• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
MehmetASLAN

Mehmet ASLAN

Önyargı ve Ayrımcılığın Nefretle İlişkisi

İnsanların yaşama biçimleri, değerleri, yaklaşım ve yönelimlerine karşı korku ve hoşlanmamadan kaynaklanan akıldışı tutum ve davranışlar, genellikle düşünsel olarak fobi, söylemsel olarak nefret, eylemsel olarak ise suç içeren yada üreten bir olguya dönüşmektedir.

Yaklaşık üç yüz yıldır daha sık tesadüf ettiğimiz bu olgu, ön yargı ve ayrımcılık ilişkisi ekseninde ırkçılık, dışlanma, yabancı düşmanlığı ve en nihayetinde şiddetin temsili ve terör gibi kavramlarla tanımlanmaktadır.

Elbette ki bu olguyu ortaya çıkaran tarihsel-toplumsal bir takım nedenler mevcuttur. Örneğin, kültür, din, evrensel ataerkil gerçeklik gibi dinamikler bu nedenselliği besleyen yapıların başında gelmektedir. Bu bağlamda ön yargı ve ayrımcılığın nefretle olan ilişkisi iki temel hususta karşımıza çıkmaktadır. Bunların ilki nefret söylemi, ikincisi ise nefret suçudur.

Nefret söylemi en basit anlamıyla hakaret içeren,  ırkçılığa veya şiddete sevk eden ifade biçimidir. 

İlk olarak 1997 yılında Nefret söylemine ilişkin bir yaklaşım sergileyen kuruluş olarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin tavsiye kararındaki tanımlamaya göre; Nefret söylemi, hoşgörüsüzlük temeline dayalı, yabancı düşmanlığını, ırkçı nefreti, antisemitizmi ve diğer nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, öven ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.

Avrupa Konseyi, ilk örneğini tarihsel olarak en eskilere kadar gidebilen antisemitizm üzerinden gerçekleştirerek, aslında usulen etnik değer ve inanışlar üzerinden neredeyse evrensel bir bellek sunarak "Nefret Söylemi"ni somutlaştırmıştır.

Ancak tavsiye kararındaki tanımlamadan yola çıkarak günümüzde hemen hemen her coğrafyanın kendi içinde ortaya çıkan nefret söylemlerini betimleyebilecek ve dini kimlik temelli, ulusal, ırksal, etnik, homofobik ve cinsiyetçi nefret söylemlerini tanımlayacak öğeler mevcuttur.

Nefret söylemleri doğrultusunda ortaya çıkan şiddet ise nefret suçu bağlamında değerlendirilerek hukuki yaptırımlarla önlenmeye çalışılmaktadır. Örneğin, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kararlarında sınırlama ve yaptırımlarla karşı karşıya gelecek nefret suçları şu şekilde tanımlanmaktadır. "Nefret suçu, mağdur, mülk ya da suçun hedefi bir grupla gerçek ya da edinilmiş bağlantısı, ilişkisi, destekçisi ya da üyesi olduğu için seçilerek mülke ya da kişiye karşı işlenen herhangi bir suçu içermektedir. Grup üyelerinin genel vasıfları gerçek ya da edinilmiş ırk, ulus ya da etnik köken, din, dil, yaş, cinsiyet ya da zihinsel engellilik gibi diğer benzer faktörlere dayandırılabilir (H. Ataman ve O. K. Cengiz, Türkiye'de Nefret Suçları, İnsan Hakları Gündemi Derneği Yayınları, Ankara 2009, s.7.)".

Bu doğrultuda uluslararası hukuk rejimlerine bağlı olarak, ülkelerde ırkçılık ve ayrımcılık ekseninde bir takım nefret suçlarına ilişkin düzenlemeler ve yaptırımlar ön plana çıkmaktadır. Ancak son dönemlerde Avrupa başta olmak üzere, Batının büyük bir kesiminde ortaya çıkan İslamofobi ve Doğu Toplumları'na yönelik nefret söylemlerine karşı sınırlama ve yaptırım mekanizmalarının ve dahi uygulamalarının yetersiz kaldığını özellikle belirtmek gerekir. Özellikle son çeyrek yüzyılda terör ve şiddet ile bağdaştırılan Ortadoğu'lu veya Müslüman halklara karşı gelişen nefret söyleminin neden olduğu uluslararası uygulamalar (Vize uygulamaları başta olmak üzere Batıdaki Siyasal ve Medya dili ile yaklaşımı) İslamofobi ekseninde ortaya çıkmaktadır. Din ve İnanç temelli olarak gelişen İslamofobiye karşı herhangi bir önlem alınamazsa ortaya çıkacak çatışma diğer kültür, din ve inanışlara mensup kişi ve gruplara da kaçınılmaz olarak yansıyacaktır.

Nefret söyleminin dünya genelindeki bir başka örneği olan cinsel yönelimleri farklı kişilerin kamusal alanda görünür olmalarına karşı yaklaşım da çok farklı değildir. Belirtmek gerekir ki, din temelli nefret söylemleri ya da din ve inançlara karşı nefret söylemleri konusunda ulusal ya da uluslararası hak arama mekanizmalarını devreye sokabilecek gündemleri oluşturmak ve bu doğrultuda gelişen nefret söylemine karşı mücadele etmek mümkündür. Ancak yaşam hakkı ihlaline karşı mücadele etmek başta olmak üzere bir aidiyet ve bağ kurmaktan yoksun oldukları için kitleselleşemeyen gruplarda böyle bir yapıdan yoksun olmak, bu tür kişi ve gruplara yönelik ortaya çıkan nefret söylemlerini ve suçlarını istisna haline getirmektedir. Dolayısıyla kuralın dışında kalan bu tür gruplara karşı gerçekleştirilen nefret söylemi ve dahası suçları farklı suç kategorileri içerisinde değerlendirilerek sınırlama ve yaptırımların dışında kalıp önlenememektedir.

Böyle durumlarda bu grupların kamusal alanda gerçekleştirdikleri pasif eylemlere karşı gelişen toplumsal tepki de söz konusu nefret söylemini ve suçlarını meşru bir kural haline getirmektedir.

Haziran ayının son haftasına girerken dünya kamuoyunda ortaya çıkan ve gökkuşağı renkleri ile temsil edilen "LGBT, Onur Yürüyüşü"ne karşı tepkilerin de bu yapıda geliştiğini, dahası bu korku ve hoşlanmama halinin ortaya çıkardığı nefretin, nefret suçları üretmeden kontrol altına alınması gerektiğinin ayırdına varmak elzemdir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık