• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
MehmetASLAN

Mehmet ASLAN

Farklı Farklı Çerçevelerde Şiddet

Şiddet günümüze kadar en fazla tartışılan kavramların başında gelmektedir. Modern öncesi zamanlardan bu yana gerek felsefik olarak gerekse daha çok sosyal bilim disiplinlerinin ilgi alanında yer alan bu kavram kişi, grup, toplum içinde farklılaşarak üretilmenin yanı sıra çeşitli ilişki ve nedensellikler bağlamında tanımlanmaktadır.

Cinsiyete bağlı kaba güç ile başlayan ve erkek egemen bir toplum temelinde üretilerek genişleyen, eşitsizlikleri ifade etmek anlamında dile gelen, yaşamın her alanında kendini gösteren şiddet; bireysel bir takım olayları ifade etmenin ötesinde bugün daha çok “toplumsal şiddet” ekseninde bir çağrışımla gündemimizde yer almaktadır.

Peki bireysel, toplumsal ve politik alanda daha fazla hissedilen şiddet üzerine yeniden düşünmemizi gerektiren belirleyici nedenler nelerdir?

Hemen hemen her gün her yerde bir vesile ile ya ismini duyarak ya da karşılaşarak veya tartışarak dillendirdiğimiz şiddet olgusu üzerinde gerçekten ciddiyetle durmazsak neler olur?

Şiddet üzerine konuşmak neden kaçınılmaz bir hal alıyor?

Öncelikle yakın zamanda Ortadoğu’da ve Türkiye'de yaşanan ve yayılan toplumsal şiddetin, önce Avrupa’da ardından da ABD'de farklı biçimlerde yaşanması, şiddeti tartışmayı gerekli kılıyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde bu sorular üzerine yoğunlaşan “Toplumsal Şiddet” Paneli düzenlendi. Prof. Dr. Kadir Canatan, Doç. Dr. Ferda Keskin ve Dr. Amir Ahmad Fekri,  panelist olarak yer aldı.

“Şiddetin Antropolojisi: Ortadoğu ve Türkiye’de Şiddet”  başlıklı sunumunda Fekri, dünyaya geldiğimizde şiddetle tanıştığımızı iddia ederek “bir varmış bir yokmuş” masalları ile birini var edebilmek için birini yokumsamak gerektiği üzerine bir öğretiyle yaşam serüvenlerimizin başladığını belirtti. 

Habil ve Kabil savaşı ile başlayan dinsel şiddet, ekonomik şiddet, fiziksel kaba şiddet, cinsel şiddet, psikolojik şiddet biçiminde farklı farklı çerçevelerde sürmektedir.

Fekri’ye göre, Ortadoğu ve Türkiye’de daha çok dinsel şiddet bağlamında tezahür eden toplumsal şiddet, doğanın bireye şiddet uygulaması, bireyin bireye şiddet uygulaması, bireylerin egemenliğini inşa etmek doğrultusunda devlet ve millet çatışması, zıtlaşmasına kadar varmaktadır. Bu şiddet dilinin enstrümanı ise dildir. Nasıl ki bugünkü dilimiz geçmiş bir antropolojiden beslenmişse bugünkü iletişimimizin temelini de bu söylem oluşturur. İslam coğrafyasında bireyin sosyal ve antropolojik boyutu, şiddetin ortaya çıkma nedenlerinde aranmalıdır. Ortadoğu’da nereye yönelirseniz bir tehdit dili ile taciz içeren bir şiddet dili ile karşılaşıyoruz. Örneğin Şia ve Sünni sözel kültürün kendi üretimleri üzerinden yarattıkları düşünce Ortadoğu’daki toplumsal şiddetin kaynağını oluşturur.

“Toplumsal Şiddetin Felsefesi” başlıklı sunumunda Keskin, şiddet denilen şeyin görülmeyen yerlerde beklenmeyen alanlarda ortaya çıkması ve daha da ötesi bunların toplum içerisinde meşruiyet kaynağı buluyor olmasından hareketle şiddetin nesnesi, yapıldığı ve yöneldiği yer üzerine durdu.

Keskin’e göre toplumsal şiddet, son 35 yıllık dönemde iktidar hali, güç, zorlama kavramları ile ilişkilidir. İkna, rıza, hegemonya veya şiddet, iktidarın tesis edilmesi veya işlemesi için İktidar karşılıklı eylem alanının yapılandırmasına ihtiyaç duyduğundan dolayı ortaya çıkmaktadır.

Bu doğrultuda iktidarın kristalleşme biçimi olan devlette, toplumsal olanla siyasi olan arasında dahası devlet ve toplum arasındaki şiddet nasıl ortaya çıkıyor ve günümüzde toplumda bunun yeri nedir sorusu, daha fazla önem kazanıyor.

Keskin bu soruya şu şekilde yanıt verir:  Teorik meşruiyet kazanmış olan devlet şiddeti, düzeni sağlamak için meşru olarak hakemlik ve güvenlik amaçlı olarak kullanmıştır. Ancak günümüzdeki şiddet, daha çok İktisadi sosyal sistemler ile ilgili müdahaleyi ifade etmektedir. Kar, zarar ve risk hesapları üzerinden toplum ve bireyin düzenlenmeye çalışılması bu şiddetin kaynağı olarak görülmektedir. Bu şiddete karşı dayanışmacı normlarla şiddetin kendisine şiddete başvurmadan karşı konuşabilir. Dolayısıyla şiddeti olduğu haliyle anlamak yerine mevcut otorite ile açıklamaya çalışmak şiddeti sürdüren bir şeydir.

“Günümüzde Toplumsal Şiddet ve Sosyolojik Gerçeklik” başlıklı sunumunda Canatan, şiddetin ne kadar toplumsal olduğunu sorgulayarak, 10-20 yıl önceki toplumsal şiddetin, siyasal şiddetten farklı olup olmadığını, özellikle de Türkiye açısından 12 Eylül sonrası gelişen toplumsal şiddetin nasıl tarif edilmesi gerektiği sorusuyla toplumsal şiddeti açıklamaya başlıyor.

Canatan’a göre, günümüzde toplumsal şiddet denilince Türkiye’de devlet ve organize gruplar arasında yaşanan şiddet durumunun ötesinde bir durum ifade ediliyor, artık. Şiddet, toplumdaki etkileşimler üzerinden ortaya çıkmaktadır. Toplumdaki etkileşimin rıza veya otorite biçiminde gerçekleşmesi etkilemenin meşru biçimidir. Güç ile gerçekleşen rıza ise baskı uygulamak ile gerçekleştiğinden meşru olarak gerçekleşmemektedir. Şiddet ve terör çıplak bir güç olarak ortaya çıkıyor. Otorite ise artan bir forma sahiptir. Ve kendini daha çok normlarla sağlıyor. Güç ve otorite karşılaşınca ise rıza ve ikna ile pazarlık durumunu doğuruyor. Bu mantık toplumsal yaşamın içinde iktisadi bir yöntem olan pazarlık sistemini ortaya çıkarıyor.  Bir toplumda otoritenin olması yani rızaya dayalı etkileşimin olması normal bir durumdur. Ancak üzerinde uzlaştığımız kuralların değiştiği küresel dünyada şiddetin kaynağı otorite kullanımından ziyade güç kullanımı olarak ortaya çıkıyor. Hoşgörü, diyalog, uzlaşı kültürünün öne çıkarılması lazım. Toplumsal şiddetle mücadele bağlamında değerler eğitimi verilmeli, şiddeti tölere eden boyutlar eleştirel olarak tartışılmalıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık