• 26 Temmuz 2016, Salı 16:21
VahdetERDOĞAN

Vahdet ERDOĞAN

Değişmeyen Darbe Senaryoları ve Değişen Millet

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi, Türkiye ve Dünya siyaset tarihinde, kimi zaman nefretle, kimi zamanda övünçle yad edilecektir. Sivil ve özgür bir yaşamı önceleyen toplumun genel refahının garantörü demokratik yönetimi ilga etmeye dönük darbe girişimlerinin milenyum çağındaki bir artçısı olması nedeniyle nefretle yad edilecektir. Ancak Türkiye gibi genç bir modern ulus devletin son 60 yılına yakın defalarca gerçekleşen gasp girişimlerine karşın, milletin sivil iradesine ve demokratik yönetimine sahip çıkması anlamında ise övünçle yad edilecektir.

Neredeyse ikinci haftayı geride bırakacağımız bu vahim olayın tahlili, farklı pencerelerden sayısız biçimde yapıldı. Ancak olayın nedenlerini anlamak, sonuçları ile daha kalıcı bir biçimde baş etmek adına, daha çok tartışılması gerekmektedir.

Genç Modern Türkiye'nin 27 Mayıs 1960'tan itibaren yaşadığı darbeler ile 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimine kadar olan 5 farklı süreçteki siyasal ve sosyal senaryolarda kilit rol oynayan ve her girişimde tekrar eden olayların darbelere ne tür bir zemin hazırladığını ortaya koymak, cuntacılar ve darbeler hakkında toplumsal bir bellek inşa etmek için gereklidir.

Özetle belirtecek olursak, darbelerin kronolojisinde cereyan eden olaylar dizisi; gelişen sosyal problemler, toplumu manipüle etmeye yönelik adımlar, siyasal-ekonomik istikrarı zedeleyecek girişimler, ulusal-uluslararası aktörler eksenindeki nedensellik ile milletin bu olay ve durumlara karşı tavrı içinde incelenmelidir.

 

27 Mayıs 1960: Sivil Millet İradesinin Askerileşmesi Yolunda İlk Girişim

Cumhuriyetin kurulmasının ardından dönemin koşulları ve yaşanan iki dünya savaşı tahribatı, demokratikleşme yolunda ağır ilerlemeye neden olmuştur. Çok partili denemeler, milletin ve devletin hazır olmamasından değil, iktidar erkinin, bu erki o güne kadar kullanan asker kökenliler tarafından bir türlü bırakılmak istenmemesinden başarılı olamamıştır. Soğuk savaş dönemine kadar geçen yaklaşık 15 yıllık Demokrat Parti iktidarı, birçok yönü ile önceki yönetimlerden ayrılarak, milletin takdirini kazanmıştır.

Askeri yapının kontrolünü elinde bulunduran önceki siyasal cephe, 25 yıllık iktidarlarınca gerçekleştiremedikleri hizmetlerin hayata geçirilmesine karşı öfke duymanın yanı sıra, ideal ettikleri ve halktan kopuk olan toplum ve devlet projelerinin iflasına karşı durmak için soğuk savaş döneminden de yararlanarak 27 Mayısta ilk darbeyi gerçekleştirmişlerdir.

Uluslararası güçlerin de ittifakı ile gerçekleştirilen darbe, asker kökenli ve yanlısı toplumun da desteğini alarak sözde ihtilal söylemiyle meşrulaştırılmak istenmiştir. Cumhuriyetin ikinci anayasası olacak 1960 Anayasasını hazırlayarak, bu söylem güçlendirilmiştir. Ancak 1960 Anayasasının soğuk savaş atmosferi içinde hazırlandığı dikkate alınırsa, kazı kaptırmamak adına tavuğu esirgemek mantığının nasıl işletildiğini görmek mümkün olacaktır.

Halk hiç tanık olmadığı 1960 darbe girişimine karşı sessiz kalmış, bazı partilerin taraftarları ise bunu bir ihtilal olduğu iddiasıyla desteklemiştir. Ve millet iradesi cuntacılar tarafından gasp edilerek iyice silikleşmiş, milletin seçilmişleri idam edilmişlerdir.

Emir-Komuta zinciri içinde gerçekleşmeyen bu darbenin ardından, 235 general ve 3500 civarında subay, 520 hâkim ve yargıç ve 147 üniversite öğretim görevlisi görevden alınmış, 5 binin üzerinde üniversite öğrencisi tutuklanmış ve bazı üniversiteler kapatılmıştır.

Milli güvenlik algısıyla oluşturulan siyasal sistemin özü, bürokratik kurumlarda sonraki dönemlerde yaşanabilecek darbe girişimleri ve muhtıraların toplumsal zeminini teşkil etmiştir.

 

12 Mart 1971: Askerileşen Bürokratik Kurumların Eliyle Gerçekleşen Toplumsal Ayrışma

Soğuk savaşın etkisini yitirmeye başladığı yıllarda, sivil milli iradenin iş görmesini zorlaştıran askeri bürokratik kurumlar, ideolojik saflaşmaların yaşanacağı olayları yaratarak, uluslararası güçlerin de etkisiyle, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal bağımsızlığını gerçekleştirme girişimlerini başarısız kılmıştır. Devlet eliyle gerçekleştirilecek yatırımlara müdahalede bulunulmuş, sıkıyönetimler ile millet tepki veremez hale getirilmiştir.

Siyasi ayrışmalar ve tartışmalar şiddete dönüştürülerek toplum içinde keskin kutuplaşmalar oluşturulmuştur. Ayrıca askeri bürokratik kurumların eliyle palazlanan milis sol grupların ortaya çıkardığı şiddet, asker müdahalesini kolaylaştıran diğer bir durumdur.

12 Mart Muhtırasının ardından başlayan sıkıyönetim uygulaması ile halk büyük bir açlık ve yoksullukla baş başa bırakılmıştır. Fabrika işçileri, öğrenciler tutuklanarak işkenceye maruz bırakılmıştır. Ortaya çıkan olaylar bahane edilerek dernekler, partiler ve üniversiteler kapatılmıştır. 1974 genel affının çıkmasına neden olabilecek büyüklükte tutuklanma ve gözaltının gerçekleştiği 1971 Muhtırasının amacının 1980 darbesine zemin hazırlamak olduğu anlaşılmıştır.

 

12 Eylül 1980: Millet İradesini Hapseden Baskıcı İdeolojik Kurumların İnşası

1970'lerde inşa edilen şiddet toplumu, dünyadaki ekonomik ve siyasal gelişmelerin Türkiye'de yer bulması için var olan askeri bürokratik kurumları, daha büyük ölçekli ideolojik kurumlara dönüştürmeyi sağlayacak 12 Eylül Darbesine gerekçe gösterilmiştir. Dünyada gelişen yeni iktisadi yapının, Türkiye'de gelişmesi amacının da yer aldığı 1980 darbesi, sivil olan her şeyi büyük bir baskı altına alarak, toplumun siyasal anlamda gelişmesini ve devletin sivil millet iradesi ile yönetilmesini imkânsız kılmıştır.

1980 darbesinin ardından 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 50 kişi idam edilmiş, 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelenmiştir. 1982 Darbe Anayasası ile günümüze kadar süren antidemokratik uygulamalar, hukuk dışı politikalar ve milleti baskılayan kurumlar oluşturulmuştur.

Toplumda dini ve etnik ayrımcılığı ortaya çıkaracak adımlarla, terör ve şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlanmıştır. Bütün kurumlar, askeri tehdit ve sınırlamalar ile yönetilmek istenmiştir. Siyasi partiler demokratik zeminde hareket edemez olmuştur. Millet, ekonomik ve sosyal problemler bahane edilerek, 12 Eylül darbesine karşı direnemez hale getirilmiştir. Demokrasinin yoğunluğu azaltılarak, bürokratik vesayet rejimlerine dönüşen yönetimlerin, milletin talepleri ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeleri, ekonomik krizlerin sıklıkla gerçekleşmesine neden olmuştur.

 

28 Şubat 1997: Devletin ve Milli Değerlerin Hâkimiyetine Suikast

12 Eylül atmosferinin, ortaya çıkan bürokratik ve ideolojik vesayetten dolayı dağılmamasının belirgin bir sonucu, 28 Şubat Müdahalesini ortaya çıkarmıştır. Cunta zihniyetindeki asker ve bürokratlar, 1994'te iş başına gelen sivil koalisyon hükümetinin milleti devlete hâkim kılma çabalarına kast ederek, hükümetin iş bıraktırılmasına ve yapay-güdümlü bir hükümet kurulmasına neden olmuşlardır. Laiklik ve din karşıtlığının net bir biçimde toplumun tüm katmalarında gelişmesine zemin hazırlayan, daha da ötesi fikir ve inanç hürriyetini baskı altında tutan 28 Şubat müdahalesi, sivil siyasete askerin gücü hissedilerek ve 12 Eylülde oluşturulan bürokratik kurumların harekete geçirilmesi yoluyla gerçekleştirilmiştir.

28 Şubat sonrası 400 hâkim ve savcı irtica brifingine katılmıştır. Kamu bankalarından 300 Milyar TL kartel bankalarına aktarılmıştır. 11 bin öğretmen istifaya zorlanmıştır. 12 bine yakın öğretmen disiplin soruşturmasından geçirilmiştir. 4 bin 625 MEB personeli fişlenmiştir. MİT'te 3000'e yakın personel görevden uzaklaştırılmıştır. 210 vali ve 70 üzerinde kaymakam hakkında irtica gerekçeli işlem yapılmıştır. 1000'inin üzerinde emniyet personeli ve 2000'ine yakın subayın görevine son verilmiştir. Diyanet Başkanlığında 1000'inin üzerinde personelin işine son verilmiş, din görevlilerinin alımları durdurulmuştur. Üniversitelerde başörtü yasağı başlatılmış, 5000'inin üzerinde başörtülü öğrencinin eğitim hakkı gasp edilmiştir. İmam Hatip Liseleri'ni tercih etme koşulları zorlaştırılmış, okullar kapanma noktasına getirilmiştir.

 

27 Nisan 2007: Bürokratik Vesayeti Koruma Gayreti

2002'nin ardından iş başına gelen tek parti hükümetinin ilk icraatları ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda halktan teveccüh görmüş ve sivil iktidarı daha güçlü biçimde desteklemeye sevk etmiştir.

Bir yandan kalkınma girişimleri meyvelerini verirken diğer yandan 12 Eylül Darbesi ve 28 Şubat Müdahalelerinin etkileri, bürokratik vesayetin zayıflatılması ve hukuk alanının güçlendirilmesi yoluyla ortadan kaldırılıyordu. Uluslararası güç ilişkilerinin, bürokratik vesayeti kullanarak Türkiye'ye müdahale etme fırsatları ve ekonomik alandaki kozları tükeniyordu. Bu nedenle, din karşıtlığı ve laiklik unsuru bahane edilerek, askeri alanın hareketlendirilmesi ile hükümetteki partinin kapatılmak istenmesi başta olmak üzere, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde o güne dek karşılaşılmayan uygulamaların devreye sokulması 27 Nisan e-Muhtırasının yapılmasıyla ortaya çıkmıştır.

12 Mart ve 28 Şubat'takilerin aksine bu sefer başta siyasi iktidar olmak üzere, milletin tepkisi ile askeri ve bürokratik vesayetin talep ve müdahaleleri etkisiz kılınmıştır. Millet, hükümete daha büyük bir destek sunarak iradesine sahip çıkmış, Cumhurbaşkanını seçmek için yapılan referanduma büyük destek vermiştir.

 

15 Temmuz 2016: Cumhurun, Hâkimiyet-i Milliye ve Reis-i Cumhuru Sahiplenmesi

12 Mart 1971'den sonra devletin içine sızma girişimleri, bürokratik-askeri vesayet karşı, milletin değerlerini korumak kisvesi altında, bazı cemaatler üzerinden başlatılmıştı. Dış güçlerin kontrolünde, milletin hassas olduğu konular istismar edilerek başlayan ve gerek 12 Eylül Darbesine, gerekse 28 Şubat Müdahalesine destek veren bu paralel çeteler, kurdukları yapılarla, devletin kılcal damarlarına yerleşmeyi başarmışlardır.

27 Nisan e- Muhtırasının yapamadığı yıkımı, 17-25 Aralık 2013'te yaptığı bürokratik kalkışma ile gerçekleştiren FETÖ, milletin devlete ve sivil iradeye sahip çıkması ve deşifre olması nedeni ile son olarak 15 Temmuz 2016'da kanlı bir darbe girişiminde bulunmuştur.

Her darbe girişimi veya muhtıra sonrasında daha fazla bilinçlenen millet, demokrasiye ve millet iradesine sahip çıkarak sokaklara çıkmış ve darbe girişimini engellemiştir. Dünya kamuoyunda, farklı konularda birlik görüntüsü sergilemeyen Türkiye halkının, millet iradesine kast edildiğinde nasıl birlik olduğu görülmüştür. Siyasi görüş ayrılıkları, inanç ve etnik değer farklılıkları görmezden gelinerek ortaya çıkan beraberlik ruhu, darbeci çetelerin geri çekilmesini ve kontrol altına alınmasını sağlamıştır.

Darbe sürecini hızlandırmak amacıyla yurt içinde ve yurt dışında gerçekleşen şiddet olaylarını FETÖ'nün tertip ettiği deşifre olmuş, devletin tüm kurumlarına sızan yapı ifşa edilerek tahliye edilmeye başlanmıştır.

 

Bitti mi?

Hayır, bitmedi, bitmez de. Osmanlının parçalanması sürecinde aktif görev alan ülkelerin Türkiye ve Ortadoğu ile hesapları hiç bitmedi. Üstelik Arap Baharı ile başlayan süreçte de onların Türkiye ile ilgili planları vardı. Önce Gezi olaylarında sonra da 17-25 Aralık döneminde o planlarını kıvama getirdiler. 15 Temmuz’da altın vuruşları yarım kaldığı için yeni planlar için çoktan kollarını sıvamış olmalılar. Onlar bölmeye, parçalamalara ve kaosa sürüklemeye çalışacak, biz ise bütünleştirmeye çalışacağız. Elbette biz kazanacağız.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık