• 02 Şubat 2017, Perşembe 13:03
FatihGÖK

Fatih GÖK

Ekonomik Hitler’in Doğuşu: Donald Trump!...

Çocukluğumda birçok kez hayretle izlediğim sahne,  ABD’de devasa yapıların (binaların) dinamitle saniyeler içinde yıkılmasıydı. Bu sahneleri hemen herkes bir şekilde görmüştür. Oldukça heyecanlı ve eğlenceli bir görsel şölendi sanki. Belirli bir zaman gerçeği anlamamıştım aslında,  neden ülkemizde nadir olarak görebileceğimiz büyüklükte bina birkaç saniyede yıkılır ya da yıkarlar? Çoğunluk, muhtemelen iki nedene bağlar. Bir: Bina çok hasarlıdır ve kullanılamayacak durumdadır. İki: Yerine yapılacak olan yapı, sanırsınız ki dünyanın yedi harikasından biri olacaktır. Ama görseniz belki de şaşarsınız, bazen eskisinden daha sade olur. İtiraf edelim ki Türk anlayışı: ‘’Bu israfa ne gerek vardı ki, yazık değil mi?’’ dedirtir. Bugün ’ün tarihi: 02 Şubat 2017. Bu tarihe kimse itiraz etmez sanırım, tabi benden başka. Bence bu tarih batılıların yaşadığı tarihtir; bizim yaşadığımız zaman -anlayış olarak-  belki 1970’lerin ortaları.

Amerikan başkanlık yarışında, başkan adaylarından Hillary Clinton’a karşı Cumhuriyetçi aday Donald Trump’a pek şans verilmiyordu. Benim düşüncemi etkileyen olay, yani Trump’ın başkan olacağına inancım, AB üyeliği konusunda İngiltere’nin, referandumda ayrılma kararı almasıyla oluşmuştu. Ya da başka bir paradigmayla, Trump’ın başkan olmasını isteyen lobilerin başında "Anglosakson’larında" olmasıydı diyebiliriz.

Günümüz dünyası, kabul edilsin ya da edilmesin ama ABD müdahaleciliğine bağımlıdır. Bu ABD’nin, önceleri istediği bir durum olsa da, artık değiştirmek istediği bir pozisyondur. Birkaç satır üstteki bina olayını unutmayın! Anlaşılması açısından Irak savaşı ya da ABD işgalinden önce ülke olarak ABD’ye karşıydık  sonra ABD’nin Irak’tan ayrılacak olmasına da - terörizm ve istikrar gerekçesiyle -  karşı çıktık. İşte problemimiz bu, muhafazakâr – statükocu – olmak tamda budur: zayıf ve korkak olmaktır. Her değişimi kendi aleyhine zannetmektir.  ABD diyor ki ‘’ Dünya’daki sistem benim. Bu sistemi değiştirmek istemediğiniz sürece, dönmeyecek ve müdahil olmayacağım diyor. Ayrıca hemen altta, önümüzdeki yirmi yıldan sonra bana rakip olacak ülkeyi ya da ittifakları belirlemek istiyorum diyor.’’ Bu durumda Türkiye’yi merkeze yerleştirmiş durumda. Türkiye’nin pozisyonu: ABD’ye hemen rakip olabilecek güçleri törpülemektir. Mesela Almanya liderliğindeki AB, İngiltereli ya da İngilteresiz  kısa sürede rakip olacak düzeydedir. Çin ve müttefiklerini ve Japonya’yı aynı sınıfta değerlendirebiliriz. Bizi ilgilendiren konuya dönersek; Rusya tek başına yeni dünyada tutunamaz. O, nedenle Rus-Türk birlikteliği sağlanmak istendi.  Ama öngörülemeyen devlet: İngilizler, rotadan çıktı ve ABD-AB çatışmasında ABD’den yana tavır aldı hâlbuki ABD’nin böylesine bir desteğe ihtiyacı yoktu. Dikkat ederseniz, Trump’la ilk görüşen İngiltere başbakanı Theresa May, Ülkesine dahi gitmeden Türkiye’ye geldi. Kim neden gönderdi dersiniz? İşte bu soruya cevap vermek insanı ‘matrix’ yapar.

Akılara şöyle bir soru gelebilir, ABD dünya liderliğini neden bıraksın ki? Sermaye kesimi veya darbeci güç, ABD’nin hala kendilerinin en büyük müttefiki ve koruyucusu olduklarını dillerinden düşürmeyeceklerdir, tabi ki statükoyu kaybetmemek için. İnançlı kesimse, ABD’nin, Müslümanlar tarafından mağlup edildiğini ya da yenileceğini anlayınca kaçtığı propagandasını yayacaktır. Bence ABD sadece çekiliyor. Yani bağımsızlığından sonra eski dünyadan ciddi hiçbir tehdit almadı. Değişik zamanlarda bazı Avrupa devletleriyle savaşsa da zorlanmadan galip gelmeyi başardı. ABD, kabul edelim ki diğer devletlerin kendine duyduğu ihtiyaçtan çok daha azını başkalarına duymaktadır. En son Japonların, ‘pearlharbor’ saldırısından bu yana ABD’ye karşı dışardan gelebilecek ciddi bir tanımlanmış tehdit bulunmamaktadır.

Son olarak… Hitler denince aklımıza, batılı bir bakış açısı gelir ki kötü olarak en kötüsünü o’nun için hiçbir sınırlama olmadan söyleyebiliriz. Ama şu sorunun cevabını kimse veremez: Hitler’in bize bir kötülüğü olmadı. Alman halkı için mücadele etti ve bizzat kendi halkınca seçilmiş biri. Hitler’in oluşmasında Alman halkına dayatılan şartların ve o şartları dikte eden devletlerin hiç mi günahı yoktu? Hitler kaybetmiş olabilir, bugün Alman halkı kazanmıştır. Mussolini kaybetmiş olabilir, istersek kabul etmeyelim ama İtalyan halkı kazanıştır. Japonya içinde aynısı geçerlidir. Ülkemizde hiçbir lider kaybetmedi özellikle yüz yıldır; peki Türk milleti kazandı diyebilir miyiz? Hitler siyasi bir meydan okumaydı. Trump ekonomik bir meydan okumadır. Yaptığı sadece eski usulü kaldırmaktır. Bize bir zararı yok, o, seçim sloganında dahi kimseyi suçlamıyor ‘Make America  Great  Again’ Amerika’yı tekrardan büyük yapın demek. Statükoya meydan okumadır ve ne gerekiyorsa yaparım demektir. Özellikle küresel sermaye AB ile birlikte Trump’la kapışacaktır ve ayrıca Latin Amerikan ülkelerinin ittifaka dâhil olmasıyla Amerika çevrelenmek istenebilir. İşte burda Türkiye, doğudan sıkıştırmayla devreye girebilir. Önümüzdeki günlerde Amerika’nın en yakın müttefiki bence Türkiye olacaktır. Bazıları İsrail diyebilir ama şunu unutmamak gerekir ki İsrail, orta ve uzun vadede en çok müttefiklerine zarar verecektir ki yeni  Amerikan Hükümeti de bunu gayet iyibiliyor.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık