• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
DenizBİNİCİ

Deniz BİNİCİ

Babam Hayattan Büyüktür..

“Sevmek bir sanat mıdır? Sanatsa, bilgi ve çaba gerektirir. Yoksa sevgi, yaşanması rastlantılara kalmış, insanın talihi yardım ederse ‘tutulacağı’ tatlı bir duygu mudur?”

Erich Fromm Sevme Sanatı kitabına bu cümlelerle giriş yapar. Sevmek eylemi üzerine yazılacak bir kitap için önemli bir sorgudur. Sevmek bir eylem midir? Dışarıdan eylemsizlik gibi görünse de, sevmek belki de tüm diğer eylemlerden daha fazla eylemdir. Çünkü diğer bütün eylemleri harekete geçirir.

Herkesin sevme sanatını en mükemmel şekilde icra edebilmesini ummak, çay içip kahve tadı beklemeye benzer. Alakasızların dansı yani.. Ancak herkesin kendine özgü bir sevme biçimi vardır. Herkes kendine göre bir sevgi tanımı yapar ve eylemlerini bu tanım üzerinden inşa eder. Ve eminim herkes en iyi, en çok, en güzel ve daha bir sürü enlerle kendisinin sevdiğini düşünür.

Netice itibariyle sevmeyi sanata dönüştürmek her yiğidin harcı değildir.

Hayatınızda sizi sevmeyi bir sanat gibi icra eden kimse var mı? Ya da sabaha kadar herhangi bir sıkıntı ile uyumadığınız, uyuyamadığınız gecelerin nöbetçisi kimdir? Sanırım en ortak cevap ‘annem’ olur. Fakat benim cevabım farklı: Hastalığımda, sağlığımda, ergenliğimde, mezuniyetinde, araba çarptığında, ameliyat olduğumda, kardeşim uykudan uyanıp biberonunu istediğinde elini uzatan, yanı başımızda bekleyen babamdır.

Herkesin babası kıymetlidir elbette ama çocuklarına sevgisini kutsal bir sanat gibi ilmek ilmek işleyen, özene bezene nakşeden babam bir başkadır.

Sanki o, bu dünyaya bizi sevmek için gönderilmiş!

Öyle naif, öyle narin davranır ki, baba sertliğiyle büzülüp kalmış tüm çocukların acısını bize gösterdiği şefkatle çıkarır sanki..

Siz benim babamı bilmezsiniz!

Parası olmadığı için karne hediyesi alamadığında yüzü kızararak bizi tebrik eden; her ayın son haftası cebinde bir kuruş kalmadığı için omuzları çöken ve utana sıkıla kızından kumbarasındaki parayı istediğinde ‘Bak kızım, borç alıyorum, önümüzdeki ay mutlaka fazlasıyla yerine koyacağım.’ diye diye aslında kendine telkinde bulunan; biriktirilen ufak harçlıkları geri veremese de akşamları eve gelirken gömleğinin sol cebinde saklı çikolatayı asla eksik etmeyen; hastalıktan kapanan gözlerimle yataktan kalkamadığım için her sabah işe gitmeden önce gözlerimi temizleyip beni uyandıran ve üfleyerek soğuttuğu çayla usanmadan dakikalarca birbirine yapışan kirpiklerimi silen; korku dolu Chucky filmlerinin biricik koruyucusu, dünyanın en rahat yastığı, bütün şefkati ellerinde toplanmış saçı ak gri gözlü babam..

Küçükken yapmayı en sevdiğim şeylerden birisi, babamın peşine takılıp o ne yaparsa yapmak, onun gibi takılmaktı. Erkek çocuğu gibi babamla kahvehaneye, işe, markete gitmek, o bir şeyleri tamir ederken onu izlemek, tornavida vermek, terini silmekten büyük keyif alırdım. Emekçi insanların evlatlarıysanız onlarla geçirebileceğiniz az vaktiniz vardır. O vakit yağlı bir tamirin ucundan geçiyorsa bile çocuk için vazgeçilmezdir.

Bir de sakin ve huzur içinde geçen zamanlar var. Babamın namaza durduğu zamanlar..

Öyle keyifli zamanlar ki.. Önce yavaş yavaş babamla birlikte abdest alırdım. Boyum lavaboya yetmez, ayaklarımı yıkamak için babam kaldırırdı musluğa doğru. Abdest aldıktan sonra bir seccade serer, babamla yan yana dururduk. Babam başına takke takardı, ben de harıl harıl kendime takke arardım. Sonra babam adabınca giydirirdi beni de. Etek, başörtüsü ve uzun kollu bir hırka ile. Namaza durduğumuzda bende babam gibi ellerimi önce kulaklarıma kaldırır sonra karnımda bağlardım. Babam durur, namazını baştan alır bana da doğrusunu gösterirdi. Dua da bilmezdim hani. Babam ağzını oynatır fısır fısır bir şeyler söylerdi, ben anlamazdım. Ben de babam gibi fısır fısır ağzımı oynatır dururdum. Onunla rükuya ve secdeye giderdim. İlk duamı, sübhanekeyi öğrendiğimde bütün namazı onunla kılmaya başladım. Ben de artık anlamlı anlamlı fısıldıyordum. Ben namaz kılmayı böyle öğrendim.

Sevmeyi sanata dönüştürmek böyle bir şey olsa gerek. Başının üstünde taşıdığın kız evladını, bir daha asla senin gibisine rastlayamayacağı bir hayata adım adım kendi ellerinle hazırlamak.. Zira ancak böyle bir sevgi, bilgi ve çaba gerektirir. Rastlantının böylesi bir çabayı mümkün kılması olası mıdır..  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık