Uğur ÇELİK

Uğur ÇELİK

Erdoğan’ın Başkanlık Israrı

Adının ne olduğunun pek önemi yok. İster Cumhurbaşkanlığı deyin, ister partili cumhurbaşkanlığı bu gelecek sistem başkanlık sistemidir. Baştan söyleyeyim ilkesel olarak her şeyin değiştiği bir ortamda sabit kalmak gericilikten başka bir şey değildir. Bu sebeple her şeyin tartışılabilir olması demokrasi açısından çok önemli. Tıpkı başkanlık sisteminde olduğu gibi. Buradan hareketle başkanlık sistemine karşı çıkıyorsak kişiler üzerinden değil sistem üzerinden tartışmamız gerekiyor.  Yani meselenin Erdoğan ve  gücü değil, sistemin eksik ve yanlış yanları olmalıdır.

Ben başkanlık sistemi tartışmalarını görünce 1920 meclisine yani ilk meclise gidiyorum. Tabi Osmanlı meclislerini dışarıda bırakırsak ilk meclis. Çünkü bu toprakların ilk meclisi 1876 yılında hayata geçmişti. 1920 meclisin en büyük özelliği; olağanüstü bir dönemde görev yapmış olmasıdır. Ülke I.Dünya Savaşı’ndan çıkmış, Sevr Antlaşması zorla dikte ettirilmekte, Anadolu’da Kurtuluş Savaşı devam etmektedir. Böyle bir dönemde kurulan meclis, bütün yetkileri kendinde toplamış ve yasama, yürütme, yargının tamamına hükmetmiştir. Amaç bir an evvel karar alınmasını sağlamak ve yurdu işgalden kurtarmaktır.

İşte bugün de Cumhurbaşkanının Israrını bu döneme benzetiyorum.  Türkiye’ye karşı oynanan yüzyıl önceki Sevr’in bugün raflardan tekrar çıkarıldığına şahit olmaktayız. Sistemli bir şekilde ülke üzerinde ekonomik, siyasi ve terör faaliyetleri üzerinden sosyolojik bir tehdit altında bulunan bir ülkede yaşıyoruz. İşte Erdoğan’ın amacı da yine 1920 yılındaki gibi tüm yetkileri tek elde toplamak ve hızlı karar alınmasını sağlamaktır. Burada en önemli fark 1920 meclisi yetkileri yasamaya vermişti, bugün ise yetkiler Yürütmeye verilmekte.

Tahminime göre; Erdoğan’ın böyle bir yola girmesinin üç nedeni var.

Birincisi; Erdoğan, Meclis tartışmalarından ortak bir sesin yükseleceğine inanmıyor. Özellikle 1920’deki ülkeyi kurtarma ülküsü muhalefette oluşmamış gözüküyor. Bir taraf ülkenin kurtarılmaya çalışıldığını, diğeri ülkenin bataklığa itildiğini düşünürken yasamanın güçlendirilmesi saçma olacaktır.

İkincisi ve en önemlisi Erdoğan kendi milletvekillerine güvenmiyor. AK  Parti içerisinde ciddi derecede FETÖ'cünün olduğuna dair ciddi söylemler var.(Bazıları bu sayıyı 70-80 olarak söylüyor ki çok ciddi bir rakam). Taban olarak benzer bir kökten gelen bir partide FETÖ'cü milletvekillerinin olması değil olmaması şaşırtıcı olur zaten. Erdoğan bu sebeple yasamanın etkilerini sınırlandırarak bu FETÖ'cülerin de önünü kesmiş oluyor. Bu sayede yaşadığımız olağanüstü durumdan da çıkılacağına inanılıyor.

Üçüncüsü ise; Dünyanın güçlü hükümet sistemlerine doğru gidişidir. Bugün tüm devletlerde  güçlü yasama değil güçlü lider ve yürütme gücünün yükseldiğini görebiliyoruz. Radikaller yükselişte. Bakın Fransa’da Le Pen aşırı sağ ve yükselişte, İtalya’da başbakan Renzi yürütmenin yetkilerini güçlendiremedi diye istifa etti. Rusya’da Putin’in ne denli  sert olduğu, ABD’de Trump’ın ne denli aşırı bir tip olduğu ortada. Tüm bunlardan hareketle dünya siyasi ekseni güçlü lider ve güçlü devlet yönetimlerine doğru kayıyor. Türkiye’de de benzer bir eğilim söz konusu.

Kısacası Erdoğan’ın başkanlık ısrarını dönem şartları düşünüldüğünde pek de mantıksız bulmamakla birlikte kısa vadede ülke açısından olumlu sonuçlar yaratabileceğini düşünmek ve desteklemekteyim ancak  on beş  yıl sonrası için benzer şeyleri pek söyleyemiyorum. Bu sebeple Türkiye şartlarının başkanlık sistemi için uzun vadede ne getireceğini iyi analiz etmemiz lazım…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.