• 06 Haziran 2016, Pazartesi 2:01
ErolERDOĞAN

Erol ERDOĞAN

Oruç bir mevsimdir

Mevsim deyince aklımıza Sonbahar, Kış, İlkbahar, Yaz gelir. “Saymaya neden Sonbahar ile başlarız?” sorusunun cevabı bellidir. Çünkü okullardaki mevsim tablolarımızda ve ders kitaplarımızda Sonbahar hep ilk sırada olurdu. Oysa mevsimleri saymaya Sonbaharla başlamak, hüznü önemseyen karakterimize ve alışkanlıklarımıza aykırı gözüküyor. Edebiyatçılar başta olmak üzere insanların çoğunluğu güz mevsimini ayrılık, gurbet ve ölüm gibi acılı hâllerle tanımlamışlardır. Bu inanışa göre, Güz en son sayılmalı. Çünkü o ayrılık mevsimi.

Sonbaharı, ayrılık, hüzün ve ölüm gibi kavramlarla ilişkilendirmeyenler de var. Ben onlardan biriyim. Güz aylarının ne çok hayat dolu ve ne denli rengârenk olduğunu İnsan Mevsimi kitabında anlatmıştım. Güz mevsimi, tohumla toprağın buluştuğu günlerin sahibi olduğu için ölümün ve ayrılığın değil, buluşmanın ve yeniden yola çıkışın mevsimidir. Onun için Sonbaharı hayatın en renkli mevsimi ve yeni bir hayata hazırlığın başlangıcı olarak görenler mevsimleri saymaya Sonbahardan başlayabilirler.

Saydığımız dört mevsim bize okullarda öğretildi. Bir de, dede-nine takvimleri var ki onların takvimindeki mevsimler çok karışık gibi gözükse de doğaya daha uygun. Aslında karışıklık, bizim onlara uzak kalışımızdan kaynaklanıyor, tamamen bize ait bir kusur. Babaannem okuma-yazma bilmemesine rağmen, Kasım ve Hızır’ı, Cemreleri, Hıdırellez’i adı gibi bilir, sayardı. Dedem de öyleydi. Annem bu mevsimleri az çok biliyor, ben ise sadece adlarını duydum. Mesela bir halk takvimimize göre yılda sadece iki mevsim var. O takvimde sıcak günler için Hızır (Eyyam-ı Rûz-ı Hızır), soğuk günler için Kasım (Eyyam-ı Rûz-ı Kasım) denmektedir. Yine eskilerin takvimlerine göre, bugünkü mevsimlerin başlama dönemleri bizim bildiklerimizden farklı. Onların takvimine göre, İlkbahar-Yaz 21 Mart’ta başlıyor, 21 Haziran’da sona eriyor. Güz ise 23 Eylül’de başlıyor, 21 Aralık’ta kışın başlamasıyla sona eriyor. Cemreler ve şeb-i yeldâ var ki yeni kuşaklar bunları az çok biliyor. Çünkü cemreler ve şebi-i yeldâ, şiirlerde sıkça rastlanılan temalar arasında yer alıyor. Mevsime aşk karışınca bileni çoğalıyor. Eskilerin takvimlerinde mevsimler ve aylar; güneşe, toprağa, suya, iklime ve rüzgâra göre şekillenmiş.

Seminer ve sohbetlerde mevsimler üzerine konuşurken zaman zaman sorular sorarım. “Mevsimleri sayar mısınız?” derim örneğin. Koro hâlinde “Sonbahar, Kış, İlkbahar, Yaz.” diye sayılır hemen. “Peki, başka?” derim. Bu soruma şaşkın bakışlarla cevap verilir. Şaşkın bakışları süzdükten sonra konuşmayı şöyle sürdürürüm.

Tabiatın, güneşten kaynaklanan farklı hâllerine mevsimler diyoruz. Tabiatın mevsimlerini dünyanın hareketi ile güneş karşısındaki eksen eğikliği oluşturuyor. Yaz-Kış, Sonbahar-İlkbahar tabiatın mevsimleri. Her mevsimde iklim farklı; güneş farklı, rüzgâr farklı, yağış farklı ve flora faklıdır. Müthiş bir devinim var. Tabiatın mevsimleri olduğu gibi insanın hayat içerisindeki ilerleyişi ve bu ilerleyişteki geçişlerinden de mevsimler oluşur. Mesela çocukluk, gençlik, orta yaşlılık, ihtiyarlık insanın ömür yörüngesine ait mevsimleridir.

Sohbet arkadaşlarım ya da çoğunluğu gençlerden oluşan seminer takipçileri böyle bir konuşmayı genelde zihin açıcı buluyorlar. Sonrasında sohbet ilerliyor, mevsimin insansı yansımaları üzerine yoğunlaşıp gidiyoruz.

Her mevsim ayrı bir dünya, ayrı bir iklim, ayrı bir lezzet. Mevsimler bu kadar çeşitli olmasaydı, insanlar bu denli farklı olmazdı. Tek mevsim olsaydı, meyveler, sebzeler, çiçekler, sular, bulutlar, dağlar da bu kadar çeşitli olmazdı. Mevsimler rengârenk ve çok zengin. Allah, nimetlerini mevsimleri değiştirerek çeşitlendiriyor, farklılaştırıyor, çoğaltıyor. İnsan mevsimlere benziyor, mevsimler de insanlara benziyor. Kimimiz kış, kimimiz baharız; bazılarımız ikindi güneşi, bazılarımız sam yeli. Terazide hepsinin değeri farklı da olsa hiç biri gereksiz değil, hepimizin bir anlamı var.

Oruç mevsimlerle örülü bu dünyanın neyi olur? Oruç, bir mevsim midir? O gelip geçen bir vakit midir, yoksa daha derin bir şey midir?

Oruç, insanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuktaki doğal mevsimlerinden biridir. Çok güçlü bir mevsimdir o. Çünkü oruç, insanın kendisiyle, insanın diğer insanlarla ve canlı-cansız çevresiyle, insanın yaratıcısı ile olan ilişkilerinde farklı bir iklim sunuyor. Oruç ikliminin insana verdiği tazelik duygusu, insanın yeniden ve güçlü biçimde iman etmesini, kendini tanımasını, yaratanını tanımasını sağlıyor. Oruç mevsimi, insana, az yiyerek bedenine, az konuşarak diline, sabrederek iradesine hâkim olmasını öğretiyor. Bu yönüyle oruç, öğretici ve değiştirici bir mevsim. Oruç mevsimi, toprakla buluşan ağaç fidanının dibine dökülen can suyu gibi insanı yeniden hayata, yaratanına ve ibadete bağlıyor.

Oruç, insanın cemresi gibidir. Cemreler nasıl hava, su ve toprağa düşünce kâinat canlanıyor ve hareketlilik başlıyorsa Ramazanda da oruç insana değince insan yenileniyor. Oruç mevsimi insanı maddeten ve manen toparlıyor, sarmalıyor, tamir ediyor. Tamir bir ömür işlemidir, insan her tamir sonrası yeniden ömür kazanıyor, zamanı bereketleniyor.

Oruç mevsiminin gücü bir ay ile sınırlı değil. Ayın hareketleri eşliğinde, insan ömrü boyunca, yılın her günü oruç ile nasipleniyor. İnsanlığa hediye edildiği günden beri geçen zamanda, oruç güzelliğinin değmediği hiçbir gece, hiçbir gündüz; hiçbir zaman, an, saniye kalmamıştır. Yılın her anı Ramazanla rastlaşmış, hemhâl olmuştur. Oruç, insanın gerçek mevsimlerinden biridir. Oruç, insanın kalbini iyileştiren bir mevsimdir. Oruç, insanı kendine ve Rabbine döndüren özel bir mevsimdir.
 

*

Bu yazı ORUÇ MEVSİMİ kitabında yer almaktadır. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık