• 03 Ekim 2017, Salı 11:59
MehmetUĞURELLİ

Mehmet UĞURELLİ

Lahana Turşusu

İngiltere, Kıta Avrupası’nda dengeler değişmesin ve mevcut üstünlüğü kaybolmasın diye; tarihe “Yedi Yıl Savaşları”olarak geçecek sürece dâhil oldu. (Kanlı mücadeleler 1756’da başlayıp 1763 yılında sona erdi.) İngiltere tam savaşın ortalarındayken bir grup bilim insanı her şeyi bir kenara bırakmış bilimsel araştırma yapmaktaydı. Gerçi bu dönemde artık bilim ve teknoloji devlet düzenini güçlü kılmak ve daha geniş alanlara yayılmak için kullanılmaya başlanmıştı.

Neyse, şimdilik konumuz bu değil; konumuz, Güneş’in Dünya’ya uzaklığı! İç seslerinizi duyar gibiyim “Ne alaka şimdi?!”

Tabiî ki bu sorunun cevabını bugün vermek kolay, çünkü bilgiye ulaşmak eskisinden milyon kez daha basit. Lakin 18.yy ortalarına kadar böyle bir ölçüm yapmak neredeyse imkansız görünüyordu, yapılan ölçümlerin de güvenilirliği olmuyordu. İşte bu soru bilim insanlarının aklını meşgul ederken ve üzerinde çalışmalar yapılırken ;Venüs gezegeninin periyodik olarak Güneş ile Dünya arasından geçtiği ve bu geçiş sırasındakizaman hesaplanarak uzaklığın ölçülmesinin mümkün olabileceği fark edildi. Bilim insanları bir sonraki Venüs geçişinin 1761 ve 1769’ da gerçekleşeceğini tespit ettiler.

Savaşın tam ortasındaki İngiltere dünyanın o zaman için bilinen dört köşesine kâşifler ve gökbilimcilergönderdi. Ölçümler yapıldı fakat hata payı yine de çok büyüktü. 1769’a gelindiğinde ise bilim toplulukları ve sömürgeci devletler çok üstün bir çaba içerisine girdiler. Çünkü bilim alanında üstünlük sağlayan güçler, devletler üzerinde de üstünlük sağlıyor aynı zamanda bilim araştırmaları sayesinde yeni yerler ve sömürgeler elde ediyordu. Bu yüzden İngiliz Kraliyet Bilim Topluluğu, doğru sonuçları elde etmek için dünyanın çok geniş bir coğrafyasında gözlem yapılması gerektiğini düşündü ve bu düşünce daha önce gidilmemiş olan Güneybatı Pasifik Okyanusu’na yelkenlerin açılmasını sağladı.

Dönemin ünlü gök bilimcisi Charles Green’i Tahiti’ye gönderme kararı alındı. Ancak bu yolculuk çok masraflıydı. Bu yüzden sadece tek bir amaçla hareket etmek yerine seyahate biyolog, zoolist, antropolog, coğrafyacı yani işin özü tüm bilim kollarını temsilen maceraperest ve iddialı bilim insanları dahil edildi. Bu ekibin başına deneyimli bir denizci ve başarılı bir asker olan James Cook getirildi ve yanına iki koruma amaçlı gemi ve çok sayıda asker verildi.

Lakin çok büyük bir sorun vardı! Denizlerin laneti… Bu lanet  kıyıdan ayrılan denizcilerin yakasına yapışıyor ve onların ölümlerine neden oluyordu. Diş etleri kanıyor, yumuşak bedenlerinde yaralar ve kanamalar oluşuyor, dişlerinin tek tek dökülmesi sonucu acılar içinde ve  insan görüntülerini kaybederek ölüyorlardı.16 ile 18.yy arasında tahmini olarak iki milyon denizci “iskorbüt” adı verilen lanet(!) yüzünden öldü.

Açık denizlere açılan her iki denizciden birinin öldüğü bu lanet sanılan hastalık, James Cook’un önündeki en büyük engeldi. Fakat bir fikri vardı. 1747’de bir doktor bu hastalığa çare olabilecek bir iddia atmıştı ortaya ve Kaptan James Cook ona inanmıştı. Gemiye bol miktarda lahana turşusu yükletti. Her uğradıkları limanda gemicilere taze sebze ve meyve yemelerini emretti. Bilin bakalım ne oldu? İskorbüt lanetinden (hastalığından) kimse ölmedi. Meğerse uzun deniz yolculuklarında gemiye yüklenen kurutulmuş et ve tahıl tek başına yeterli olmuyor ve gemiciler bugün C vitamini eksikliği olarak bilinen iskorbüt hastalığına yakalanarak acılar içinde ölüyorlarmış. Kaptan James Cook, içinde az da olsa C vitamini barındıran “lahana turşuları” sayesinde gemicilerini kurtarmış oldu.

İngiltere’den 1768’de ayrılan Kaptan James Cook ve ekibi 1769’da Tahiti’de Venüs’ün geçişini gözledi. Onların yaptığı gözlemleri değerlendiren bilim insanları Güneş’in uzaklığını 153 milyon km olarak açıkladı. 1 milyon km gibi yüksek bir hatayla…

Fakat bu seyahat çok farklı sonuçlarda doğurdu. Elde edilen astronomik, coğrafi, meteorolojik ve antropolojik bilgi çok açık şekilde siyasi ve askeri açıdan önem taşıyordu. İskorbüt hastalığına kesin çare bulunması İngiltere’nin dünya denizlerinin kontrolünü ele geçirmesine ve dünyanın öbür ucuna ordular yollayabilmesine katkı sağladı.

“Lahana turşusu” tarihin akışını mı değiştirmişti? Hayır tabiî ki! Eğer keramet turşuda olsaydı en güzel turşuları biz yapıyorduk; deniz aşırı yolculuklarda denizcilerin ölümünü bizim durdurmamız hastalığa çareyi bizim bulmamız gerekmez miydi? Ya da suyun kaldırma kuvvetini de bizim bulmamız gerekirdi? Çünkü en güzel hamamlar bizdeydi.

Üzgünüm ama bu böyle bir şey değil. Bilgi onu isteyene gider. Başarı onu arzulayanındır. İstemek için de varlıktan haberdar olmalıyız. Başarı için onun peşinde koşmalıyız. Ve hazır olmalıyız. Hazırlanmalıyız…

Hedeflerimiz olmalı; gelecek için. Doğru amaçlarımız olmalı; millet için, ülke için, tüm insanlık için. Sakın ha sakın “Ben mi kurtaracağım?” diye hayıflanma! Bir  lahana turşusunun sebep olduklarını unutma!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık