• 17 Mayıs 2018, Perşembe 15:06
FatihGÖK

Fatih GÖK

Türkiye, Tarihinin En Büyük Ekonomik Kriziyle Yüzleşmeye Başladı!

AK Parti, 2002 yılında iktidara gelişini büyük oranda 2001 ekonomik krizine borçludur. Girişle birlikte hemen belirtmem gerekir ki; siyasal, sosyal ve ekonomik olarak örnek aldığımız Batı Dünyasından nasıl olurda, sürekli ekonomik farklılaşmalarla ekonomik krizlere bağımlı hale getirilir olduk?

Bence ideolojik bir toplum oluşturmak istenmiyorsa ya da böylesi bir hedef vardı da başarılmamışsa, yönetilen toplumun ekonomisi sürekli müreffeh ve rahat olmalıdır diye düşünüyorum.

Bizim gibi Batılı müttefiklerimizce de bilinen: Geçmişte birçok kez şamarını yemek zorunda kaldıkları alternatif bir dinin, bir kültür ve medeniyetin öncülüğünü yapmış, tehlikeli bir ülkenin kontrol altında tutulması oldukça hassas bir konudur.

Burada dikkat edilmesi gereken AK Parti’nin iktidara geldikten sonra takip ettiği ekonomik politika beklenildiği gibiydi. Ama lideri olan Reis, farklı bir karakter olduğu için toplumumuz farklı bir sonucun çıkacağını bekliyordu. Farklı ve sürpriz bir sonuç bekleme hakkımız varmış gibi bütün bir toplum buna inandı ya da inanmak istedi.

Anlamamız gereken sistemler üzerinde özellikle küreselleşen Dünya’da farklı bireylerin kendine özgü hareket etme şansı yok denecek kadar azdır. Örneğin yatırımcı sizden serbest piyasa kuralları ve daha açık bir toplum bekler; bunu yapıyormuş gibi yapmak inandırıcı olmaz.

Türk Mucizesine Ne Oldu?

AK Parti iktidarının ilk beş yılı uluslararası güçlerin tamda beklediği gibiydi, ülkeye gösterilen çok yoğun siyasi talep ve dış merak uygun ekonomik finansın yolunu açtı. Özellikle yatağını arayan birçok sermaye için Türkiye cazip hale getirildi. IMF’nin tek pozitif örneği haline dönüştürülen ülkemiz, uluslararası sermayenin uğrak yerlerinden biri haline dönüştü.

O gün nasıl oldu da borçlanma faizleri aşağı yönde istediğimiz gibi şekillendi; bugün ne yaptık da mevduat faizleri 16-17’yi dolar 4.50 TL’yi gördü.

Birçok uzmanın son günlerde yapısal reformlardan sıkça bahsettiklerini duymuşsunuzdur. Bundan bahsetmeleri sizin konuyu anlamanızı zorlaştırmak içindir.

Bunun yanında ürettiğimizden fazla tüketiyoruz derler, size bir sır vereyim: hedef enflasyonsa ne kadar az üretirsen o kadar etkili olur yani dışardan aldığın mal ikame olabildiği için fiyat istikrarı farklı alternatiflerle daha kolay sağlanır. Örneğin Uzakdoğu ülkeleri o kadar çok üretirler ki hemen hepsi cari fazla verir. Ama ekonomik krizle yüzleşmeyeceklerinin garantisi var mı? Kesinlikle, bizden çok daha kolay krize girerler. Birkaç yüz dolara köle gibi hiç durmadan çalışırlar.

Konumuza tekrar dönersek, son dört yıldır artarak devam eden bir kriz içindeydik. Özellikle sistemi değiştirip Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçmemizle birlikte öyle görülüyor ki aktörlerin değişimine de şahit olacağız.

Yani anlatmak istediğim 2002’den 2007’ye kadar hangi üretim biriminde ve bu kadar kısa sürede ne ürettik ki ekonomimiz hiç olmadığı kadar istikrar yakalayabilmişti; buna karşın son yıllarda hatta son iki üç ayda ne oldu da Cumhuriyet tarihinin kesinlikle en büyük krizinin içine dalmış durumundayız?

El cevap: Uluslararası duruş ve pozisyon değişiklikleri nedeniyle bu gün bu duruma gelmiş bulunmaktayız.

Birkaç örnek verecek olursak:

Bir: 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanımızın İngiltere’yi ziyaret etmesi, ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıması.

 İki: Son günlerde açığa çıkan İngiliz-İsrail rekabeti.

Üç: Ortadoğu’da gelecekte yaşanacak Rus-İngiliz çatışması, bunu fırsat olarak değerlendirmek isteyen Cumhurbaşkanımızın, Rusya ile aramızdaki yakınlığa İngilizleri farklı bir alternatif olarak katabileceğimizi ifade etmesi.

Dört: İran P5+1 Nükleer (uranyum zenginleştirme) anlaşmasının Trump tarafından iptal edilmesi.

Bunlar şimdilik yeterli nedenler. Peki Türkiye’nin suçu ya da günahı nedir diye sorarsak: Stratejik ve jeopolitik konumu gereği daha kendine dönük bir duruma gelmesi gerekir. Buna dikkat, Türkiye ile ne Avrupa’nın ne de dünyanın bir derdi yok hatta adamlar diyor ki Dünyada ve özellikle Ortadoğu’da fırtına kopacak sen şimdilik uzak dur diyor. Biz bu işe girmek istedikçe boynumuzdaki düğüm daha da sıkılacak.

Bunu daha önce çok kez anlattım, özellikle Cumhurbaşkanımızın İngiltere’de yaptığı açıklama: “Türkiye’nin operasyon el gücüyle, İngiltere’nin finansal ve teknolojik gücü bir araya gelirse çok önemli işler yapabiliriz.’’ Bunu anlamak için strateji uzmanı olmaya gerek yok oldukça açık. Bir de bu açıklamanın sorusunu duymak isterdim.

Sonuç olarak olan şu: Dünya’nın en büyük ekonomik büyümelerinden birini başararak, Dünya’nın en büyük ekonomik krizi ile baş başa kaldık. Böylesi bir şey mümkün mü? Olmaz aslında. Demek ki bizim ekonomi ekibi mantıklı bir yalan söyleyememiş. Başka bir açıklaması yok. Siyasi durum şimdilik Reis’e can feda, AK Partiye elveda minvalinde. Kısa sürede sıra Reis’e gelecek çünkü üçüncü Dünya ülkelerindeki liderler ortak konsensüsle belirlenir, ne yazık ki bunu İngiltere tek başına yapamaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık