• 16 Mart 2017, Perşembe 21:58
SevdaTÜRKÜSEV

Sevda TÜRKÜSEV

Sizin Demokrasi Anlayışınızı Biz Yeriz, Yeriz!

Ve Avrupa en şiddetli bir şekilde gerçek yüzünü göstermeye başladı...

Malum Türkiye üzerine yaptıklarını artık hepimiz biliyoruz ve bizim CHP’den daha sıkı bir “HAYIR” çalışması içine girdiler...

Fakat diğer önemli bir konu ise Avrupa Adalet Divanı: İş verenlerin, çalışanların “gözle görülebilir dini sembol niteliğindeki kıyafetleri” giymelerine yasak getirebileceğine hükmetti...

Eveeet...

Neymiş, Avrupa hiç bir zaman demokrasi ve özgürlükçü değilmiş sadece “öyleymiş” gibi yapıyormuş...

Resme şöyle karşıdan bakalım: Yılarca bizde yasak olan başörtüsü onlarda serbestti ve bizde okuyamayanlar Avrupa'da okumaya gidiyordu.

Sonuç: Avrupa özgürlükçü ve demokrat bir yapılanma olarak bize sunulmuştu, pardon biraz kabaca olacak ama yedirilmişti...

Şimdi resme bir daha bakalım: Türkiye'de başörtüsü serbest kaldı yeni anayasanın geçmesiyle kalacağı da kesinleşince Avrupa birden dini kıyafetlere yasak getirebileceğine hükmetti...

Yıllardır söylediğimiz gibi Avrupa hiç bir zaman demokrat ve özgürlükçü olmadı. Onların işine nasıl gelirse hep öyle oldular o kadar. Bizde zulüm çeken insanlar varken onlardaki özgürlük onlara paye katıyordu. Şimdi ise böyle bir payeye ihtiyaçları kalmadı ve kendi ülkelerinde yaşayan Müslümanlar için antidemokratik davranmaya başladılar.

Bunlar hep böyle: Bosna'da istedikleri sayıda Müslüman ölünceye kadar seyredip sonra barış güvercini gibi ortaya çıkıp paye almaya çalışırlar. Türkiye'de diktatörce yasaklar varken onlarda serbesttir ve onlar paye alırlar o kadar...

Kısacası hepsi hikaye...

Bu karar haçlı zihniyetinin bir tezahüründen başka bir şey değildir. Batının iki yüzlülüğünün bir kanıtı ve taktıkları sahte demokrasi ve özgürlük maskesinin düşüşünden başka bir şey değildir.

Neyse ki bizde artık kıyafet serbestliği var, orada zulüm görenler bizim ülkemize gelip okuyabilirler...

Barbar, yobaz, ırkçı diye boşuna demiyoruz!

İslam karşıtlığının refleksidir!

Avrupa’nın yüz karasıdır” diyeceğim ama nereleri “ak ki” diyorum sadece...

Vay be!

Bir RECEP TAYYİP ERDOĞAN ve arkasındaki Türk milleti bunları ne hale getirdi be!

Gerçek milli irade yani millet yönetimi ele alınca gerçek demokrasi nasılda tezahür etmeye başladı...

Kısacası Avrupa: Biz sizin demokrasi anlayışınızı “YERİZ”...

16 Nisan korkaklarına kötü bir haberim var: I'M SORRY, adınıza üzgünüm, ülkem ve milletim adına mutluyum çünkü savulun “TÜRKLER GELİYOR” 

***

CHP’nin devrik lideri Deniz Baykal öyle bir laf etti ki ne Müslümanlığa sığar ne Hristiyanlığa!

Baykal “HAYIR” propagandası yapacağım diye her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. Baykal “Beşer, şaşar. Peygambere bu kadar yetkiyi versen peygamberi bozarsın” dedi...

Hayır işin daha acı tarafı tahminimce, dinleyenler de bu söyledikleri karşısında onu alkışlamışlardır. 

Vallahi bunu bir Müslümanın söylemesi için ya akıl tutulması yaşıyor olması ya da din bilgisinin “0” olması ya da her ikisinin de vaki olması gerekir. Onu bunu bilmem de sanırım size bu kadar yetki verilse galiba siz kendinizi peygamber zannedeceksiniz.

Çarşafa rozet takan Baykal’dan bu saçma ve hiç bir dinin “Allah Peygamber” inancına sığmayan sözlerini milletimiz taktir edecektir. Siyaseten dahi olsa onu alkışlayanların Allah yardımcısı olsun, demekten başka bir şey gelmez elimizden.

Kelimelerimizin kifayetsiz kaldığı bir noktada acı bir gülümseme ile takip etmekteyiz o kadar...

Yazık!

Bir siyaset uğruna ne laflar ediliyor ya Rab!

Milletin değer ve inançlarından bihaber siyasetçilerin neden defalarca seçim kaybettiği konusunda da fazla yoruma gerek yok sanırım.

İstedikleri “Hayır” oyları “EVET” oyuna çalışıyor acaba farkındalar mı, bilmem...

Bir de bu siyasetçiler 18 yaşında milletvekili olacaklara karşılar. Vallahi bunlar çıksın, 18 yaşındakiler girsin, CHP’nin durumu şimdikinden çok daha iyi olur, orası kesin!

***

Şu Saadet Partisini anlamak mümkün değil!

“Evet”hepimiz Recep Tayyip Erdoğan’a ve AK Parti’ye karşı tavırlı olduklarını biliyoruz lakin kuruluş ilkelerinin tam tersine ve partilerine ve seçmenlerine zulüm etmiş insanlarla aynı safta olmalarını anlamak mümkün değil...

Hadi “Evet” demiyorsun da “Hayır diyeceğiz” ne demek!

Madem egolarını, ihtirasını, kıskançlıklarını yenemedin ve hala aynı kafadasın o halde en azından kuruluş ilkelerine ve söylemlerine ters düşmemek için “biz sandığa gitmeyeceğiz” de öyle değil mi?

Ortada kal en azından!

Fakat kalkıp bunca olanlardan sonra hala “hayır” diyoruz diyorsanız bu milletin kalbinde, zihninde, vicdanında siz bitmişsiniz demektir.

Sen bacının, ananın başörtüsüne el uzatmışlarla, kardeşinin sakalına dokunanlarla, Kuran-ı Kerim'ine el dil uzatanlarla, Müslümanların katlini seyreden ve her zaman hasır altından destek veren kalleş Avrupa ile  aynı safta nasıl olabilirsin!

Değil mi ya!

Hiç değilse yorumsuz kal!

Ve ben öyle inanıyorum ki Saadet Partisi’nin tabanı 16 Nisan’da “EVET” diyecek...

Baştakiler ego, hırs, ihritas savaşı verirken ezip geçtikleri ilkelere parti tabanı 16 Nisan’da sahip çıkacaktır.

“EVET” “Mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır” sözünü herkes çok kolay söylüyor fakat şu dönemde mevzubahis vatan iken ego, hırs ve ihtiras duygularını bir kenara bırakıp kim bunu uyguluyor ona bakıyoruz efendim...

***

Neden bizim olanı içimizden olanı boğmaya çalışıyoruz!

Neden bizim olanı içimizden olanı boğmaya çalışıyoruz!

Nihat Hatipoğlu, dendiğinde aklıma hep tevazu sahibi, nereden geldiğini bilen, aslından kopmamış, kibirsiz, kendi mücadelesini vermiş herkesin babası, abisi bir görüntü gelir.

Akademik kariyerini burada yazmayacağım çünkü oldukça dolu sayfalara sığmaz...

Bu ülkede din adına bir şeyler yapıldığında birlik beraberlik içinde olmak yerine neden topluma mal olmuş toplumun anladığı dilden konuşan kişileri boğmak yok etmek  isterler anlayamıyorum...

Bu sıkıntıyı bende yaşıyorum...

Bana da aynısını yapıyorlar, halkın diliyle konuşup reyting yapanı potansiyel rakip gördükleri için dışlayıp yok etmeye çalışıyorlar.

Bu ülkede astrologlar boyunlarına “Allah” kolyesi takıp televizyonlarda dini muhabbeti fala astrolojiye malzeme yapınca sesini çıkarmayanlar Nihat Hatipoğlu’na demediklerini bırakmıyorlar.

Din adamları para kazanmasın mı?

Din adamları hocalar topluma birşeyler anlatıp para kazanıyorsa bundan neden rahatsız olunur anlamıyorum!

Veya din adamları hep az para mı kazanmalı, neyi kime çok veya az görme hakkını kim kimden alıyor anlamadım gitti.

Az kazanır, çok kazanır, tarzını beğenirsin  ya da beğenmezsin, sana uyar veya uymaz fakat toplumun geneline verdiği mesajlar fayda sağlıyor mu ona bakarsın.

Herkes kendi ironisi içinde boğuluyor aslında!

“Ezan, makamlı güzel okunmalı, insanları o manevi duyguya götürmeli” diyenler, Peygamber efendimiz (S.A.V). Ve sahabenin hayatını o duyguları vererek anlatana tepki verirler...

Zaten biz ne çektiysek suratı asık, sert konuşan, millete hep cehennemi anlatan, cennetten söz etmeyen, dinden korkutan din adamlarından çektik.

Çocuklara masal anlatırken bile içine ses tonu, tını ve ifade ile duygu yüklüyorsunuz, insanlara peygamber efendimizin hayatını anlatırken o duygunun verilmesinden neden rahatsız olunur anlamam...

Ayrıca“ADAMIN” tarzı ezelden beri böyleydi ve televizyonlara çıkana kadar bunu kimse bilmiyordu o kadar. Ders anlatırken ya da sohbet ederken de çok farkı bir üslubu yok.

Hep sakin, hep ılımlı bir ses tonu,  samimiyet ve anlattığı konuyu veren bir yapıdadır.

Bakın “Adamın tarzı” dedim...

Neden mi?

Çünkü “adama” “ADAM” denir de ondan...

Ve size de bu “ADAM’I” bir ramazan günü Sultanahmet meydanına gidip dinlemenizi ve bir zahmet toplanan kalabalığı incelemenizi veya televizyon programlarını seyreden izleyici kitlesine bir bakmanızı tavsiye ederim.

Keşke Nihat Hoca, Ömer Döngeloğlu ve konuşurken insanları etkileyen hocaları her sabah bir saat o saçma yarışma evlilik programlarının yerine koysalar da en azından toplumun din adına bilinç altına birkaç şey işlenmiş olur.

Yanlış yapıyoruz efendiler yanlış!

Bizden olanı kendimiz boğmaya çalışırsak dışardan olan bize ne yapmaz...

Nihat Hoca’nın YÖK üyeliğine gelince...

Akademik kariyeri buna gayet müsait YÖK adına sevindirici...

Nasıl ki TBMM’de başörtülü vekillerimiz ile gurur duyuyorsak, YÖK gibi önemli bir kurumda da toplumun çoğunluğunun sevdiği dolu dolu akademik kariyeri ve dini bilgisi olan Nihat Hatipoğlu’nun olmasından gurur duymalıyız...

Ve son olarak;

Başaralı olmak önemlidir fakat ondan daha önemlisi kendi tarzınızı üslubunuzu oluşturmaktır. Ve daha önemlisi, bunların ötesine geçmektir.

Başarı ve kendi tarzınızı oluşturduktan sonrası yani bunların ötesi nedir: Topluma mal olmak toplum tarafından sevilmek kabul görmektir. Bunları başarabilenin mesajlarını toplum kabul eder alır...

Netice: Nazar etmeyin ne olur çalışın sizin de olur!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ayşe Ünsal Sevinç Ayşe Ünsal Sevinç 19.07.2017 15:00

Muhteşem.Üstüne söylenecek söz yok.Anlayana.Ama,anlamak istemeyene anlatamazsın gibi de bir durum var.maalesef.

YAZARLAR

tümü
yukarı çık