden itibaren hükümet yetkilileri İŞİD’i işaret etmiş, sonrasındaki gelişmeler de hükümetin tavrını doğrulamıştı. Peşinden zaten İŞiD’e yönelik askeri müdahale başlatıldı.

Kobani olayları düşünüldüğünde Türkiye’nin DEAŞ-İŞİD ile mücadelesinde en büyük desteği HDP ve türevlerinden beklerken Suruç eyleminden sonra PKK’nın asker ve polislere yönelik eylemlerinin tuhaf olduğunu not etmekte fayda var. Acaba PKK’nın içindeki bazı gruplar İŞİD’in zayıflamasını istemiyor olabilir mi?

Bir siyasi parti olarak HDP’nin PKK ve KCK kıskacında olduğunu tahmin etmek zor değil. BesêHOZAT’ın mezkûr yazısında ve PKK’nın açıklamalarında, HDP’nin suçlandığını görmek mümkün. Ancak, siyasetçi olarak Selahaddin Demirtaş’ın makul bir çizgi yakalaması beklenirken “Katil Erdoğan” sloganları altında konuşmalar yapması, bu yetmiyormuş gibi Cemil Bayık’ın “Silahlanın” çağrısına zemin oluşturacak şekilde her kurumun kendi güvenliğini sağlaması çağrısı yapması ve öz savunmadan bahsetmesi sokakların ateşini arttırdı. Öyleki Suruç’tan gelen cenazelerin İstanbul’daki karşılamasında DHKP-C’liler uzun namlulu silahlarla gösteriler yaptı. Sakallı oldukları için İŞİDÇİ diye bazı vatandaşlarımız öldürüldü. Diyarbakır’da ‘Kaza var’ diyerek çağrılan polislere kumpas kurularak öldürüldü. Erzurum’da hamile kadın taşıyan ambulans kaçırıldı. İki polis evinde yatağında öldürüldü. Daha onlarca olay. Bunların hepsi PKK çizgisindeki örgütlerce üstenildi. Bir taraftan ambulans kaçırmak, diğer taraftan kaza var diye çağırdığın polise kumpas kurup sonra 'barış' demek kötü bir çelişki.

 

“Niye böyle oldu?” sorusunun aslında özeti şu:

Çözüm Süreci ve Türkiyelileşmek zemininde yakalanmış sempati ve oy artışını PKK yeni bir kalkışmanın aracı yapmak istedi. DHKP-C ve MLKP gibi örgütler de kaosa benzin döktü.

HDP bir siyasi parti olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde yakaladığı dili korumalıydı. Maalesef aksini yaptılar.

Şunu unutmamalıyız. Türkiye’nin yüz yıllık Kemalist ve Ulusalcı baskılarına karşı Kürtler, Aleviler, Azınlıklar ve Müslümanlar, insan haklarına dair iyileşmeyi silahla değil siyasetle sağladılar. Yine öyle olacak, olmalı.

 

Bundan sonrası için şunları söyleyebilirim.

Devlet ve hükümetin, olumsuz şartlara rağmen süreci soğukkanlılıkla yönetmesi siyasetin elini güçlendirmesi bakımından önem taşımaktadır.

Kriz ve çatışma süreçleri yönetilirken, sonraki dönemlerde atılacak siyasi ve diplomatik adımların zayıflatılmamasına dikkat edilmelidir.

Kesinlikle terör olgusu ile etnik, mezhebî, dini ilişkiler arasında ima edilebilecek atıflar yapılmamalıdır. Bu konuda habercilere ve siyasete görev düşüyor.

HDP içinde KCK-PKK gibi düşünmeyen ve barışı önemseyen milletvekillerinin inisiyatif almasına kamuoyu destek olmalıdır.

Adam kaçırmak, sakallılara saldırmak, polise-askere kumpas kurmak gibi terör eylemlerinin önüne geçilmelidir.PKK-KCK’nın saldırılarına karşı yurt içinde mümkün olduğunca çatışmasızlık sağlanmalıdır. İŞİD konusunda bundan sonra daha dikkatli olunmalı, İŞİD’in kısa vadede Türkiye için ciddi sorun olacağını unutulmamalıdır.

Ayrıca devam eden süreç hakkında Başbakanlık dahil her kurum her türlü bilgi kirliliğini önleyecek şekilde bilgi akışı sağlamalıdır. Mesela hükümet her türlü operasyonun gerekçe ve sonuçlarını iyi anlatmalıdır.

Çatışmasızlık halinin bir süre sonra geri döneceğine inanıyorum. Onun için yukarıdaki önerilerim önem taşıyor. Çatışmasızlık hali geçici bir durumun adı olmakla birlikte yine de önemli. Sonrasında kalıcı barışı hep birlikte sağlamak lazım.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık