• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
Mustafa Kemal ŞAHİN

Mustafa Kemal ŞAHİN

Buralar Dutlukta Bayram

Eski bayramlardan anlatayım size.

Arife Günü tüm aile ‘Arefe Suyu’ ile çimmek için banyomuzdaki odun sobalı termosifon yakılırdı. Müthiş bir şeydi bu termosifon, soba gibi olan alt bölümünde yanan odunlar, hem banyoyu hamam gibi ısıtırdı, hem de suyu.

Annem akan kaynar suyu kovaya doldurur, soğuk suyla ılıştırır, sekmenin üzerinde oturur vaziyette iken hamam tasıyla başımızdan aşağı dökerdi. O zamanlar el yapımı kese ile vücudumuz kıpkırmızı olana kadar keselerdi annem. Mis gibi sabun kokardı saçlarımız. ‘Bir arpa boyu büyümek’ti bizim amacımız.

Bayram sabahı erkekler namaza giderken, evin kadınları kahvaltı hazırlardı. Namazdan en çok aklımda kalan, namaz bitip tekbirlere başlandığında mahallemizin bakkalı Mehmet Amca ve onun arkadaşı Avni Hoca'nın "Aa geç mi kaldık" nidaları olmazsa olmazımızdı. Camide bayramlaşırdık babamızla. Sonra eve geldiğimizde annem babamın elini öperdi mutlaka.

Kahvaltıyı hep beraber yaptıktan sonra, illa da ilk bizim kurban kesilecekti. Hemen kesilecek, paylar acilen yerlerine dağıtılacak, babam bu arada iki rekât namaz kılacak, o arada da anneme de haber verilecekti. Hep böyle olurdu.

Asıl aklımda kalan İstanbul'daki dedemlerle geçirdiğimiz bayramlar. Dedem okuma yazması bile olmayan bir ticari deha idi. Onu ayrı bir yazıda anlatmak istiyorum. Bayramın ilk günü sabah, ilk kurban kesilecek, kahvaltı yapmadan. Kahvaltıyı kurban etinin kavurması ile yapacağız, âdetimiz bu. Dedemin zaman kaybına tahammülü yok. İlk defa dedemin avlusunda gördüm Tekirdağ'da yetişmiş kurbanlıkları. Aman Allah'ım… 800-900 kilo geliyor bir inek. Öyle kolay kolay yere yıkılmıyor. Hep beraber el atıp indiriyoruz hayvanı. O günkü aklımla bana korkunç geliyor bunlar.

Hani şu klasik replik vardır ya ‘Buralar hep dutluktu’ diye. İşte öyle. İstanbul’da Avcılar ve Büyükçekmece o zamanlar daha bakir, bomboş. Dedeme göre, hazır bayramda herkes oradayken iş gücünü değerlendirmek gerekirdi. Onun için kurban işi biter bitmez doğru tarlalara gidiyorduk. Dedemin soğan tarlaları ve elma bahçelerinden mahsullerini toplardık. İstanbul'da kurban çok da eğlenceli gelmiyordu bana.

Şimdi düşündükçe en çok da bayramlardan aklımda kalan zengini ile fakiri arasında farkın çok az olmasıydı. Herkes birbirine öyle yakındı ki, birbirinden çok farkı yoktu. Sınıf farkı yoktu, zengin fakir farkı yoktu. Varsa bile o fark edebince kapatılır, eksiklik yaşatılmazdı.

 

Şimdi mi ne yapıyoruz?

Arife günü bulabildiğimiz kadarı ile çocuklara banyo telkini yapıyoruz. Bayram namazlarına gidiyoruz. Anne babamın evinde toparlanabildiğimiz kadar toparlanıp kahvaltımızı yapıyoruz. Orada bayramlaşmamızı yapıyoruz, sonra bir iki büyük ziyareti. Hep beraber kurbanlarımızı, vakıflara, yurtlara, derneklere bağışladığımız için kurban işimiz de yok. Mesajla kurbanınız kesildi bilgisi ile namazımızı kılıyoruz.

 

Kalın sağlıcakla.

(m_kemal_sahin@yahoo.com)

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık