• 10 Ekim 2016, Pazartesi 12:20
Hija.Be

Hija. Be

“Yüce İsa de, Ötesini Bırak”

Erin Brockovich, iş yerine iki gün boyunca uğramamıştı. Katli vacip kısa etek boyu ve uzun dili vardı.

Bunları kafasına takmayacak kadar da az zamanı…

Her soruyu aklının köşesinde tutacak kadar düşünceli bir insan olmayan Erin, düşüncesizliğin yanlış tanımlandığı bir dünyada yaşadığının farkındaydı.

Kafanın içinde birikmemeli, harekete geçmeliydi insan. Tüm soruların cevabı, tüm cevapların getirdiği sorunları biriktirmeden…

Karakteri, romantizm seviyesi ile eş değer oranda artıp azalmadan bağımsızlığını ilan etti.

Sonunda “Kendisi olan” kazanacaktı…

Bileğinin hakkı ile girdiği avukatlık bürosundan, hiçbir şeyi yokken her şeyi olan bir kadın olarak çıktı.

Fabrikanın hasta ettiği ölen ve ölmek üzere olan çocuklar için savaşırken, ne kazanacağından haberi bile yoktu ama aslolan inanmaktı. Zalime karşı dik durmaktı.

“Yüce İsa de, ötesini bırak” dense, tabii ki bırakmazdı!

 

Guido, ağlamanın hayatını kurtarmayacağını, ama gülümserse küçük oğlunu kurtarabileceğini biliyordu.

Açlık ve korkunun bitiremediği küçücük bir bedenin içinde, büyük bir ruhun gülümsemesi…

Koca koca adamların, bir bir ölüme yürüdüklerini görmesini istemedi.

Ödülü tank olan bu saklambaç oyununda, tüm şekerleri Nazi’ler yiyor, “Anne” diye ağlayan çocuklar ise oyun dışı kalıyordu.

Japonya’daki kare karpuzlar kadar yanlış yetiştirilmiş birçok çocuğun arasında kaybolup gitmemeliydi.

“Örümcekler ve vizigotlar giremez” yazılı bir tabelanın asılı olduğu kitapçıda yaşadıkları üç beş günün sonsuza dek sürecek hatıraları ile beraber gülümseyerek öldü Guido.

Onun ölüm oyununa gülümseyerek baktı çocuk.

Bu savaşı Guido kazanmıştı aslında.

“Musa de ötesini bırak” dense, tabii ki bırakmazdı!

 

Mısır darbesinden sadece dört ay önce hafızlığını tamamlamıştı Esma Biltaci. Son nefesinde öyle bir “Allah deyişi vardı ki, tüm ezberledikleri dökülüyordu insanın yüreğine…

Şehitler, dirilerden hızlı koşar.

Onun darbeye, zulme ve zalime karşı hepimizden hızlı koşması bundandı.

Darbeyi yaşamadan anlayamazdık onun cesaretini. Aynı cesaretle meydanlara koşan hanımlarımızın da bir diğer ismidir “Esma”

Bir yandan yaralılara merhem olmak için çırpınırken, diğer yandan şeytanı taşlamak… Bu nasıl 17 yaştır?

Bir şişe su ile abdest alıp babasını öperek gözden kaybolan genç kız, bir elinde taş bir elinde Kuran-ı Kerim, dua etmeye devam ediyordu.

Duaların arasına kurşun girdi. Yaşından büyük kurşunlar.

Cennet meydanlarında buluşmak vardı, ismi ile müsemma şehitlerle karışmak…

Esma olmak vardı bu dünyaya inat.

“Allah de ötesini bırak” dense, tabii ki bırakmazdı.

Esma’lara yakışmazdı…

Bunun ötesi kuran, bunun ötesi namaz, bunun ötesi sünnet ve bunun ötesi şahadet…

Ötesini aramak gerek, romantizmin doruklarında yaşayanlar kadar yüksekten uçmadan.

Gerçek dünyanın zalimlerine boyun eğmeden yaşamak gerek.

Yoksa hepimiz güzel cümlelerle süslü, cilt cilt kitap yazarız.

Çok azımız, meydanlara koşup şeytana taş atarız.

Bilmem anlatabildim mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık