• 04 Ağustos 2017, Cuma 10:29
FatihGÖK

Fatih GÖK

Kapıda Kürt Baharı mı Var?

Barzani Ailesinin, Kürt kimliğinin tartışmasız en büyük temsilcisi olmasını; mutedil politikaya dayandırmaları, liderliklerine süreklilik sağlamıştır.Geçmişte Molla Mustafa Barzani’nin, oğlu Mesut Barzani’ye oranla büyük hatalar yapması, ailenin prestijini çok fazla etkilememiştir. Mesut Barzani, zayıflığın avantajı olan zekayı ya da siyasi taktiği, özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında oluşan ’İkinci Körfez Savaşında’ ve savaş sonrasındaki fiili durumda çok doğru kullandı diyebiliriz. Dünya’nın değişen dengesi, bekanın devamı için artık sadece zekanın yeterli olmadığı; farklı yeteneklerin kullanılmasına ve mevcudiyetine gereksinim duyulduğunu da göstermektedir.

Barzani, durumu uzun süre önce fark etti. Özellikle Arap Baharı sırasında Suriye’nin içinde bulunduğu durum, PKK’nın Suriye Kolu YPG/PYD palazlanmasını ve DEAŞ gibi bir örgütün oluşmasını IKBY’ne karşı tehdit olarak görmesine yetti. Fark edilmişse DEAŞ, önceleri Kürtlere karşı bir hareket içine girmemişti. Sonra ne olduysa, DEAŞ bir anda hem Barzani’ye hem de Suriye’nin Kuzeyindeki Kürtlere karşı aynı anda harekete geçti. Durum öyle bir hale geldi ki: devletleşme yolunda Irak merkezi Hükümetini  tehdit eden Barzani, DEAŞ’a karşı tutunamayarak dünyadan yardım istedi ve terör örgütünü yardımlarla durdurmayı başardı. Barzani, ne olup bittiğini Kobani çatışmasında fark etti. DEAŞ’a karşı tutamayarak Türkiye’ye doğru kaçan PYD, bir anda DEAŞ’la çatışmaya girdi. Bunu fark etmek biraz kuşkucu bakış gerektirirdi: Türkiye sınırından birkaç metre uzaklıktaki olanları bütün Dünya canlı olarak izledi. Bu savaş, DEAŞ vahşetini gösterirken; PYD’nin de kahramanlaşmasını ve kendine güvenini sağladı. Kobani çatışması, o kadar uzun sürdü ki ‘Kobani ha düştü ha düşecek’ söylentilerine dönüştü. Ama bilinmeyen: PYD’nin de DEAŞ’ın da patronunun aynı olmasıydı. Barzani, PR çalışmasını engellemek için PYD’ye askeri yardım teklif etti. Ne hikmettir ki Kobani düşmek üzere olmasına rağmen PYD, Barzani’nin teklifini geri çevirdi.

Bizimde müdahil olmak istediğimiz Rakka Operasyonu söylentileri başladığı sırada Barzani, bağımsızlık referandum tarihini açıkladı:’’ Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu 25 Eylül 2017’de yapılacak.’’ Nasıl olduysa ilk tepki PKK’ya yakınlığı ile bilinen GORAN Hareketinden geldi.

Burada bizi ilgilendiren konuya bakarsak: ABD, Türkiye’yi Rakka operasyonundan uzak tuttu. Nasıl olurda Kore Savaşından bu yana Türkiyesiz savaşa girmeyen ABD, bir anda PYD/YPG ile SDG adı altında Rakka operasyonunu başlatır?..

Türkiye’nin, ABD’den istediği: PYD’yi terör örgütü olarak görmesi ve ona göre hareket etmesidir. Aslında Türkiye, ABD’nin kendisine ne büyük iyilik yaptığını ya anlamadı; ya da önümüzdeki süreçte yapacağı büyük askeri ve siyasi hareket için toplumu hazırlamaya çalışmakta. Çünkü PKK/PYD evrim geçirme safhasında olup özellikle PYD adına Türkiye ile savaşa girmek en son isteyecekleri durumdur. Çünkü PKK, otuz yıllık eylem sürecinde Türkiye’ye karşı açıktan cephe çatışmasına girmeyerek sürekliliğini sağlayabilmiştir. Türkiye gibi büyük bir askeri güce karşı PYD, Türkiye sınırından en uzak otuz kilometrelik bir derinlikte ABD’nin desteğine rağmen varlık gösteremez. Bence ABD’nin,PYD’ye verdiği söylenen 900 tırlık askeri yardım Türkiye’ye zarar veremeyeceği gibi, Türkiye’ye karşıda değildi.

ABD’nin Askeri Yardımları Kime Karşı?

ABD’nin, PYD’ye verdiği söylenen askeri yardımların Rakka operasyonları sonucunda Kürtleri tekbir yapı içinde birleştirmek için ilk olarak IKBY’ye yöneleceği kanaatimdeyim. Çünkü Barzani'nin, işlevini kaybetmek üzere olduğunu görmek gerekir. Şöylede diyebiliriz ABD, Barzani’yi her zaman ve her şey için kullanamaz ama PKK’yı kullanabilir. Barzani’ye karşı farklı bir ülkenin müdahalesi söz konusu olamayacağı gibi PKK’ya karşı müdahale kısa süreli PR çalışmasıyla gerçekleşebilir.

Kürtler, mevcut konjonktürde önemli bir güç değildir. Ama Kuzey Irak ve Kuzey Suriye Kürtlerinin birleşmesi halinde önemli ve dikkate değer bir güç haline gelecekleridir. Rakka operasyonu sonucunda DEAŞ Militanları, EL Nusra’ya geçecekleri varsayılırsa ki İdlib’te El Nusra’nın,hakimiyet kurup Türkiye sınırına dayanması; Türkiye- Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin yapısı ve geleceği açısından değerlendirilmelidir.

Sonuçta PYD, öncelikle Rakka’da başarılı olup, sonrasında Barzani’yi hedef alacaktır. Türkiye’nin müdahalesi öncesinde İran-Suudi Arabistan arasında oluşacak bir çatışmada İran’a karşı kullanılabilmesi kolay bir aktördür.

Bu yazımda sosyal medyada ABD’nin Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiği ile ilgili yoğun olarak işlenen propagandaya katılmadığı belirtmek isterim. Bir soruyla, durum belki daha belirgin hale gelecektir.

Soru şu: son günlerde Almanya ile yaşadığımız kriz sonrası tabir yerindeyse Almanya’yı İncirlik’ten kovduk; peki ABD’nin 900 tırdan fazla PKK/PYD’ye askeri yardımda bulunmasına rağmen ABD’ye neden İncirlik üssünü kullandırmaya devam ediyoruz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


mühim değil mühim değil 04.08.2017 15:52

Çok farklı görüş açısı, Güzel bir analiz.

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık