• 07 Kasım 2016, Pazartesi 13:13
FatihGÖK

Fatih GÖK

Musul ve Kerkük’ü Almalıyız, Alacağız da!

Uzun zamandır uzmanlık alanım olmamasına rağmen uyuşturucu konusunu yazmak istiyorum. Ama gün geçmiyor ki, ülkemizde gündemi değiştirecek kadar önemli bir olay olmasın. Öyle ya hayatımda ilk kez 4 Kasım’da doğum günü kutlayacaktım. Birde duydum ki, AB’nin şımarık çocuğu Selahaddin Demirtaş başta olmak üzere HDP’li birçok vekil gözaltına alınmış. Demirtaş ki, ‘6-7 Ekim’ olaylarının -46 vatandaşımızın hayatını kaybetmesinin-  baş azmettiricisi olduğu herkesin malumudur. Peki, bu gözaltılar için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 756 gün neden bekledi(!?) Birbiriyle bağlantılı diğer sorular: Dünya’da neler oluyor, bölgemizde neler olacak, uluslararası güç dengesi Türkiye’yi nereye savuracak?

Hadi Strateji Konuşalım!

Kobani çatışması nedeniyle, 6-7 Ekim olaylarının baş sorumlusu Demirtaş’ın çağrıldığı mahkemeye gelmemesine karşın ifadeye zorla getirilmesi devletin gücünün klasik örneğidir. O tarihten 4 Kasım’a kadar sanki devletin somut adım atamayarak çaresiz kaldığı bir durum söz konusuydu. Kürt konusu bizim yumuşak karnımız, ondan dolayı anlık reaksiyonlar büyük sıkıntılar oluşturabilir. Çünkü uluslararası güçlerce kullanılan PKK terör örgütüne karşı, alacağımız her desteğin bir karşılığı vardır. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ‘Fırat Kalkanıyla’ başlayan önleyici müdahaleler, bir takım anlaşmaların ve pazarlıkların sonucudur. Yani bundan sonra PKK ve Selahaddin Demirtaşkimsenin pek de umurunda olmaz. Ama dikkat etmemiz gereken, kısa süre sonra AB çıkarlarıyla çatışmamız kaçınılmaz olduğudur. AB, PKK ve HDP’yi kullanmaya devam etmek isteyecektir ve desteğini sürdürecektir.

15 Temmuz sonrası farklı bir ülkede yaşadığımız bir gerçektir. AK Partinin ilk defa iktidar olmasıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti adı altında olur ya da farklı bir isimle bu millet önemli görevlere hazırlanmaktadır. Dünya sisteminde bizim için hayati önemde iki devlet vardır ki -ABD ve İngiltere- stratejik olarak ABD’den destek alırken, İngilizler, ABD ile Türkiye’nin pozisyonun da bir işbirliği için AB üyeliğini dahi bırakmışlardır. Yani içinde bulunduğumuz coğrafi ve sistemsel problemlerin baş sorumlusu İngilizler, sadece bu coğrafyada değil bütün dünyada en büyük rakip olarak bizi görmüşlerdir. İngilizlerin, Cumhuriyetin kuruluşundan cumhurbaşkanımızın liderliğine kadar geçen sürede bize üstün geldikleri bir gerçektir.

Kendimize öncelikle sormamız gereken soru şudur: Bizim tam üye olarak girmek istediğimiz AB üyeliğinden, büyük risk alarak İngilizler neden çıktı? İngilizler, ABD’nin AB ile karşı karşıya geleceğini en azından rasyonel müttefiklik ilişkisini yeniden tanımlayacağını ve artık AB’nin kendileri için bir kambura dönüşeceğini anladılar. Öyleki, Arap Baharını dahi İngilizler, ABD-Türk ittifakını bozmak için kurguladılar. Yani sırf bu nedenle Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarını dahi desteklediler. Sisi’nin darbe yapmasının en önemli nedeni cumhurbaşkanımız liderliğindeki Türkiye’nin önünü açmaktı.17-25 Aralık FETÖ’nün ilk eylemi ABD kurgusuydu. Yani FETÖ’yü cumhurbaşkanımızın önüne attılar. 15 Temmuz girişimi artık karar aşamasıydı; Türkiye ya iç savaşla yüzleşecek ya da risk alıp tehdidi sınırları dışında yok edecekti. ABD’nin isteği Türkiye’nin sadece Başika’ya yerleşmesi değil, Musul-Kerkük başta olmaz üzere Barzani ve Sünni Araplarla anlaşıp Irak’a yerleşmesidir. Çok daha önemli bir durum şudur:  Türkiye’nin işi sadece Ortadoğu’yla bitmeyecek, buraya sağlam basıp ivedilikle küresel düzeyde hareket etmesi beklenilecek.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık