• 03 Mart 2017, Cuma 10:49
SevdaTÜRKÜSEV

Sevda TÜRKÜSEV

Ünlü Olma Delisi Olduk Çıktık..

Evet; ünlü olma delisi olmuş bir gençlik ile karşı karşıyayız...

Acaba kaç kişi farkında!

Evet, acaba kaç kişi toplumu adeta esir almış medyanın nasıl bir tehlike arz ettiğinin farkında!

Aslında çok bilindik fakat dikkat etmediğimiz bir konu...

Yıllardır medyanın ve sosyal medyanın toplum üzerindeki ve özellikle gençler üzerindeki etkisini yazıyor çiziyor konferanslarda anlatıyorum...

Evet televizyonlardaki diziler evlilik programları yarışmalar ve hatta reklamlar toplum üzerinde fevkalade olumsuz bir etki yapıyor. Özellikle evlilik programları aile gibi kutsal bir kurumun içini boşaltıp toplum nazarında aile kurumunu adeta itibarsızlaştırıyor.

Yüzde doksanı şov ve anlaşmalı senaryodan ibaret olan bu programlara nasıl hala bir “dur” denilemiyor anlamış değiliz lakin dokunsalar bu sefer de “medya özgürlüğü” ile konuyu çarpıtıp kötü bir şeyi faydalıymış gibi yansıtıyorlar. Anlayacağınız siyaseten kullanıyorlar.

Evlilik programları, diziler, yarışma programları derken gençlerimizin ideallerini bu medya gerçeğinin tamamen değiştirmesi, toplumun dikkatinden kaçan en tehlikeli şeydir.

Gençliğimizde bir ünlü olma sendromu başladı... Hatta büyük küçük herkeste bu sendrom var fakat gençlik geleceğimiz olduğu için, gençlik üzerinde daha fazla duruyorum...

“Sendrom” dedim çünkü ciddi manada çocuk, büyük, küçük bir ünlü olma hastalığı yayılıyor.

Üniversite gençliği ya da lise çağlarındaki kız ve erkek çocuklarına sosyal medya hesaplarına baktığınızda çoğunluğu ideallerinden değil hep bir ünlüyü ya da onların hareketlerini modelleyerek paylaşımlar yapıyorlar.

13 yaş grubu kız çocukları bir etkinlikte bana “abla nasıl ünlü olunur” diye sordular. Onlara “ bir magazin ünlüsü var bir de sosyo-kültürel olarak ünlü var” dediğimde hep bir ağızdan “biz magazin ünlüsü olmak istiyoruz” demişlerdi.

Ve emin olun bugün orta ve lise öğretim ve hatta üniversitedeki gençlere sorsanız “ doktor mühendis mi olmak istersin yoksa ünlü mü” emin olun çoğunluğu “ünlü olmak istiyorum” cevabını verir.

16 yaşında ünlü olan Aleyna Tilki olayını hepimiz biliyoruz...

kızın sesi güzel yetenekli ve birden parladı ve tabi akıllı yapımcı da kızı keşfedip yatırım yaptı. Yapımcılara diyecek bir lafım yok onların işi fakat ailesi bu kız daha 16 yaşında bu mecranın içinde ne olacak, hayal dünyası idealleri ne olacak, diye hiç düşünmedi mi, diye soruyoruz haliyle...

Maalesef çoğu aile bunları düşünmüyor...

Medyanın aile yaşantımıza ve gençliğin üzerindeki bu akıl almaz olumsuz etkilerinin aileler ne zaman farkına varacaklar acaba?

Millet çocuklarını, genç kızlarını kuaförlerde hazırlayıp kast ajanslara, dizi seçmelerine kendi elleriyle götürüyorlar.

Ün ve para varsa yapılan işin en değerli varlığımız evlatlarıma yapacağı tahribatı görmezden geliyorlar.

Veya dizilerde müstehcen sahnelerde oynayan çocuklarını, ucunda şöhret para varsa makul karşılayıp özel hayatında aynısını yapsa kızıp köpürüyorlar.

İkisi de yanlış, yanlış olmasına fakat buradaki bakış açısı ürkütücü...

Bazı yarışma programlarına bakıyorum, üniversite mezunu kızların içine düştükleri durum, üç dört jüri üyesi tarafından sürekli aşağılanmalarına sadece televizyonlara çıkıp ünlü olmak hayaliyle göz yummaları da ne acı.

Anne baba çocuk tüm aile bireyleri ünlü olabilmek için adeta çırpınıyorlar...

Sanatçı olmakla ünlü olmak arasındaki farkı, şov yapan bir ünlü olmakla gerçekten sanat yapan bir ünlü olmanın arasındaki farkı algılayamıyorlar.

Ünlü olmak kişiyi ego sahibi yapar ve bu ego zamansız karaktere yüklendiğinde varın siz sonrasını düşünün. Hele hele saçma yarışma programlarıyla gündeme gelmiş o dönem için bir tanınmışlık kazanmış biri gündem değişince sudan çıkmış balığa dönüyor. Sonrasında yine ekranlara çıkmak kendinden söz ettirmek için her şey yapabiliyor...

Ego bir kere yüklenmiş ya!

Ve bu ünlü olmak içinde değerler inançlar yerle bir!

Ve tabi acaba kaç tanesi ünlü olabiliyor?

Orası da diğer bir acı gerçek çok az!

Programları yapanlar para kazanmak için yaparlar ve program süresince reyting için birilerini yakaladılar mı sonuna kadar kullanırlar ve bir de öyle iyi davranırlar ki o kişi kendine gerçekten değer veriliyor zanneder. Ne zaman o kişiyle işleri biter ve bir daha telefonlarına bile çıkmazlar.

Her şey reyting, her şey para!

Peki biz kimi suçlayacağız!

Bu programları yapanları mı?

Evet, onlarda suçlu fakat kendi öz eleştirimizi yapmalıyız ve bu programlar seyredilmese yayında olmaz gerçeğini ortaya koyacağız.

Seyrediliyor ki varlar!

Buradan aileleri uyarıyorum; kontrolsüzce çocuklarınızın ellerine verdiğiniz internet ve televizyonların çocuklarınızın gelişim ve yetişme çağlarında onların tüm hayatını olumsuz etkileyecek tahribatları veriyor.

Sosyal medyadan bana ağza alınmayacak hakaret eden bir hesabı avukatıma havale ettim. Hukuki işlemler başlatıldı ve hakareti eden kaç yaşında çıktı tahmin edin...

16...

Avukat aradı “uzlaşma” istedi...

Tabi ki 16 yaşındaki çocuğu bu suçtan dolayı hakim karşısına çıkartacak kadar vicdansız değilim ve şahsım için hiç bir talebim olmaksınız davadan vazgeçmeyi kabul ettim...

“16” yaş yahu!

Şimdi soralım kendimize...

Burada suçlu gerçekten çocuk mu?

Bu çocuğu annesi yaşında bir kadına suç unsuru teşkil edecek hakareti edecek kıvama kim, ne, kimler, neler getirdi diye sorgulamak lazım...

Keşke böyle durumlarda anne ve babayı cezalandıracak bir sistem olsa...

Aileler ne zaman uyanırlar bilmiyorum ama bu derin uykudan uyanmazlarsa çocuklarının avuçlarının arasından kayıp gittiklerinin farkında bile olmayacaklar...

Gençliğin ve çocuklarımızın önündeki en büyük tehlikelerin başında eskiden uyuşturucu gelirdi...

Fakat şu anda bence birinci sırada çocuk dünyaya geldiğinde gözlerini açar açmaz tanıştığı medya geliyor...

Günümüzde artık en kolay ulaşılabilir bağımlılık “medya ve sosyal medya” sonra “sigara” sonra “uyuşturucu”...

Değerleri ve inançları erozyona uğramış bir gençliğin sonrasında farklı bir bağımlılığa yakalanması da o kadar kolay ki...

Eğitim ailede başlar...

İnanç ve değerlerin temeli ailede atılır ve orada filizlenir sonra okul çevre vs... devreye girer...

Bir evlilik programında “Hanife” adlı bir genç kızın ne inançlara ne de etik değerlere yakışmayan hallerini bilinçsizce kendini ve üzerinde taşıdığı değerleri nasıl hırpaladığını aylardır seyrediyoruz...

İşte bu tanınıyor olmak televizyonlara çıkmak böyle bir şey...

İçi boş ünün insana neler yaptırabileceğini nelerden vazgeçirebileceğini televizyon ekranlarında seyredip duruyor fakat bunun yanlış olduğunu asla kabul etmiyorlar.

Ne demiştik “ego”...

Evet ister kabul edin ister kabul etmeyin, önümüzde idealleri olan bir gençlik değil, özenti ile ünlü olmak isteyen ve bunu bir meslek olarak kabul eden içi boş hayallerin ve hayatların peşinden koşmaya hazır bir gençlik var...

Tabi ki burada sözüm işini ve sanatını hakkıyla yapanlara değil...

Benim lafın hayal tacirliği ile körpecik beyinleri yıkayıp üzerinden menfaat kazananlara...

Ve tabi en büyük lafın anne babalara...

Çocuklarınızın elindeki internetin odalarındaki televizyonların adeta birer canlı bomba olduğunu unutmayın. İçine girip hangi boş hayallerin içimde kayboluyorlar farkında değilsiniz...

Farkına vardığınızda ise dizlerinizi dövmenin hiç bir faydası olmayacak...

“İşin “UN’unda olun ÜN’ün de “ değil...

“UN” yaşamak için var olmak için meslek sahibi olmak “

ÜN” ise sabun köpüğü gibidir: güzel kokar, güzel görünür, hoşluk verir fakat söner gider...

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık