• 06 Şubat 2017, Pazartesi 11:36
SevdaTÜRKÜSEV

Sevda TÜRKÜSEV

Bu Film ne “MASUM’dur” ne de “MAHSUN”

Önce şu rezalet ötesi sinema filminden başlayalım. Bir kadın olmasaydım “Vezir Parmağı” adlı filme ağzıma geleni yazardım. Osmanlı tarihinden tutun da şehit yakınlarını dahil edin, değer yargılarına bu kadar saldırılmış bir filmin yapılmasının ne anlamı ve amacı olur diye sormadan geçemiyor insan!

Her fırsatta “KADIN” kimliğini sözüm ona savunan tiplerin kadın kimliğini bu kadar aşağılaması ve bunu şehit eşleri üzerinden filme alması iğrençliğin en üst seviyesi...

Filmi anlatarak ayrıca pirim yaptırmak istemiyorum sadece bu filmi çekenlerin bir de “ Ben inançlı insanım, hiç bir filmde dinimizi karalamadım, ecdadımızı rencide etmedim, etmeyi de düşünmedim bile”  gibi bir açıklama yapmaları komik ötesi adeta bir trajedi...

Bunlar insanların aklı ve vicdanları ile resmen dalga geçiyorlar!

Filmi seyredip üzerine bu açıklamayı okuduğumuzda ne anlamalıyız?

Madem bunları hiç yapmadın, o halde demek ki sen ecdadın hep böyle olduğunu zannediyorsun öyle mi?

Madem bunları hiç yapmadın, o halde sen dini ve dini değerlerin alay konusu yapılacağını zannedecek kadar inançlı bir insansın!

Madem bunları hiç düşünmedin ve çok masumsun, o halde sen yaşadığın topraklardaki insanları yok saymış ve kendi kurgularınla değer yargıları ve inanç sistemi oluşturmuşsun öyle mi?

Bunlar hep böyle!

Gezi zamanı Bakırköy Belediye Başkanının eşi iftar sonrası “İftar oldu şimdi gelir badem IQ’lüler” diye bir twit atınca başkan kocası “ Karım yanlış anlaşıldı” diye bir açıklama yapmıştı.

Millete hakaret edip sonra yanlış anlaşılmak nasıl bir mantık acaba!

Dedim ya! Bunlar hep böyle...

Değerler ve inançlar açısından bakarsanız özellikle bu filmde “kadınlar” alay konusu yapılarak nefsine hakim olmayan, af buyurun “azgın”, ölüm acısını hiçe sayan vs... vs... Dini, dili, ırkı bir kenara koyup genel olarak baktığınızda ise “kadın kimliği” cinsellik üzerinden yerle bir edilmiş.

Sonra da kalkıp “ ben şunu yapmadım, bunu yapmadım inançlıyım de” öyle mi?

Kusura bakmasınlar ama bu filmi yapanlar ne bu kadar “MASUM” ne de aldıkları tepkilerden dolayı “MAHSUN”.

Hayır, çok merak ediyorum, bu filmin ikincisini yapılsa nasıl yapılacak!

Şehit eşlerini komedi kıvamına sokmak için belden aşağı bir ahlaki yargı ile filmi çeken bir zihniyet ikinci bir filmde bu kadınları nereye düşürecek?

Yazının başında dedim ya! Çok şey yazardım ama terbiyem müsait değil, siz ne demek istediğimi anladınız.

Bunca şehit verdiğimiz günlerde böyle bir filmin yapılması ve gösterimde olmasını ayrıca çok da manidar buluyorum.

Malum bir de “Vatanım Sensin” adlı dizi var. Vatan için vatan hainliğini meşru kılan algı operasyonun ince ince işlendiği bu dizinin de bu günlerde yayında olması ne kadar tesadüf öyle değil mi(!)  

Ve tabi bu dinin başrollerinde Gezi olaylarında halkı sokağa teşvik etmek için ön saflarda yani başrollerde olan karı- kocanın olması da mutlaka bir tesadüftür. 

Evet, bunlar hep böyle ve bunlar hiç değişmeyecekler.

Şehitlik makamının ne anlama geldiğini bilmeyen evinde ocağında ölüm acısı tatmamış bir zihniyetin toplumun inançlarıyla ve değerleriyle böyle alay edercesine pervasızca ortalıkta iş yaptım, sanatçıyım diye dolaşmasını kınıyorum.

Lütfen gerçekten sanat yapın da biz de alkışlayalım!

Gerçekten şehit eşlerinin problemlerini yazın da bizde size destek verelim!

Kocası şehit düşmüş kadınlarımızın tek derdini geçtim sizin bu iğrenç filmde işledikleriniz son dertleri bile olamaz.

Ne tarihinize, ne inançlara, ne değerlere, ne de insanlığa karşı bir saygı ve sorumluluğu olan “Vezir Parmağı” adlı filmi seyretmez ayrıca protesto eder.

Özgürlük önemli ve hepimiz özgürüz...

Lakin “Gerçek özgürlük, hayata ve insanlara karşı sorumluluk duymaktır”.

EVET: Bu filmi yapanlar ne MASUM ne de MAHSUN!

Kırmızı, beyaz, sarı rengi ne olursa olsun GÜL’ü dikeni ile severiz lakin sadece dikenini millete, tarihimize, inançlarımıza batırıp kanatmaya çalışan “KIRMIZI GÜLLERİ” de bu millet asla affetmeyecektir...

 

****

Bir de Gülse Birsel var; Sultan Abdülhamit Han’ın torunu Nihal Osmanoğlu’na laf çakacak ya!

Tabi amaç burada Osmanlı’ya saldırmak! Halbuki Nihal Osmanoğlu da onun gibi benim gibi giyinen modern bir hanım, neden rahatsız oluyor ki?

Fakat tabi Osmanlı torunu olması dahi bu zihniyetleri çıldırtmaya yetiyor. Bir de üstüne referandumda “EVET” diyeceğini açıklayınca iyice çıldırmış olmalılar.

Prens ve prenseslik üzerinden laf çakmaya çalışırken şunu unutmuş: Kimsenin prens ya da prenses olmak gibi bir derdi yok sadece tarihini yok saymayarak tarih yazmaya çalışan insanlar var.

Ve tabi bir de bazıları gibi Osmanlı tarihini yok sayarak kendilerince tarih yazmaya çalışanlar var. Ve bunlar Atatürkçü geçinip Atatürk’ün de bir Osmanlı askeri olduğunu yok sayarak  Atatürk’ü de yok saydıklarının farkında değiller sanırım.  

Şunlara birileri anlatsın lütfen: Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı askeriydi ve bugünkü TC toprakları da Osmanlı’dan geriye kalan topraklardır.

Siz kimin soyunu sopunu kimin topraklarının aslını inkar ettiğinizi iyice bir öğrenin önce.

Evet efendim: İster kabul edin, ister etmeyin!

Nihal Osmanoğlu ve Abdülhamit Han’ın tüm torunları bu tarihin bir parçası ve gerçeğidir.

Belki de sizin sıkıntınız gerçeklerden kaçarak tarihin içinde patinaj yapa yapa bir Osmanlı paranoyası ile bunalım içinden çıkamamanızdır.

Önce Osmanlıyı...

Sonra Atatürk’ü...

En sonunda milleti anlamaya çalışırsanız bu bunalımdan kurtulursunuz...

Netice : Hep derim “Asalet daldan vermekle olmaz kökten almakla olur”.

Artık anlayana...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık