• 27 Mayıs 2017, Cumartesi 15:47
ErolERDOĞAN

Erol ERDOĞAN

Ramazanda Dişe Kira, Ev Bedava

Yüzyıllar içinde oluşan ilginç Ramazan geleneklerinin en bilineni “diş kirası” olmalı. Osmanlı döneminde yaygın olduğu söylenen diş kirası âdetini günümüzde de bazı insanlar devam ettiriyor. O yıllarda, akraba, dost veya fakirleri evine davet eden kişi, iftar sonrasında misafirlerini evinden uğurlarken her birine hediye takdim edermiş. Bu hediyeye diş kirası deniyor. Diş kirasının “İkram ettiğim yemeği yerken dişlerin yoruldu, ben ise sevap kazandım. Benim için zahmete katlandığın için sana bu hediyeyi veriyorum.” şeklinde bir anlamı var. Teşekkür etmenin iyi düşünülmüş zarif bir yolu. Diş kirası hediyesi, hane sahibine göre değişiyormuş. Zengin konaklarda verilen iftarlarda misafirlere kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzüklerin hediye olarak verildiği kitaplarda yazıyor.

Diş kirasını abartanlar da oluyormuş. Yemek sektörüyle ilgili kitaplar yazan Ramazan Bingöl’ün bir yazısında anlattıkları diş kirasının abartılmasına örnek sayılabilir. Şöyle yazmış: “Fatih dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını açar, konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destan olurmuş. Paşanın sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini, dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle dört gözle beklerlermiş. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atarmış.” Bu kadar abartmamak lazım; hiçbir ikramımız, hediyemiz, eğlencemiz israf veya gösteriş sınırına varmamalı.

Diş kirası âdetinde birden fazla güzellik var. Hediye vermek başlı başına bir güzellik. Bunun yanı sıra yemek ikram edilmekten doğabilecek minnet duygusu yerine misafire zahmet verme duygusu öne çıkarılarak davet edilen kişiye iltifat ediliyor. Ayrıca iftar evinden ayrılış, sıradan bir ayrılma olmaktan çıkarılarak adabı ve estetiği olan veda ve uğurlama merasimine dönüştürülüyor. Böylece iftar buluşmasının her anı, misafirin önemsendiği özel bir buluşma hâline geliyor. Diş kirasını, ruhuna uygun biçimde devam ettirmek gerekir. Bir arkadaşım iftarına gelenlere kitap, bir başka arkadaşım tesbih, bir başka tanıdığım ise yöresinden getirttiği tarhana paketleri hediye etmişti.

Dişe kira veren atalarımız zamanı gelince evden kira almazmış. Onu da anlatayım. İstanbul İmam Hatip Lisesinden arkadaşım Osman Yazıcı ile Ramazan ayı üzerine sohbet ederken “Eskiden zengin mülk sahipleri, evlerinde oturan geliri az kimselerden Ramazan aylarında kira almıyorlarmış.” dedi. Şaşırdım, bunu daha önce okumamış ve duymamıştım. Ramazan ayı hürmetine o ayki parayı almamak güzel bir yardımlaşma örneği. Ev sahibine vereceği kira bedeliyle çocuklarına bayram kıyafeti alan, iftar, sahur ve bayram sofrasına birkaç çeşit daha ekleyen insan ne kadar mutlu olur. İnsan sevindirmenin bin bir yolu var.

Ramazan ayında kira almamak konusu hoşuma gittiği için biraz araştırma yaptım. Ertuğrul Düzdağ Bey’in hazırladığı Kanuni Devri Şeyhülislamı Ebussuud Efendi Fetvaları kitabında şöyle soruya rastladım. “Sultan Mehmet aleyhir-rahmeti ver-rıdvan asrından beri olan mütevelliler, vâkıf serhânelerden şehr-i Ramazan’da kira alıgelmeyip, hâlen mütevelli olan almağa kadir olur mu?” Ebussuud Efendi bu soruya şöyle cevap vermiş: “Ol sefirde dükkân ellerinde olucak, ecr-i misil lâ¬zımdır. Nihayet işlediği ile kirasından kasır ola. Bir kimse bir de¬ğirmen icâreye alıp işlerken bir miktar zaman suyu kesilirse ol zaman için değirmenin ücreti alınmaz amma değirmenin evinde esbabı durucak, evinin ecr-i misli lâzım olur. Kütüb-i fetâvâda mesturdur.” Fetvanın konusu az farklı olmakla birlikte o devirde Ramazan’da kira meselesinin konuşulan ve sorulan bir fetva konusu olduğu anlaşılıyor.

Ramazan ayında kira almama geleneğini bugün devam ettiren var mıdır diye merak ettim. Evet, varmış. Gazetelerde yayınlanmış şöyle bir haber gördüm.

“Nurettin Karakaya ve eşi Nebahat Karakaya, binalarında bulunan kiracılarından 25 yıldır Ramazan ayında kira almıyorlar. Binada 9 kiracı bulunuyor. Nebahat Karakaya, mübarek ayda herkesin birbirine, özellikle ihtiyaç sahiplerine yardımcı olunması gerektiğinin önemine dikkat çekiyor. Kiracılarının diğer aylarda olduğu gibi Ramazan’da da kirayı getirdiğini ancak kendilerinin kabul etmediğini söylüyor. Nebahat Karakaya, ‘Bu durum kiracılarımızı hem şaşırtıyor hem de mutlu ediyor. Gelir durumu ne olursa olsun, hiçbirisini ayırmıyoruz. Kiracılarımız Ramazan ayında kiraya ayırdıkları parayla başka ihtiyaçlarını gideriyorlar. Dua ediyorlar, bu bizi mutlu etmeye yetiyor.’ diye konuştu. Karakaya çifti, ömürleri ve imkânları elverdikçe bu geleneğe devam edeceklerini de ifade ediyorlar.”

Nurettin Karakaya ve eşi Nebahat Karakaya İstanbul’un Pendik ilçesinde oturuyorlarmış. Benzer iki habere daha rastladım, biri İstanbul Gaziosmanpaşa’dan biri de Hakkâri’den.

Bu arada Zimem Defterleri ile ilgili anlatılan güzel uygulamanın hatırlanmasında fayda var. Zimem Defterini ‘Veresiye Defteri’ olarak çevirebiliriz. Anlatıldığına göre, Osmanlıda, özellikle Ramazan günlerinde bazı kimseler hiç tanımadıkları semtlerdeki bakkal ve manav dükkânlarına gider, dükkân sahibinden Zimem Defterini (veresiye defteri) isteyerek imkânı ölçüsünde bazı borçları ödermiş. Karışıklığa meydan vermemek için o sayfaları ya yırtar alırmış veya üzerine ödendi diye yazarmış. Borcu ödenen kişi, kimin ödediğini de bilmezmiş. Son yıllarda görmeye başladığımız “Askıda ekmek” ve “Askıda kahve” gibi yeni yardımlaşma örneklerini, Osmanlı dönemindeki veresiye defterinden bazı borçlar ödeme geleneğinin çağdaş tezahürleri olarak görebiliriz. Bunlar güzel, daha iyi örneklere ihtiyacımız olduğu da ayrı bir gerçek.

Diş kirası hepimizin yapabileceği güzel bir hediyeleşme örneği. Ramazan ayında kira almamak veya başkalarının bakkal-manav borçlarını ödemek ise diş kirası kadar yaygınlaşamayacak olsa da oruç mevsiminin ruhu ile dinimizin yardımlaşma tavsiyelerine uygun. Her ikisinin de toplumda yeniden kıymet bulması için çalışmalıyız. Sonuçta İslam Medeniyeti böyle oluşuyor. Yaşamadan gelenek, kültür ve medeniyet oluşmuyor. İnancımızı her alanda yaşarken zaman, coğrafya ve insanların kattıklarıyla ortaya bir medeniyet çıkıyor.

 

Kaynak: Oruç Mevsimi kitabı, Erol Erdoğan, İz Yayıncılık.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık