• 29 Kasım 2017, Çarşamba 13:37
FatihGÖK

Fatih GÖK

AK Parti - AB İttifakına Karşı ABD - Türkiye Hısımlığı-2

Soçi Zirvesi:

25  Kasım 2017 tarihinde Putin, Erdoğan ve Ruhani arasında Suriye konulu zirve düzenlendi.

Rus basınına göre: "Suriye'de üç galip ülke başkanı" yakıştırmasıyla duyurulan liderler bir araya gelip tıpkı 1945 Yalta Konferansını da taklit edip, yeni dünyanın özellikle Ortadoğu merkezli kuruluşunu ilan etti.

Genelde kazanmak: önceden belirlenen hedeflere ulaşmak anlamına gelirdi. Rusya (Putin), hedeflediği Beşar Esad yönetiminin iktidarda kalmasını sağladığı gibi DEAŞ’ın Suriye topraklarından çıkarılmasını da gerçekleştiren en önemli bölge dışı oyuncu olduğunu bütün dünyaya göstermiştir. Ayrıca Arap Baharı sürecinde Esad yönetimine karşı en ciddi mücadeleyi gösteren Suriyeli Muhaliflere; kendi istekleri paydasında müzakere masasını dayatabilmiştir. İran (Ruhani), Beşar Esad yönetiminin iktidarda kalması başta olmak üzere birçok konuda Rusya ile paralel politika izleyip haklı olarak galip gelenler sınıfında yer almıştır.

Peki Türkiye Nasıl Galip Geldi Dersiniz?

Çocukluk yıllarımda, bizim futbol milli takımımızın Avrupa'da çıktığı hemen her müsabakada yenilmesine diyebilecek bir şeyim yok aslında. Ama en çok bir sonraki günkü gazete manşetlerinden etkilenmişimdir: ‘Yenildik ama ezilmedik, Stadyum bizi ayakta alkışladı’…

Bence, yaklaşık iki yüz yıllık ezikliğimizi gidermek için toplum olarak sövme seansları düzenlememiz gerekli diye düşünüyorum. Tabii ki toplum sağlığı nedeniyle(!) ya da bizim köydeki dövüş stratejisini de uygulayabiliriz: Köyde, büyükler iki kişiye kavga yaptırıp onları izlerken biri hep altta kalıp dayak yermiş. Büyükler de bakmış iş olacak gibi değil alttakine o büyük stratejiyi söylemişler: oğlum sende yumruğunu yere vur yere. Bizde sövmeyle yumruğu yere vurma arasında bir strateji geliştirsek fena olmaz sanırım.

Türkiye olarak bizim Arap Baharı sırasında hedefimiz: Beşar Esad Yönetiminin lağvedilmesiyle büyük bir ülke, küçük bir Nusayri azınlık feda edilerek çekim merkezimize girecek olmasıydı. Sonuç küçük bir (ÖSO) elde kalıp; geri kalan bütün Suriye düşmanımız oldu. Örneğin Esad yönetimi yıllarında ‘PYD’ diye ulusal bir düşmanımız yoktu. Davutoğlu’nun, en büyük ulusal kazığı, Suriye konusudur, dersek abartmış olmayız. Ülkeme biraz olsun bir iyiliğim dokunsun diye düşünürken, aklıma bir fikir geldi, bence en büyük kazancımız: Hata yapmamıza da neden olan, Suriye krizi başlarında batılı müttefiklerimizle hareket etmemize rağmen, artık farklı karar alabilmeye başlamış olmamızdır.

Bu durumda diplomaside bir tık daha ileri gidip, Beşar Esad’la doğrudan temas yollarını oluşturmamız gerekli. Putin’le ve Suriye’nin içinde bulunduğu şartların baş müsebbibi İran’la konuşup anlaşabiliyorsak Esad’la neden olmasın? Çünkü özellikle dış politika, çocukça kapris yapılıp daima düşmanlık güdülerek yapılamaz.

Bütün Dünya Soçi zirvesinde karar vericilerin kararlarını beklerken, Cumhurbaşkanımızdan zirvenin atmosferini değiştirecek bir açıklama geldi: ‘’Hiç kimse Türkiye’den PYD terör örgütüyle bir araya gelmesini beklemesin.’’ Önümüzdeki süreçte Başkan Putin’in aşması gereken ciddi bir durum var ortada. Şimdi konuyu şöyle değerlendirelim: Hep belirtme ihtiyacı duyduğum sanırım bundan sonra da belirtmem gerekecek konu, PYD konusunu neden hep biz sahipleniyoruz? PYD terör örgütünün bundan sonraki hedefi kesin kez İran’dır. Ama Türkiye gibi gönüllü düşman arayışı içinde bulunan bir hayırsever bir ülke varken; İran  tabi ki bu konuda sus pus olur. Dış politikanın değişmez parametresi: duruşun ve düşmanın kadar güçlü ve saygınsındır.

Hemen İran’ın hedeflerine bakalım: İran, kendisine karşı oluşacak Sünni (Batılı) koalisyona Hazari ve İsmaillileri başta Afganistan’dan gelecek saldırıları ve Batı Pakistan merkezli Belluci sorununu durdurmak için domino etmeyi başardı da diyebiliriz. Batısı’nda da durum hakeza aynı. Irak, İran karşıtı bir koalisyonda yer alamaz durumda. Suriye, kesinlikle İran’a karşı oluşacak bir pozisyonda olamaz. ABD, İran ekseni tarafından çevrilmiş üsleri nedeniyle, İran’a karşı sıcak bir çatışmaya girmeyi bırakın istemeyi; mevcut şartlarda düşünemeyecek durumdadır. Durum göstermektedir ki İran, üzerinde oluşabilecek bir birine bağlı üç cepheden şüphelenmektedir.

Bir: PKK/PYD merkezli ayrılıkçı Kürt harekâtı.

İki: Suudi merkezli Arap tehdidi.

Üç: Hiç beklenmedik İsrail’in önleyici saldırısını beklemek.

İran’ın çözmesi gereken kompleks durumlara karşı; Türkiye’nin PYD fantezisi. Durumumuz İran’a bakarak ne kadarda da kötü(!)

Trump – Cumhurbaşkanı Erdoğan Görüşmesi

Soçi zirvesi dönüşü ABD Başkanı Trump, ivedilikle cumhurbaşkanımızı aradı: Cumhurbaşkanlığı Kaynakları ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu –arama ile ilgili- şunları söyledi:’’ Sayın Trump net bir şekilde talimat verdi ve bundan sonra YPG’ye silah verilmeyeceğini, esasen bu saçmalığa daha önce son verilmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir.’’ Trump’ın açıklaması: "Ortadoğu’da bana bırakılan bu problemi çözmek ve Barış yollarını belirlemek istiyorum. En başından hayat ve dolar (6 trilyon) kaybetmemiz hataydı.’’

Bana kalırsa Başkan Trump, Ruhani hariç Soçi zirvesini yapan Putin ve Erdoğan’a platonik bir siyasi aşk duymaktadır.Çünkü Başkan Trump, kendi haline bırakılsa hiç şüphesiz Soçi zirvesine katılmak isterdi. Yani diyebiliriz ki Başkan Trump, tıpkı Başkan Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi ‘Küresel Finans’ kesimine karşı özgür bir duruş gerçekleştirmek istiyor.

Sonuç olarak… Başkan Trump’ın, Cumhurbaşkanımızı araması ya da arattırması iyi bir hareketi –araması- iki zıt hedefin kurgulanması nedeniyledir.

Bir: Amerikan derin devletinin hedefi. Cumhurbaşkanımız şahsında Soçi zirvesini baltalamak ve Trump’ın sözlerinin boşa çıkarılması nedeniyle de Başkana, kimin patron olduğunu göstermek.

İki: Trump, Başkan Putin’e ve Erdoğan’a bizim mücadelemiz ‘Küresel Finans’a’ karşıdır ve mücadelede sizlerle aynı fikirdeyim ve sizlerle birlikte hareket etmek istiyorum, mesajıydı.

Kanaatimce: Başkan Trump, Amerikan Tarihi’nin gördüğü en cesur ve en devrimcisi ama bir o kadar da yalnız lideridir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık