Neredeyse  6. yılını geride bırakan bir savaş, bir ülkenin büyük bir kısmının yerinden edilmesi ile sürüyor.

Savaşta hayatını ve yakınlarını kaybedenler ile evini ve yaşamını geride bırakanların hikayesi, insanım diyebilen herkesin yüreğine bir taş gibi çöküyor.

Kalplerimize çöken taşın ağırlığını maalesef sorunun boyutunu görünce anlıyoruz. Savaşın ortaya çıkardığı insani dram, olay mahallini ziyaret edenlerde farklı bir vahamet kazanıyor.

Evet "yıllardır misafir ediyoruz, yardım ediyoruz, ilgileniyoruz" söyleminin gerçek bir karşılığı var. Ancak felaket o kadar büyük bir hal almış ki, ifadelerimize yansıyan iyiliklerimiz ihtiyacın yüzde birini bile karşılamıyor.

Tarihsel bir anlamı ve görevi bulunan Türkiye'nin iyilik melekleri, gagalarında taşıdıkları su ile bu yangını söndürmeğe güç yetiremiyor. Türkiye'ye göç etmiş olan 4 milyon kişiden yaklaşık 2 milyon kişi Türkiye sınırı içinde kurulmuş kamplarda yaşamını sürdürüyor. 5 Milyondan fazla kişinin ise Suriye-Türkiye sınırında yaşam mücadelesi verdiği ifade ediliyor.

 

Suriye Savaşını Nasıl Anlamalıyız?

Savaş sözcüğü, her anlamda görülebilecek yokluğun baş göstermesinin yanı sıra sosyal ve psikolojik yıkımın varlığına işaret eder.

Savaşın başlaması, salt politik unsurlar ve amaçlar ekseninde okunmamalıdır. İfadeler, haklı-haksız nedenselliğine hapsedilmemelidir. Çözüm, manevralar ve güç ittifaklarında aranmamalıdır.

Savaş değerlendirmeleri, normal şartlarda oluşabilecek yoksulluk ve güçsüzlük halinin çok büyük boyutlarda cereyan etmesini konu edinerek gerçekleştirilmelidir.

İnsan unsuru,  zor ve olağanüstü koşullar hatırlanarak ön plana çıkarılmalıdır. Örneğin yetim ve öksüz kalabilecek ya da kalan çocuklar, dul ve kimsesiz kadınlar, sakat ya da engelli insanlar, bakımsız ve çaresiz yaşlılar gözetilerek kalemlerin mürekkebi kağıda değmelidir. İnsan dili, acının nefesi ile hareket etmelidir. İnsan onurunun gözetildiği  ihtimam, politikaların koyu harflerine  dönüşerek telaffuz edilmelidir.

 

Suriye Savaşında Kim, Ne Yapıyor?

Suriye'deki savaşa fiili olarak katılan 16 ülkenin bulunduğunu kamuoyu biliyor.  Aslında hangi ülkenin hangi saikle ve ne düzeyde Suriye olayıyla ilgilendiğini görmek için gerçekleştirdiği insani yardım ve hizmetlere bakmak mümkün.

Türkiye'nin büyük bir konukseverlik gösterdiği Suriye olayında, yapılan insani yardım ve hizmetlerin boyutunu  göç ve göçmen politikalarındaki uygulamalardan okumak çok kolay.  Türkiye'deki kamuoyunun bu konudaki hassasiyetini de insani yardım kuruluşlarının  gayreti ve çabası çerçevesinde görmek mümkün.

Mesela, Türkiye tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, AFAD çatısı altında yürütülen devlet destekli faaliyetlerin yanı sıra yüzlerce sivil toplum kuruluşu tarafında yürütülen faaliyetleri de içeriyor. İnsani yardım alanında en büyük  gayreti gösteren kuruluşların başında şüphesiz  Kızılay, İHH ve Diyanet Vakfı gibi nice sivil toplum kuruluşu var.

Bu konuda gayret gösteren herkesin emeğini kutlamak gerek. Ancak bunca kuruluşun gerçekleştirdiği yardım ve hizmetler, Suriye felaketinin  ne kadar  büyük olduğunu da  göstermektedir. Dolayısı ile gerçekleştirilen yardım ve hizmetlerin, Suriye derdinin ne kadarına  merhem olduğunu da sormak gerekiyor.

Ocak başında İstanbul'da Kızılay il şubesi tarafından organize edilen yüzlerce tırlık insani yardım, kamuoyunda ve birçoğumuzda kısmi bir vicdani ferahlamayı sağladı. Ancak ihtiyaç duyulan yardım miktarının  yapılanan çok üstünde olduğu açıklamasını duymuştuk.

Bu doğrultuda bir hafta önce, yapılan çağrının haklılığını anlamamı sağlayan, Suriye sınırında savaştan her anlamda en fazla etkilenen Hatay, Kilis ve Gaziantep'teki İnsani yardım ve hizmetleri görmek nasip oldu.

Sınır kampları, çadır kentlerinin yanı sıra İHH'ya bağlı  konteynır kentleri, lojistik merkezleri, yetimhaneler, travma ve terapi merkezleri, meslek edindirme kursları ve atölyeleri, kadın danışma merkezleri ziyaret ettiğimiz yerlerden bazılarıydı.

Büyük bir fedakarlık örneği ile karşılaşmanın yanı sıra, felaketin tahayyül sınırlarımızın üstünde  bir boyuta ulaştığına şahit olduk.

Savaşın sonuçlarını sadece yardımlar ekseninde değerlendirmenin ne kadar eksik ve yanlış olduğunun farkına vardık.

Savaşın daha kaç sene süreceği belirsizliği ile mücadele etmek ve ortaya çıkan sosyal yarayı tedavi etmek için gerekli olan çalışma ve hizmetlerin devasa boyutları ile karşılaştık. Suriyeli insanların yeniden gündelik yaşamın bir parçası haline getirilmesi için gerekli olan sosyal hizmetlerin bir kısmına tanıklık etme şansı yakaladık.

İHH'nın gönüllüleri ile yeşeren hayati derecedeki bu önemli faaliyetlerin sürdürülmesinin, gerek Türkiye toplumu gerekse Suriye halkı için ne derece kıymetli olduğunu kamuoyuyla paylaşmak da üzerimize farz kılındı.

En temel yaşam ihtiyacı olan sosyal yardımların yanı sıra daha korunaklı barınma koşullarının oluşturulmasına kadar bir çok hizmetin yürütüldüğünü gördük. Çocuklar için eğitim ve barınma hizmetlerinin de yer aldığı yaşam merkezleri, kadınlar için misafirhaneler, danışmanlık merkezleri ve meslek edindirme kursları,  savaşın sosyal ve psikolojik etkileri ile mücadele edenler için  travma ve terapi merkezleri gibi nice sosyal hizmetin yoğun bir biçimde yürütüldüğüne şahit olduk.

 

Suriye Savaşı Sürerken Ne Yapmalıyız?

İHH yetkililerinin de ifade ettiği ve şahit olduğumuz bir başka husus ise tüm kuruluşların gerçekleştirdikleri hizmet ve faaliyetlerin toplam ihtiyacın çok azını karşıladığı gerçeğidir.

Devlet yetkilerinin beyan ettikleri ve Kızılay ile İHH gibi büyük kuruluşlarının tekrarladığı şeye dikkat çekmek istiyorum. Fedakarlık göstererek gerçekleştirdiğimiz yardımlar maalesef çok yetersiz. Bu doğrultuda büyük bir insanlık sorunu ile karşı karşıya olduğumuzun bilincinde olarak daha fazla gayret göstermeliyiz.

Büyük bir şeffaflık ve disiplin içinde, samimiyetle çalışmalarını yürüten ve çaba sarf eden insani yardım kuruluşlarının yardım çağrılarına ve kampanyalarına destek vermeyi önemli bir alışkanlık haline getirmeliyiz.

Spekülasyon ve yanlış bilgilendirmelerle yürütülen hizmetleri karalayan veya küçümseyen ya da yapılan yardımların yeterli olduğu konusundaki yönlendirmelere sırt çevirmeliyiz.

İnsani yardımların yanı sıra kadın,çocuk ve engelliler ile savaş psikolojisini yaşayanlar için gerekli sosyal hizmetlerin gerçekleştirilmesine yönelik, ihtiyaç duyulan kaynakların temini noktasında nakdi yardımlara ağırlık vermeliyiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER