• 10 Mart 2018, Cumartesi 8:20
ErolERDOĞAN

Erol ERDOĞAN

Değişim ve Din

Değişime karşı duruyor gibi gözükenler, değişimin gereksiz ve tabii olmayan zararlı bir durum olduğunu mu düşünüyorlardır?

Bu soruya “evet” demek imkânsızdır. Değişime dair bahis açmayan ve onunla ilgili ilkeler ortaya koymayan din, ideoloji ve disiplin yoktur. Çünkü “zaman” varsa değişim vardır; canlı olma hali değişim için hem yeterlilik hem de zorunluluk ortaya koyar. Değişim kendi ırmağında “zaman”la beraber akar gider.

Bunun için “değişime hayır” veya “biz değişmeyeceğiz” tarzındaki ifadelerin “biz aslımızı koruyacağız” şeklinde anlaşılması daha doğru olur. Sosyal, siyasi ve kültürel kodlar içeren bu duruş, değişimin, olağan hızından çıkıp her şeyi önüne katmaya başladığı yıkıcı zamanlarda kendini keskin biçimde ortaya çıkarır.

Peki, aslını koruma amacıyla ortaya konan “değişmeyeceğiz” tavrı, özü koruyucu bir karakter ortaya koyabilmekte midir?

“Aslını koruma” çabasının bir ilke olarak değil de bir refleks olarak kendini göstermesinin yani temel ilke olması gereken bir özelliğin bir savunma biçimine dönüşmesinin, içe kapanmayı doğurma ihtimali yüksektir. Çünkü bu çıkış, tehdide karşı savunma psikolojisi içerir. Bu ise kaçınılan şeyin başa gelmesi demektir. Yani “biz değişmiyoruz” diye düşünülürken aslında değişimin daha kuralsız ve kırılma biçiminde kendini ortaya koymasını doğurur. İçe kapanmak, zamanı ve değişim dinamiklerini dışarısının inisiyatifine bırakmaktır. Çünkü aslı korumak, zaman eğrisi üzerinde paralel hareketler ortaya koymakla mümkün olur. Bu paralel hareketler, kırılmayı ve içe kapanmayı engellerken canlılığın da devamını sağlar. Bu, aynen ağaç gövdesine doğru yükselen asmanın davranışı gibidir; hep değişir ve büyür ama başlangıçtaki asl üzeredir. Hem asma olma özelliğini korur hem de sarıldığı ağaca olan bağlılığını yitirmez.

“Biz aslımızı koruyacağız” ifadesi değişime karşı direncin değil, değişimi yönlendirici iradenin eseri olmalıdır. Bu durumda asıl çizgi üzerinde kendini üretebilmiş, cesur ve kuşatıcı bir irade ortaya çıkabilecektir. Öyle olmazsa “Aslını koruma” titizliği, Sünnetullahı dikkate almayan salt korumacı bir davranış tipi ortaya çıkarır ki, o andan itibaren “değişim” denilen şey bir popüler ideoloji olarak sürecin belirleyicisi oluverir.

Ve aslında “sünnetullah”a riayet edildiği zaman “değişim karşıtı” veya “değişim taraftarı” gibi bir kavşak noktası ile de karşılaşılmayacaktır. Çünkü sünnetullah “sabitleri ve değişkenleri” içinde dengeli bir formülle barındırır. Değişim bu noktada sünnetullahın tefrik edilemeyen cüz’ü mesabesindedir.

Değişim, son yıllarda siyasetin yoğun kullandığı bir kavram olsa da birçok disiplini ilgilendirmektedir. Değişime dair bahis açmayan ve onunla ilgili teorik ilkeler ortaya koymayan din, ideoloji ve disiplin de yoktur demiştik. “Din” zaten kendinden önceki batıl kabulleri değiştirdiği için “değişime dair” özel prensipler vazetmiştir. Bu sebeple İslam uleması değişimi hem fıkhın hem de kelamın meselesi olarak görmüş, buna dair başlıklar oluşturmuştur.

Değişim konusuna başlangıçta din açısından bakmaz ve zihni kodlarımızı buna göre ayarlamazsak, kültürel, sosyolojik veya siyasi değişimle ilgili söyleyeceklerimiz temelsiz oluşacak ve birkaç sosyolojik tahlille sınırlı kalacaktır. Çünkü değişime dair ortaya konan her şey, özellikle bizim toplumlarımızda, dine dair de bir şey söylüyor demektir.

Tarih boyunca İslam alimlerinin değişimle ilgili yazdıklarına detaylıca bakmakta zorlananlar, kitaplarda yer alan “Ezmânın tegayyürü”  bahislerini okumuş olsalar bile “değişim”e dair daha sahih ve sarih bir noktaya ulaşabileceklerdir.

13 Nisan 2011.

Kaynak: http://erolerdogan.com.tr/degisim-ve-din.html


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

telekom site alt
yukarı çık