• 11 Nisan 2017, Salı 15:08
FatihGÖK

Fatih GÖK

Çift Kapılı Ortadoğu

Türk tarihine baktığımızda sistemli olarak hep batıya doğru bir yöneliş görülmektedir. 11.yy’dan sonra göçebelikten yerleşik hayata geçişte de yine bu süreci görebiliriz. Ve diyebiliriz ki İslam bütün medeniyetlerin içine sirayet ederken, Türklerin, İslam’ın içine sirayet ettiği gibi bir durumla da karşılaşabiliriz. Arapların Türklerle ilk karşılaşması ticaretten ziyade, zamanın meşhur olgusu olan özgür insanların kaçırılarak köleye dönüştürmeleri, öylesi bir duruma gelmiştir ki bir anda binlerce Türk, Arapların elinde köle durumuna düşmüştü. İlginç olan buna karşı Türklerin, ne Arapları ne de bir başka ırka mensup insanları köleleştirdikleri söylenemez. Türklerin, hareketlenmesiyle bölgenin iki etkili gücünden biri olan ‘’Farsların’’ zemin kaybettiğini kolayca fark edebiliriz. Bu süreç 1299’a kadar inişli çıkışlı seyir izlese de, Türklerin hâkimiyetinin yine başka bir Türk devleti tarafından sonlandırılmış olduğu, bilinmesi gereken önemli bir durumdur. Bence yaklaşık bin yıllık hâkimiyet siyasi sürekliğe ve bir ulusun aktifliğine bağlıydı. Bu yapıya dışardan düşen ilk kurt 18.yy’da Bağdat’ta önemsiz görülen İngiliz misyonerlerdi. Özellikle Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Kurdun kuluçka döneminin artık tamamlandığını söyleyebiliriz.Sanayi devrimine kadar Osmanlı-Rus savaşlarına aşina olan Devlet-i Osmaniye, ölümcül darbeyi olması gerektiği gibi İngilizlerden almıştır.

Rusya’nın Suriye Aşkı

1893 yılında, Rusya İmparatorluğu, Osmanlı Suriye’sinde bir konsolosluk ofisi açar, fakat bu konsolosluk 1917 devrimiyle kapatılır. Tekrar ilişkilerin başlaması Bağımsız Suriye ile 1944’dir. Ortadoğu’da Rus etkisini, 1956 Süveyş Krizi’nde Rusya’nın, radikal bir şekilde çıkış yaparak Kanalı işgal eden İsrail’i, Fransız ve İngiliz’leri füze yağmuru tehdidinden sonra arttırdığını -Soğuk Savaş’ta-  bariz olarak görebiliriz.Ve yine 1948, 1956, 1967 ve 1973 Arap-İsrail Savaşlarında, İsrail’e karşı savaşan Arapların, Ordu yapılanması büyük oranda Rusya’ya ve Rus silahlarına dayanmaktaydı. Süreç ‘’soğuk Savaş’’ boyunca devam etmiştir. Örneğin 1973 Arap-İsrail savaşını kaybeden Arapların, İsrail Uçaklarını kullanan pilotların ABD pilotları olduğu söylentilerine verdikleri tepki: Neden Rus pilotların kendi uçaklarını kullanmadığı doğrultusundaydı. Savaş, Rusya’yı öylesine etkilemişti ki Ruslar, yok edilen Mısır Hava Kuvvetleri’ni tekrardan ve hiçbir ücret almadan yeniden inşa etmeyi taahhüt etmişlerdi. Suriye İç Savaşı’nda Rusların, Esed’e verdiği desteğe bir de bu perspektifle bakmakta yarar vardır. Beşar Esed’in,  İdlip’te düzenlediği son kimyasal saldırısına, Trump’lı ABD’nin verdiği askeri cevap, beklendiği gibi bir askeri karşılık vermemesi,  Rusya’nın, savaş suçu işleyen birini korumakla; müttefik birinin korunması ikileminde olduğu anlaşılmaktadır. Rusya’nın S-300 ve S-400’leri, Amerikan Tomahawk’larını karşılayacak kapasitede olmalarına rağmen, Ruslar bu füzeleri kullanmadılar. Hemen hemen bütün yorumcular: Suriye’de bir ABD-Rus rekabetine atıf yapmaları gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü doğal bir rekabet ’ten söz edemeyiz. Benim gördüğüm suni bir dalaşmadır ki bu iki büyük güç, başta Suriye’de olmak üzere bölgenin genelinde kendilerinden bağımsız başka bir gücün çıkmasını bu eylemle önlemiş oldular. Örneğin ABD’nin askeri müdahalesinden sonra Belçika’nın, Suriye üzerindeki uçuşları durdurması benim teorimi destekleyecek bir durumdur. Her ne kadar yaklaşık elli yıllık bir askeri üs anlaşmasına dayalı -1971’de Hafız Esed’le- bir oluşumdan bahsediyor olsak da, Rusların, Beşar Esed’in geleceğinden çok kendi çıkarları için Suriye’de oldukları yadsınamaz bir gerçektir. Ama Rusların bilmesi gereken, bu coğrafyanın iki kapısı vardır. Biri Türklerin çıktığı; diğeri İngilizlerin girdiğidir. Yani Rusya, Suriye ile milyar dolarlık antlaşma yapmış olabilir ve Suriye’nin savunma ihtiyacının yüzde yetmişine sahipte olabilir. 1973 Arap-İsrail Savaşından önce Ruslar’ın, savaşın çıkacağından bihaber olması ve yine Suriye’nin 1976’da Lübnan’ı işgal etmesini sonradan öğrenmesi ,ders çıkarması gereken iki küçük örnektir. Yani diyebiliriz ki Ruslar, Ortadoğu’da sistem kuran değil, sonradan sisteme entegre olan bir güçtür. Bugün Rusya, Suriye’de Batının kendi içindeki boşluktan ve Türkiye’nin karar aşamasında olduğu süreçten dolayı bulunmaktadır. Oysa ne İngilizler ne de Türkiye istemedikçe Rusya, Suriye’de tutunamaz. Bizim dış politika yapıcılarımız şunu iyi bilsinler ki bizim değil, gerçekte Rusya’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiye, istemedikçe Rusya, Suriye’de tutunamaz ve Afganistan hezimetinden çok daha kötüsüyle yüzleşmesi kaçınılmazdır. Bizim için Rusya alternatifken; Rusya için Türkiye zorunluluktur. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık