• 06 Aralık 2016, Salı 9:19
Hija.Be

Hija. Be

Ayten’i Öldürdüm

Ayten’i öldürdüm.

Evet, tam da böyle hissediyorum.

4 sene öncesine kadar biri bana gelip bugün yaşadıklarımı yaşayıp anlatsa, “Abartıyor mu?” derdim. Ama onu dinlerdim.

Çünkü acıyı anlarım…

Biz insanlar hep gözyaşımızı silecek, bizi dinleyecek insanları ararız. Bu bazen bir ömür sürer.

Bunu en saf hali ile hayvanlarda bulursunuz…

Ayten, yaralı eli ile, onun için döktüğüm gözyaşlarımı sildi.

Beni dinlerdi. Öyle kedice bir dinleyiş değil. Cevap verirdi bana :)

Bu satırları yazımı bitirdikten sonra yazıyorum ki, yazmaya dayanamıyorum…

Onu çok özlüyorum. Tarifi yok…

Hayatında kedi sevmemiş ben, onu çok sevdim...

Gelelim Ayten’i nasıl öldürdüğüme…

Bunu yazmak için büyük bir güç bulmam gerekiyordu. Bazen bir söz, bir paylaşım çok etkili olur. Öyle ki başka bir insanın hayatını değiştirirsiniz de haberiniz olmaz.

Türkan Eraslankılıç.

Tam iki saat boyunca telefonda konuştu benimle.

Dinledi, anladı, anlattı…

Hiç tanışmadığımız halde, ona ağladım.

Kaç kediyi tedavi etmişti Türkan. Benim de kalbimi tamir ettiğinden haberi var mı bilmem.

Onda çok doğru bir şeyler vardı. Kimi zaman söze döktü kimi zaman hissettirdi.

İlk defa Ayten kokan battaniyeme sarılmadan uydum.

Ve uzun zaman sonra balkonu sildim.

Yine de pati izlerine kıyamadım…

Hala tırmaladığı sandalyenin üzerinde duruyorlar.

Yolunda gitmeyen bir şey daha vardı.

Bunları yazmam gerekiyordu. Hayatının bir kısmında, bunu yaşayan birileri olmuştu. Bir yerlerde muhakkak yardım isteyen, isteyemeyen, ne yapacağını bilmeyen birilerine anlatmak acılarını paylaşmak gerekiyordu.

Çünkü çoğu insan bunu anlayamıyor.

Yazamazdım. Ayten ben yazarken mutlaka kucağımda veya yanımda uyurdu...

Said Ercan sosyal medya hesabında bir anısını paylaşmıştı.

Camdaki kediye taş atmış, kediye isabet etmemiş ama cam kırılmıştı. Babası kızmıştı. O kadar akıllı bir çocuk böyle bir hatayı nasıl yapmıştı? Bütün kış o soğuk, kırık camdan odasına girmişti.

Said Ercan, bu yüzden ömrünce hata kabul etmez bir yapıya sahip olduğunu anlatıyor ve ekliyordu:

“Akıllı ve zeki insanlara hatayı hiç yakıştıramıyorum”

“Kaç can kırığı var değil mi? Kedi 9 canlı insan 1 canlı üzülmeye hiç gelmiyor işte” diye devam ediyordu...

Can kırığı. Doğru cümle buydu.

Kedilerin bile dönüp geldikleri yuvalardan büyüdükçe uzaklaşıyor, cam kırıkları can kırıklarına dönüşüyordu. Döndüğümüz yer, hep geçmiş…

Belki bir başkası canımıza taş atmış, üşümüşlüğümüz bundanmış...

Kafamda benim kedimin kesinlikle dokuz canı yoktu, evine de gelemedi diye düşünürken, bir anda kendi canım aklıma geldi.

Sahi, benim canım vardı ve yanmıştı.

Herkes hata yapardı. Üstelik çok zeki ve akıllı olduğum da söylenemezdi.

Ama yok, ben Ayten’i öldürmüştüm.

Üstüne falan basmadım, camı açık bırakmadım ki atlasın, aç falan da kalmadı.

Balkonda kalırdı. Babam gelmişti ve kedi ile pek anlaşamadıklarından salona almamıştım iki gün. Pencereden çıkıp gezip gelir, yatağında uyurdu.

Bir akşam eve döndüğümde, her zamanki gibi kapıda beni karşıladı Ayten.

Yüzüme bakıp öyle uzun bir çığlık attı ki, kimsenin camdan bakmadığına çok şaşırmıştım.

Ve kimse de candan bakmadı zaten…

Gövdesi ve patisi yanmış, ağzı parçalanmış.

İki seçeneğim vardı. Belediyenin ambulansını sabaha kadar bekleyecektim ya da hemen açık bir veteriner bulup götürecektim.

Onu o halde bırakamazdım. Sabaha kadar o acıya dayanamazdı.

Taksiler durmadı. Kanı akmıyor zararı yok desem de almadılar bizi.

En sonunda birini bulduk.

Veterinere on gün boyunca gidip geldim. Ağır yaraları ön patisindeydi. Kıpırdamaması gerekiyordu. Gece onu bir kutuda tutmam gerekiyordu. Koltukta uyudum. Onu da beni göreceği şekilde koydum. Her uyandığında kutusuna geri koydum. Yarı uyku ile her gün veterinerin yolunu aşındırdım.

Kesin hiç bir bilgi alamıyorduk veterinerden. Her geçen gün ayağını kurtarmaya çalışsak bile kötüye gidiyordu.

En sonunda patisi kesilecekti.

Herkes, en baştan belediyeye ait yerlerde tedavi ettirmemi söylese de, internette onlardan “kasap” diye söz ediliyordu.

En sonunda belediyeyi aradım. Geldiler.

Görevlilerin dedikleri tam olarak şuydu:

“Hayvan mikroptan veya eksik tedaviden ölmezse, aldığımız yere bırakıyoruz”

Yani sizi telefonla aramıyorlar. Öylece aldıkları gibi sokağa bırakıyorlar. O kadar duygusuzlar ki inanamazsınız.

Sokakta sayısız sahipsiz hayvan var, ne diye üç bacaklı bir hayvanı sokağa bırakırsın?

Uzun süre konuştuktan sonra, adamların şoför olduğu gerçeği bizi rahatlattı.

Veterinerler zaten burada yazamayacağım kadar insanları oyalıyor, ödemeler astronomik rakamlara çıkartılıyor.

Derken, o yorgunluk ve kafa karışıklığı ile, ellerimle Ayten’i verdim.

Bana son bakışını unutamıyorum.

Onu bir daha göremedim.

Belediye’nin veterineri ile her gün konuşma imkanımız oldu. Bize durumu hep anlattı. Ayrıntılar verdi. Şoförler gibi değildi.

On gün boyunca, antibiyotik ve özel mama kullanmamıza rağmen tüm bağışıklığı öyle çökmüş ki, narkoza dayanacak gücü kalmamış.

Bana “Ameliyatı isterseniz yapayım ama narkoza dayanamaz. Bu halde de acı içinde yaşayamaz” dedi.

“O zaman kollarımda ölsün” dedim…

Sonra bir an düşündüm, o acı çekecekti. Ben sadece kollarımda ölmesini bekleyecektim.

Ameliyata izin verdim.

Ve Ayten’i öldürdüm.

İçimde bir can kırığı var artık.

İstiyorum ki, sizin de can kırıklarınız olmasın.

Hayvanları satın almayın. Sahiplenin. Barınaklardan kurtarın onları. Bir hayvanın kahramanı olursanız, Ayten gibi en yakın dostunuz olurlar.

İnanın bana.

Ve başınıza benim yaşadığıma benzer bir şey gelirse, veterinerlik fakültelerine götürün. Belediye’ye ait yerler bunlar. Ücretleri de yüksek değil.

Onlara “Kasap” denmesinin asıl sebebi ise şu:

En baştan yapılması gereken tedaviyi yaptıklarından, net bir sonuç alıyorsunuz. Örneğin bacağı kurtaralım diye denemiyorlar. Kesiyorlar. Çünkü her geçen gün aleyhinize işleyebilir. Risk almıyorlar.

Bizim gibi on gün boyunca sürünmüyorsunuz.

En baştan oraya götürseydik, Ayten’i yaşatabilirdik…

Ama olmadı…

Unutmayın

Siz kuşu öldü diye bir çocuğun evine taziyeye giden peygamberin ümmetisiniz!

Kürk giymezsiniz.

Barınaklarda hiç bir canı, can kırıkları içinde bırakmazsınız.

Bir de komşunuz kedisi için çırpınırken, camdan değil candan bakarsınız.

Siz böyle yaparsınız.

İnanıyorum...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

  • S.Lig
  • 1.Lig
  • 2.Lig Kırmızı
  • 2.Lig Beyaz
    Takımlar O G B M Av P
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P
    Takımlar O G B M Av P

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 23.10.2017 Günlük Yorumu

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık