• 25 Ocak 2016, Pazartesi 13:42
DenizBİNİCİ

Deniz BİNİCİ

Tekinsiz İmkanlara Reddiye..

Çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batırma zamanıdır.

İmkân imtihandır dendiğinde, sınırlara gark olmuş insanın aklına sınırlı sayıda ihtimal gelir. Zekâsı yerlerde sürünen tüm asalak cühelaya malum olduğu üzere imkân para demektir. Sınavımız da sahip olduğumuz paradan, maddi değeri olan mal ve mülktendir. Çünkü paradan gayrısı imkân dâhiline girmez. Ya insanın maymun iştahlı olmasından ya da paranın her kapıyı açan (Her kapı hangi müspet kapıysa artık!) büyülü simasından mütevellit, alamayız kendimizi bu fikirden hayatlar boyu…

Oysaki imkân, çok geniş bir fırsatlar dairesini barındırıyor. Neler mi? Mesela zaman, mesela mekân, mesela mertebe, mesela temsiliyet kabiliyeti, mesela akıl, mesela mesela mesela… Bakış açınızın enginliğine göre bu imkân dairesini genişledikçe genişletebilirsiniz.

Cebren ve hile ile değil can-ı gönülden size verilen bir mertebede, şimdiye kadar imkân bulunamadığı için yapılamayanları yapmak imkânı elinize geçmişse, bu imkânın imtihanı elbette sizin yaptıklarınız ve yapmadıklarınızdan tecelli edecektir.

Oysa şimdiye kadar hep imkânsızlığın imtihanını yaşamış insanlar olarak, sapla samanı birbirinden ayırabilecek olgunluğa kavuşmamız gerekirdi. Armut bile kendi doğası içerisinde olgunlaşırken insanoğlunun angutluğa devam etmesi, yazgı değil bir tercih olsa gerek.

 

İmkânla Savaşın Çocukçası

İmkânsızlıkla geçirilen başarılı bir imtihan döneminden sonra gelen imkân ile imtihanımız daha ağır ve ne yazık ki niteliksiz! 

Bir yandan ülkemiz kaynarken öte yandan çevremizdeki birçok ülke ve dünya ülkeleri, hırsa yenik düşen yetişkinlerin (!) savaş oyununda kanlı canlar veriyor. İnsanın güya insan gibi adaletli, hür, saygın yaşaması için kurduğu bu hayal dünyası, onun cehennemi oluyor. Aşağılık bir sözleşmeyle çıktığı doğa durumunu, sinsi açlığıyla kendi sözleşmesinin içinde yaşamayı beceriyor.

Beceriyor da, savaşın çocukçası bu sözleşmenin en ağır zayiatı oluyor. Her gün sebebini bilmediği onlarca saldırıya maruz kalan çocuğun, yarının duygusuz katili olma ihtimalini kimler sağlıyor acaba?

Toprak Ana’da ne diyordu Aytmatov: “İşin en korkunç yanı çocukların niçin aç kaldıklarını, niçin yiyecek bulamadıklarını anlayamaması… Yetişkinler hiç olmazsa açlığın sebebini biliyor ve bunun bir gün son bulacağını düşünerek avunuyorlar, ama çocuklar bilmiyor ve anlamıyor.”

Yetişkinler acaba gerçekten açlığın sebebini biliyorlar mı ya da bunun bir gün son bulacağını?

Masum bir çocuğun onca meyve, sebze ve yiyecekle dolu bu dünyada neden aç kaldığını anlayamaması mı tuhaf olan, yoksa bir yetişkinin onca yiyeceğin, malın, mülkün olduğu bu dünyada açlığın sebebini biliyor olması mı? 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık