• 10 Nisan 2018, Salı 12:22
Mehmet AĞAR

Mehmet AĞAR

Hakkın Hatırı Aklın Hatırından Alidir

“İnsan eşref-i mahlukattır” sözünü dilimize pelesenk etmişizdir. Bu kıymet, insanın akıl sahibi olmasından kaynaklanır. İnsana diğer varlıkların üzerinde bir değer kazandıran akıl nedir peki? Bu sorunun cevabı, kişinin ilgilendiği alana göre çeşitlilik gösterir. Söz gelimi bir psikiyatrist ile bir matematikçi ya da bir edebiyatçının akıl nedir sorusuna vereceği cevaplar farklı olacaktır. Kadim medeniyetimizin üzerine inşa edildiği hikmet ilmine göre akıl; hak ve batılı birbirinden ayıran bir meleke, bir hassedir. Ancak kadim medeniyetimizin dayandığı inanç sistemi, doğru ve yanlışın ölçüsünü akla bırakmamıştır. Hakikatin ve batılın ölçüsünü zerreden şemse kadar, akıl da buna dahil, her şeyin yaratıcısı olan Allah koymuştur. Aklın vazifesi ölçü koymak değil, konulan ölçüyü aşmamaktır. Aklın ve mantığın lazımı da budur zaten. Çünkü madem bir şeyin hakikatini en iyi o şeyi yapan bilir, elbette bilen konuşacaktır. Her şeyin Yaratıcısı olan Allah, ezeli kelamı olan Kur'an'da biz insanların akıllarına tenezzül etmiş ve bize hitap etmiştir. Müslüman denilen kişi hayatını, bu ölçülere göre şekillendirir.

Mahluk olan akıl ile Halık'ı ihata etmek mümkün olmadığı gibi aklın kabul edeceği bir şey de değildir. Allah'ı bilmek demek olan marifetullaha akıl basamağı ile girilebilir ancak belli bir noktadan sonra akıl ile marifetullah yolunda mesafe alınamaz. Bu bakımdan dini, akıl ile eşdeğer saymak akla haddinden fazla paye vermek olur ki Kur'an a göre bu zulümdür. İmanın tarifi yapılırken akıldan ziyade kalbe atıf yapılır. Saad-ı Taftazani'ye göre İman, insanın cüz'i iradesini kullandıktan sonra Allah'ın kalbe ilka ettiği, yerleştirdiği, bir nurdur. İman kalp iledir, akıl sadece inanmanın birinci basamağıdır. Yine bu minvalde kudemanın akıl tarifi düşündürücüdür. Onlara göre akıl, esasında kalbe bağlı olan bir melekedir. Bu bakımdan akıl ile zeka birbirine yakın görünseler dahi ayrı şeylerdir. Yani her zeki, akıllı demek değildir. Bu meseleyi niye bu kadar uzatıyorum diye merak edenler olabilir. Mazur görsünler çünkü bu hakikat bilinmeden günümüzde çoğu şey anlaşılamamaktadır. Modern dünyada aklı esas alıp, ona göre bir din inşasında bulunmak isteyen ve bu uğurda sünnet-i seniyyeyi ve hatta Kur'an’ın bir kısım ayetlerini tarihsel addedip kendi heveslerine feda eden ve gerçek Müslümanlığın bu olduğunu iddia eden grupların sayısı az değil. Ne gariptir ki teslim olmak anlamına gelen Müslümanlığı, salt kendi aklına güvenen ve teslim olmayı şiddetle reddeden bu gruplar bilerek ya da bilmeyerek dejenere etmenin gayreti içerisindedirler. Önceleri masum ve makul görünen bu yapılar, son zamanlarda maalesef iyice zıvanadan çıktı. Batı medeniyetinin kirli kavramları ve yaklaşımları ile İslam'ı anlamaya ve yaşamaya çalışan bu zavallı güruhlar; kendilerini aydınlanmış, karşısındakilere ise eğitilmesi gereken cahiller nazarı ile bakmaktadırlar. Bu bakış açısı oryantalizme ne kadar benziyor değil mi? Benzememesi düşünülemez aslında, çünkü aynı kaynaktan akıyor bu zift dereleri. Kur’an kadın ve erkek arasındaki ilişkileri ve ölçülerini, en ince ayrıntısına kadar, tüm zamanlara hükmedecek şekilde anlatmıştır. Hükmünü ona buna göre değil Allah’a göre vermiştir. Hz. Peygamber de bu konuda hadisleri ve sünneti ile bize nurdan bir yol çizmektedir. Modern zamanların afyonu olarak lanse edilen din, aile ve toplum saadetinin anahtarını insanlığa veren yegane kurumdur. Ancak insanoğlu şeytan misali enesine, benliğine ve kibrine yenik düşmektedir. Benim aklım almıyor, bu hüküm 1400 yıl öncesine ait ya da bu, Araplara özgü bir uygulama diyerek Allah’ın hükmüne razı olmuyor. O'nun ölçüsü yerine kendi aklını esas ölçü olarak kabul ediyor. Allah’ın ve resulünün uyarılarını ya inkar ediyor ya da sapıkça yorumluyor.

Son zamanlarda başörtülü bir kız; güya cemaat ruhunu yakalayamadığından dem vurarak kadınların neden camide erkeklerin arkasında namaz kıldıklarını sorguladı. Hem de İslam karşıtlığı ile maruf bir televizyon aracılığı ile. Daha sonra ise şehvetlerinden arınmış(!); Hz. Yusuf'un (as) düşme tehlikesi yaşadığı bir hataya düşmeme garantisini elde eden(!) bir kısım genç, bir camide kızlı, erkekli ders halkasına oturdular. Sonrasında ise doğruluğundan tam emin olamadığım ancak gidişatın varılacağı noktayı özetleyen bir fotoğraf ile karşılaştım. Kızlar erkekler, açıklar, kapalılar, şalvarlılar ile mini etekliler camide aynı safta namaza durmuşlar. Olacak şey değil. Fesuphanallah.

İslam bu değildir. İslam ne radikalliktir ne de ılımlılıktır. İslam ne salt akıl ne de körü körüne kabuldür. İslam hikmettir. İslam salt akla değil; Hakka yani Allah’a teslimdir. Egomuzun, nefsimizin hoşuna gitmese de razı olmaktır. O’nun rızasını kazanma yolunda O’ndan razı olmaktır. Yani akıl ile girilen, sonra teslim olunan ve kalp ile yürünen bir cadde-i kübradır İslam. Bundan daha fazla veya daha az değildir. Hakkın hatırı da aklın hatırından yücedir. Vesselam.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık