• 06 Ağustos 2016, Cumartesi 10:27
Hija.Be

Hija. Be

Fetullah Gülen'in Gözaltı Torbaları

Fetullah Gülen'in gözaltı torbalarını bilirsiniz. Yer yer dökülen gözyaşları hafızalara kazınsa da, size anlatacağım iki genç kızın hatıraları, asıl sebebini açıklığa kavuşturacak.

Bu durum, her cemaat yurdunda kendisine hazırlanan özel odaları ziyaretinden midir bilinmez ama büyük cesaretle bana anılarını anlatan Şule ve Elif'te, derin bir yara açtığı kesin...

Çocuklarımızın parasına ve ruhuna göz koyan örgütlerin taktiği hemen hemen birbirine benzer.

Yıl 2007,
Adapazarı,
İki arkadaş, üniversite yıllarında aileleri tarafından güvenilir olduğu düşünülerek Fetullah  Gülen'in yurtlarından birine gönderilir.

Ruhlarında derin izler bırakan o günleri Elif K.  ve Şule A. anlatıyor:

"İlk gittiğin gün sorgu odasına alırlar. Hemen yerleşemezsin.
Hangi kitapları  okuyorsun, Fetullah Gülen'i seviyor musun, ona ne kadar bağlısın, peygamberin kim gibi sayısız soru soruyorlar."

Uzun konuşmalardan sonra, iki arkadaş çeşitli gerekçelerle ayrı evlere yerleştirilir.
Derslerin yoğun olmasına rağmen, eve gelen öğrencilerle ilgilenmek zorunda kalırlar.
Kırmızı  kitaplar, burada çok önemlidir. Öğrencilere, özellikle ortaokul ve lise çağında olanlarına her gün bu kitapları okumak evde kalmanın kurallarındandır. Herkes, orada kaldığı müddetçe, sabah namazından sonra Fetullah Gülen'in kitaplarını okumak zorundadır. Aksi halde çarşı izini olmaması gibi cezalar ve ablaların ağır baskısına maruz kalınır.

Okul o kadar son sıradadır ki, kısa sürede notlara bu durum etki eder.

Evde renkli ne kadar kıyafetleri varsa el koyarlar. Her türlü psikolojik yöntemle kendini iyi biri değilmişsin gibi hissettirirler. Evde bile örtü çıkartmak yasaktır. Cehennem en çok bahsedilen şeydir... İşin tuhaf yanı, bu korkutmalara rağmen "lailaheillallah" demek yeterli denmesi. Kızlar "muhammedün  rasulullah" a ne oldu gibi sorular sormaya başlayınca, evde tepki çekmeye başlarlar.

Cemaat evlerinde, özenle döşenmiş ve her gün temizlenen bir oda vardır. Orada Fetullah Gülen'in namaz kıldığını ve orada kaldığını iddia ederler.

Bir gün Şule yanlışlıkla o odaya girer. Abla kriz geçirir. Şule: "Erkek yurduna gitsin F.G. O zaman" deyince evde kıyamet kopar.

Ablalar işi o kadar ileri götürür ki, her evde sofraya F.G. için tabak ve kaşık konur. F.G'nin onlarla birlikte yemek yediğini, odasında kaldığını, gece üstlerini örttüğünü ve onlarla konuştuğunu anlatırlar.

Kızlar bu yüzden geceleri başı kapalı yatırılır.

Özellikle yaşı küçük kızlar, korkudan uyuyamazlar...

Şule A., dehşet verici bir ayrıntı ekliyor ve diyor ki: "Orada birer abla olarak yetiştiriliyorsun. Elin yüzün düzgün ve konuşma yeteneğin varsa,  Zaman ve Sızıntı abonesi yapmak zorundasın. Gazete satarsın. Bu amaçla bir gün sanayiye bırakıldım. Orada bir okul var ve okuldaki öğrencilere yine kitap okuyup bazı şeyler anlatmak zorundaydım. Civarda ne kadar dükkan v.s. varsa hepsini ikna etmeye çalışmam gerekiyordu. Haliyle çok geç oldu. Aç kaldık ve korktuk. Telefon açtığımızda bizi almaya gelmeyeceklerini söylediler. Bir arabaya otostop çekip  dönmek zorunda kaldık. O gün başımıza çok şey gelebilirdi."

Elif, uzakta bir evde olmasına rağmen farklı durumda değildir.
"Ben, evlerde pişirilip evlere gönderilen yemekleri almaya giderdim. Yol uzun, evler farklı yerlerde, tencereler daha da ağır olurdu.  Her gün en az 20 örgenci yemeğe gelirdi. Onlara yemekten sonra Fetullah Gülen'in kitaplarını okur, onu anlatırlardı.Dayanılmaz hal almıştı bu durum. Sabah namazı ile baslar, her gün aynı şekilde devam ederdi. F.G. nin kasetleri dinlenir, abla durdurur ve ne anladığımızı sorardı. Sonrası yine, çocuklara kitap okuma, onlara yemek ve çay verme ev işleri...Kendi dersin, vizen, finalin hiç önemli değil. Özellikle arkadaşlarıma ders çalışmaya gidemezdim. Takip edilirdim hesabı da sorulurdu.Sınavın mı var, hiç önemli değil. Beşten önce evde olacaksın ve ne olursa olsun aynı rutin devam edecek"

"Kampüslere giderdik. Yurtlara öğrenci toplamak için aksama  kadar dil dökerdik"

Kızlar, onlara destek vermeyen mağazalara da kesinlikle girmelerinin yasak olduğunu da ekliyor, her an takip edildikleri için muhakkak bunun cezasını çektiklerini de belirtiyorlar.

Takip sadece sokakta değil, telefonla da devam eder. Ablalardan biri "Bizim büyük yerlerde abilerimiz var, ayağınızı denk alın diyerek telefon  konuşmalarının mesajlarının dökümlerini kızların önüne atar.
Ailelerine söylemekle tehdit edip, kızların direncini kırmaya çalışırlar.
Artık sadece sokakta takip edilmekle kalmayıp, telefonda da dinlenildiklerini öğrenen kızların korkusu artar ama direnişleri kırılmaz.

Paraları elinden alınır. Bağış, bağış olmaktan çıkar. Eve gelen örgencilerden, esnafa kadar bağış toplanır.Ama bu evler zaten kira olmadan kullanılır, fatura yine bağışçılar tarafından ödenir. Buna rağmen evde kalanlardan sürekli para istenir. Bunun için gözyaşları içinde söylenilen şey hep aynıdır: "F.G. nin hiç bir şeyi yok. İki ceketi var, tek odada yaşıyor. Yatağı yok sediri var. En güzel evleri hep misafirlere veriyor. Hizmete çok paralar harcadı.Ağlamaktan gözaltı torbaları şişti, kimin için, hep bizim için"

Ve tehdit başlar.

Oradan çıkmak kolay değildir.

Elif yurtta kalmak istenmeyince, Şule' nin de atılacağını söylerler. "Ailenize neler söyleyeceğiz biliyor musunuz?" denilerek korkutulurlar.

Şule, onları ailesine bulaştırmak istemez. Arkadaşını annesiymiş gibi aratır. Yine de bu etkili olmaz ve eşyalarını toplayıp kaçmak zorunda kalır.
Bu basit bir kaçış planı değildir. Üniversite arkadaşlarından yardım  ister. Ailesini endişelendirmeden gitmek istemektedir. Sonuçta kurtulur. 
Elif, annesine durumu anlatır. Annesi gelir ama yine de çıkamaz.
Ablalar, annesini görünce "Babanızdan habersiz iş çeviriyorsunuz." diyerek baba ile korkuturlar. 
Yine de ayrılmaya kararlı olan kızlar için kurul toplanır. Yani, ayrılabilmek için bile toplanan o kurulun  kararı geçerlidir.
Tam 3 saat beklerler.
Ve gecenin karanlığında, izin çıkar...

Ben yaşananları sadece yazdım ama, onların gözlerindeki öfke zihnimde beliriyor. 
Bu iki İzmir'li genç kız gibi binlercesinin nasıl bir ruhsal deformasyona uğradığını hayal bile edemiyorum.

Bediüzzaman  Said-i Nursî'ye hakaret addettiğim bu gibi ev ve yurtların sayısız kurbanı var.

Başta Fetullah Gülen olmak üzere, onun gözaltı torbalarına sığınmış ve sahte gözyaşlarını kullanarak ranta çeviren herkesin hesap vereceği gün, umarım bugündür.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık