• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
UğurÇELİK

Uğur ÇELİK

Türkiye’nin Kimlik Bunalımı

Her devlet önce bölgesinde daha sonra ise tüm dünyada büyük bir güç olma mücadelesi verir. Ancak bu mücadelede en önemli husus devletin iç dinamiklerinin buna uygun olup olmadığıdır. İç dinamiklerden devlet idaresinde önem arz eden tüm kurum ve kuruluşlar anlaşılabilir. Devletin erkleri olan yasama-yürütme-yargı, siyasal partiler, sivil toplum kuruluşları bu dinamiklerden bazılarıdır. Bir devlet dünyada söz sahibi olmak istiyor ise tüm bu organları beraber hareket ettirebilme yeteneğine haiz olmalıdır. İşte kimlik meselesi bu organların işlemesinde en önemli meseledir.

Türkiye büyük bir güç olmak istiyorsa "Biz Kimiz?" sorusunun yanıtını bulmalıdır. Türkiye’de bu soru halka yönetildiğinde pek çok cevap almak mümkün. Biz Türk’üz, Biz Kürt’üz, Biz Müslüman’ız, Biz Laik’iz, Biz Batılıyız ve Biz Doğuluyuz yada Biz Türkiyeliyiz cevapları verilebilecek cevaplardan en öne çıkanlardır. Bu Türkiye’nin Kimlik Bunalımının ne derece büyük bir sorun olduğunun somut delilidir.

Türkiye; Amerika, Fransa, Almanya, Rusya gibi net bir kimlik oluşturabilmiş değildir. Bunun en önemli nedeni kuşkusuz İmparatorluk kültüründen ulus devlet kültürüne geçişin sert yaşanmış olmasıdır.
 

Peki, atalarımız onlarca milleti Osmanlı İdaresinde nasıl yönetti?

Tarih bilmek bugünün ve geleceğin inşası açısından son derece önemlidir. Ancak tarihi bugün tekrar canlandırmak günümüz şartlarında güçtür. Dolayısıyla tarih iyi okunmalı ve günümüz şartlarına uyarlanmalıdır.

1800’lü yılların başlarına kadar imparatorluklar, bünyesindeki milletleri dini sınıflandırmalar çerçevesinde yönettiler. Zaten henüz etnik bir kimlik söz konusu değildi. Bunun en net ifadesi Türk dendiğinde Batılıların kafasında Müslüman kimliğinin canlanmasıdır. Ancak 1789 Fransız ihtilali sonrasında etnik kimlikler ön plana çıktı. Avrupa’da uzun yıllar sürecek ulus devlet-imparatorluk mücadelesi patlak verdi. Benzer durum Osmanlı bünyesinde de ortaya çıktı: İlk olarak Yunanlar, ardından Sırplar milliyetçilik akımına kapıldılar ve bağımsız devlet olarak uluslararası sistemde yerlerini aldılar.

Osmanlı bu süreci engellemek adına yeni bir kimlik olan Osmanlıcılık fikrini ortaya atsa da 1920 yılına gelindiğinde bu kimliğin tutmadığı ve imparatorluğun  parçalanmış olduğu görülecekti.

İmparatorluğun dağılmasının ardından Anadolu topraklarında Türklerin ağırlık kazandığı bir yapı oluştu. Bu yapı bir Türkiye Devletinin oluşumuna doğal olarak sağladı. Ancak kimlik inşasında dinin Osmanlıyı çağrıştırdığı gerekçesiyle ikinci plana itilmesi, dindar laik çatışmasının temelini attı. Aynı zamanda laik yapı yönünü Batıya çevirerek Ortadoğu’yu göz ardı ederken,  Batılı-Doğulu tartışmasının da oluşmasına imkan tanıdı. Bu dönemden itibaren Türkiye’nin bir diğer sorunu ise Türkiye kimliği içerisinde Kürtlerin kendilerini nasıl konumlandıracağı olmuştur. Bu sorun bugün dahi çözülememiştir ve son dönemlerde giderek artan terör faaliyetlerinde kendisini göstermiştir.

Kısaca ifade etmemiz gerekirse kimlik bir devletin tüm organlarının birlikte hareket etmesini sağlayan maya konumundadır. Türkiye’nin önündeki en önemli sorun kimlik meselesinin çözümüdür. Bugün gelinen noktada Türkiye toplumunun tüm kesimlerini içine alan bir kimlik inşası içerisine girmesi en önemli husustur. Aksi taktirde ulusal meselelerde dahi birbirine çelme takmaya çalışan yapılar ve dış dünyaya karşı "biz beraberiz" mesajı veremeyen bir insanlar topluluğu halinde yaşamaya devam edeceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık