• 07 Ocak 2017, Cumartesi 16:58
FatihGÖK

Fatih GÖK

Suriye Politikasındaki Yanlışlarımız

Bu yazıyı Star Gazetesi yazarlarından Ahmet Taşgetiren’in Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Bey’e, Hürriyet’in Ankara bürosunu ziyaret edip, Ankara yeni temsilcisi Hande Fırat’ı kutladığı sırada değişen Suriye politikalarımızla ilgili yaptığı açıklamaları eleştirmek üzere yazdığı “Suriye politikasının neresi yanlıştı?’’ başlıklı makalesine istinaden kaleme aldım.

Önce Ahmet Taşgetiren’in yazısını okuyalım.

“Tamamı şöyle:“Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım. Şimdi bunları tamir ediyoruz, düzeltiyoruz.”Sözün sahibi Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş.Hürriyet’in Ankara bürosunu ziyaret etmiş, yeni Ankara Temsilcisi yapılan Hande Fırat’ı kutlamış. Bu arada da Ortadoğu’yu değerlendirmiş. Şunlar da Kurtulmuş’un “Büyük resim”e ilişkin sözleri:“Büyük resim çok net; bir asır evvelki oyunun 2. perdesi oynanıyor. Bölge bir kere daha dizayn ediliyor, bölünmeye çalışılıyor. Bu oyunu bozabilecek tek ülke Türkiye olarak görüldüğü için oyuna müdahale etmemesi isteniyor. Bunun Türkiye’nin yönetim yapısıyla falan hiçbir ilgisi yok. Bu, 2. Sykes-Picot, çok açık.”Hürriyet gazetesinde Sayın Kurtulmuş’un sözlerinden “Suriye baştan yanlıştı ”bölümünün başlıklandırılacağını tahmin etmek zor değil. Bu sözün Türkiye’de Kılıçdaroğlu’ndan başlamak üzere alıcıları vardır ve Hürriyet gazetesi de onlar arasındadır.Hedef de bellidir: Ahmet Davutoğlu.İnanılır ki, Ak Parti iktidarlarının bütün dış politika perspektifi önce Danışman, sonra Dışişleri Bakanı, sonra da Başbakan olarak Davutoğlu tarafından belirlenmiş, o perspektif de ağırlıklı olarak hayallerden örülmüş, bu sebeple de Suriye başta olmak üzere Ortadoğu bataklığına saplanılmıştır.Bu tarz bir değerlendirme şu an bir bataktan söz ediliyorsa, Ak Parti’nin diğer üst kademe yöneticilerini ve MGK’nın asker üyelerini o bataktan sorumlu olmaktan kurtarma amacına yönelik olarak ifade edilebilir, ancak bir, inandırıcı olmaz, iki, o kadronun dış politika tayininde etkisinin hiç olmadığı gibi bir saklı anlam içerir, bu da hem ortak sorumluluk anlayışına aykırı olur, hem de derin bir zaaf anlamına gelir. Ahmet Davutoğlu’nun muhtemelen siyasi spekülasyonlara malzeme olmamak için medyaya çıkmaktan kaçındığı bir dönemde, bu tür medya vuruşlarını etik açıdan sorgulamak gerekiyor. “ (Ahmet Taşgetiren, Star Gazetesi, 06.01.2017).

Taşgetiren’in yazısında cevaplamak istediğim konular var. Belirtmek isterim ki, Numan Kurtulmuş Bey’e ve şimdiki AK Parti’nin Suriye politikalarına karşı yapılan eleştiriye cevap vermek, ne istediğim bir durum ne de böyle bir yetkim var. Konu milletimin çıkarını etkiliyorsa, buna karşı olmak birey olarak en doğal hakkım.

 

Ahmet Taşgetiren’in yazısına cevaplarım

Osmanlı döneminde Lübnan, Suriye sınırları içinde -dağlık Lübnan- çoğunlukla Maruni Hristiyanların yaşadığı bir bölge idi. 1943 yılında Fransızlardan bağımsız oldular. Kendilerini Arap olarak görmeyen Lübnan, özellikle 1967 savaşından sonra çok sayıda Filistinli mülteciden kaynaklı Hristiyan endişesi iç savaş çıkmasına neden olmuştu. Başlarda Lübnan ordusu desteği ile başarı sağlayan Hristiyan yapı, sonraları gerilemeye başladı. Bunu fark eden Hafız Esed yönetimindeki Suriye ordusu, Amerikan desteğiyle1 Haziran 1976’da Lübnan’ı geniş çaplı istilaya başladı. Buradaki önemli durum; Ortadoğu’da Sovyetlerin en önemli müttefiki olan Suriye, bu hareketi Sovyet yönetimine haber vermeden yapmıştır. 11 Eylül saldırılarına cevap; Afganistan ve Irak işgalleri sonrası, ABD’nin başkan yardımcısı Dick Cheney açıklamasında: “Suriye harekâtı masada’’ demesi ilk Lübnan’ı hareketlendirdi. Doğal olarak Beşar Esed yönetimine karşı Lübnan da gösteriler başladı, önceleri Suriye yönetimine yakın olduğu sanılan Refik Hariri, muhalefetin lideri olmuştu. Muhalefetin baskısı ile BM Güvenlik Kurulu, 2004’te Lübnan’dan Suriye askerlerinin çıkmasını öngören 1559 no’lu kararı aldı. Bu olaylar sırasında Hariri arabasına konan bomba sonucu 14 Şubat’ta öldürüldü. Tabi ki günah keçisi Beşar Esed olacaktı, olduda. Yaklaşık yüz yıldır bölgeden uzak kalan Türkiye, 2002’de başdanışman olan Ahmet Davutoğluvizyon liderliğinde Suriye problemine arabulucu sıfatıyla müdahil olmak istedi ve oldu. Enteresan olan Lübnan’a ve Hizbullah’a yardımda Suriye’yi atlama taşı olarak gören ve kullanan İran, gelişen konjonktüre müdahil olmadı. Sadece Türkiye’yi izlemekle yetindi, sanki Suriye’nin ipleri tekrardan Türkiye’nin eline geçmiş gibiydi -Arap Baharı’yla 15 Mart 2011 başlayıp Nisan 2011 yılında ülke geneline yayılan çatışmalar başlayıncaya kadar- İran’ın, Türkiye’yi çok fena kullandığına tanık olduk. Çünkü Suriye, Türkiye’nin önemli katkılarıyla 26 Nisan 2005’te Lübnan topraklarında çekildi. İroniye bakar mısınız, Beşar Esed yönetimi korum isterken birkaç yıl son Esed’e neden vurmuyorsun diye sevgili müttefikimize kızıyoruz.Davutoğlu’nun “komşularla sıfır problem’’ politikası iddialı ve heyecan uyandıran bir hareketti. Düşünsenize! Firavuna pabucu ters giydirecek liderlerle komşusun ve onlarla problemim olmasın diyorsun, sonra etik değerden bahsedecek ve halkların taleplerine destek vermektende geri kalmayacaksın(!) Firavunla problemim olmasın diyorsan Allah’la problemin var demektir. Bu arada Türkiye’nin yeni dış politika sloganı: “Komşu halklarla sıfır problem” perspektifi anlayışında olmalıdır. Türkiye’nin o günlerdeki problemi: Dış politikalarda gereksiz çıkışlardı. Örneğin İsrail-Filistin sorununda arabulucu, ABD-Irak sorununda arabulucu, ABD-İran sorununda ve ABD-Suriye sorununda arabulucu olmak istemekti. Türkiye’nin problemi (Davutoğlu’nun) gerçekte çatışıyor gibi olan devletlerarasında aslında bir ihtilaf olmadığını bilmemekti. Mesela ABD-İran arasında problem var diyebilir miyiz ya da Beşar Esed-ABD arasında? Bence Davutoğlu yanlış yerde arabuluculuğa soyunmuştu.

 

Kimin elini sıktık?

Bir de gazeteciler soru sormuştu Davutoğlu’na:’’Eğer Beşar Esed gitmeyip kalırsa, sizde Türkiye Cumhuriyeti yöneticisi olarak, Esed’le nasıl bir ilişkiniz olur?’’ tarzındaki soruya Davutoğlu ‘’Beşar gibi kendi halkını (Müslüman) öldüren birinin elini sıkmaktansa görevi bırakmayı tercih edeceğini’’ söylemişti. Burada anlamadığım: Müslüman öldürene yada masum öldürene tavır almaksa, ABD başkanları ve dışişleri bakanları bu suçta açık ara önde olmalarına rağmen onların elini sıkmada sakınca görmemişti

Sonuç olarak:Şimdiye kadar özellikle Suriye stratejimiz batılı müttefiklerimizle ters düşmeme gerekçesiyle tutarlı değildi. Ama artık cumhurbaşkanımızın ipleri ele almasıyla değiştirdiğini, özgür ve güçlü bir devletin yapması gerekenlerin sırasıyla yapıldığına tanık olmaktayız.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık