• 19 Temmuz 2016, Salı 14:53
VahdetERDOĞAN

Vahdet ERDOĞAN

15 Temmuz Silahsız Kuvvetler Devrimi

Bir ziyaret için Sivas'ta bulunduğumuz sıcak bir Temmuz akşamında telefonda arayan arkadaşım şunları söylüyordu: "Abi güvende misiniz? Sanırım darbe oluyor. Boğaz Köprüsü kapatılmış, tanklar sokaklarda ilerliyormuş."

Bu sözleri duyduktan sonra ilk tepkimiz "Yok canım, daha neler!" şeklinde oldu. Bir kaç telefon görüşmesi sonrasında olayın bir darbe girişimi olduğunu biz de anlamıştık. Bulunduğumuz yerden Valilik önüne geçtiğimiz 10 dakika içinde halkın bir anda toplandığını ve kendini valilik önüne attığını gördük. Aralarında, bir amcamızın elinde üzerinde Türk bayrağı asılı bir kürek, diğer elinde kazma vardı. O halde toplanan grubun tam ortasında duruyordu. Valiliğe çıktığımız anlarda Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarını gördük. Süreç o kadar hızlı ilerliyordu ki, gelen telefonlara cevap verirken internetten durumu kontrol etmeye ve anlamaya çalışıyorduk. O arada sokaklardan gelen “Asker kışlaya” sloganları arasında TRT'den, hayatımız boyunca unutmayacağımız o ‘korsan’ bildiri okundu. Bildirinin sonunda yer alan "İkinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı vardır" cümlesi halkta tam olarak karşılık buldu; 81 ilde toplumun her kesiminden herkes, sokaktan içeri girmedi ve meydanlar doldurdu. Kendisine ateş eden tankların üzerine korkmadan yürüyerek, helikopterden üzerlerine ateş edilirken çekilmeyerek, yanında arkadaşı ölürken ‘benide vurun’ diye bağırarak, dışarıda bulunan askeri teçhizatlar ve darbeciler tarafından el konulan TELEKOM, TRT, CNNTÜRK gibi birçok kuruluşa kendisi el koyarak gerçek sahiplerine devretti.

Peki,1960, 1971, 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007, 17-25 Aralık 2013 darbe ve muhtıralarından farklı olan ve halkı kendi iradesine sahip çıkmak için sokaklara döken neydi?

Şunu belirtmek gerekir ki, bu sadece bir darbe girişimi değil aynı zamanda terör eylemidir. Kendi halkını tarayan, TBMM ve Cumhurbaşkanlığını bombalayan, elleri havada konuşmaya çalışan insanlara tank süren bir Türk askeri olamaz, onların adı haindir.

Şu diyalog ne kadar da anlamlı değil mi?

Gazeteci soruyor: “Tutuklananlar arasında bir orgeneral olduğu doğru mu?”

Başbakan Yıldırım cevap veriyor: “Hainlerin rütbesi olmaz.”

Halkımız, darbelerin ülkeye verdiği zararları artık çok iyi biliyor. “Bir sağdan, bir soldan astık” diyen bir Kenan Evren unutulmamışken, milletimiz, ne kadar kapsamlı olursa olsun, elbette darbeye izin vermeyecekti. Belki 4 saatte değil 4 günde yine ülkesini ve kendi iradesini teslim alacaktı.

Burada basına ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Sürecin iyi yönetilmesinde gerçekten basının büyük katkıları oldu. Sıkıntılı olan bölgeleri anında halka aktararak ve tam bir darbe karşıtı duruş sergileyerek halkın kısasürede darbeye el koymasına katkı sağladılar. Diğer etkenlere baktığımızda ordu içinde gerçekten ülkesine bağlı komutanların sağduyulu olarak görevde kalması ve ülkesi için gerçekten ölmesini sayabiliriz.

Bu darbenin püskürtülmesiyle gördük ki, Türkiye gerektiğinde kendine yönelen bir tehdidi, tüm etnik kökenleriyle birlik olarak bastırabilme gücüne sahiptir. Böyle bir ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum.

Bir parantez de "Sahte Darbe" sloganları atanlara açmak lazım. Onlar da darbecidir.

15 Temmuz 2016 tarihi, kitaplara şöyle geçmeli: Darbeye karşı silahsız kuvvetler devrimi!

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık