• 10 Temmuz 2018, Salı 10:55
ErolERDOĞAN

Erol ERDOĞAN

Cumhuriyetimizin Beşinci Evresine Merhaba

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ilk, Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Temmuz 2018 günü TBMM Genel Kurulunda yemin ederek göreve başladı. TBMM’deki yeminden sonra, kendisini Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde yapılan göreve başlama töreninde dinledik. Eski ve yeni milletvekilleri, sanatçılar, yazarlar, iş adamları, partililer, sivil toplum kuruluşları oradaydılar. Ayrıca 22 devlet başkanı, 28 başbakan ve parlamento başkanı ile 6 uluslararası örgüt temsilcisinin de törende olduğu bilgisi verildi.

Türkiye’miz açısından tarihi dönüm noktası özelliğine sahip böyle bir ana şahitliğimi bir yazı ile de perçinlemek istedim. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin başlamasıyla, benim tasnifime göre, cumhuriyetimizin beşinci evresine geçtik. Yeni dönemin cumhuriyet, demokrasi, bilim, kültür, ekonomi başta olmak üzere tüm alanlarda şahlanışa vesile olmasını dilerim

“Cumhuriyetimizin beşinci evresi nasıl oluyor?” diye soracaklar için hemen izaha geçeyim.

Biz, 1923’te cumhuriyet kurmadık, ilan ettik. Çünkü ilan ettiğimiz cumhuriyetin, millet egemenliği sağlayacak biçimde bir sisteme dönüşmesi için atmamız gereken siyasi, sosyal, hukuki adımlar ile kurmamız gereken yapılar ve gelenekselleştirmemiz gereken davranışlar vardı. O dönem, bunlar da başarılı olamadık.

1923’ten bugüne, geride kalan 90 küsur yılın 23 yılı tek partili dönemlerdi. 1950’den itibaren ortalama her 5-6 yılda; darbe, darbe girişimi ve muhtıra yaşadık. Darbecilerin, yargının veya MGK’nın kapattığı parti sayısı 50’yi buluyor. Darbelerden dolayı siyasetimiz sağlam bir gelenek oluşturamadı.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’nin 90 yılı, cumhuriyet ve demokrasi tarihi olmaktan çok, darbe ve muhtıralar tarihidir. 1923’ten sonraki dönemde cumhuriyet gerçekten kurulmuş olsaydı, darbe ve muhtıra olmayacaktı, darbe anayasaları ile değil sivil, demokrat ve özgürlükçü anayasa ile yönetilecektik, sağlam siyasi geleneğimiz ve güçlü sivil toplum kuruluşlarımız olacaktı. Cumhuriyeti ilan ettikten sonra onu milleti baskılama aracı değil egemenliği halka teslim etme vesilesi yapsaydık insani gelişmişlik bakımından dünyada üst sıralarında olma ihtimalimiz yüksekti.

 

Cumhuriyetin Birinci Evresi (1923-1946)

Cumhuriyetin ilanı olan 29 Ekim 1923’ten 1946’ya kadar olan süreyi ‘Cumhuriyetin Birinci Evresi’ olarak tanımlayabiliriz. Türkiye, 23 yıllık bu süreyi tek parti yönetimi ile geçirdi. Bu dönemde siyasetin, devletin, merkezi ve yerel yönetimlerin tek adresi CHP idi. Tek partili dönemdeki seçimlere katılım oranları hem düşüktü hem de ülkenin tek partisi olan CHP’de tek irade vardı. Milletvekilleri seçilmiyor, adeta atanıyordu. Bundan dolayı, Türkiye’nin 1946’ya kadarki siyasi tarihinin, demokrasi ve cumhuriyet prensiplerinden geçer not alması mümkün değil. Cumhuriyetin ilanından sonra, milletin egemenliğini sağlamak şöyle dursun aksine milleti değiştirmeye ve öteki haline getirmeye dönük baskıcı bir siyaset benimsendi.

 

Cumhuriyetin İkinci Evresi (1946-2001)

Çok partili siyasete geçişten 28 Şubat sürecine kadar olan süreyi ‘Cumhuriyetin İkinci Evresi’ olarak tanımlamak mümkün. 1950’den itibaren millet egemenliği adına yeni bir dönem başladı. Çok partili siyasi hayata geçildi, seçimlere katılım oranları arttı, açık oy gizli sayım gibi komiklikler terk edildi, tek parti döneminin uygulamaları tartışılmaya başlandı. İyi başlamıştı her şey. Başladığı gibi gitseydi ileri demokrasiye ulaşmış, millet egemenliğini tesis etmiş, vesayetleri büyük ölçüde geriletmiş olacaktık. Her şey yolunda gitmedi; tek parti döneminin halk karşıtı derin yapısı her defasında balans ayarı için askeri ve bürokratik oligarşiyle iş tuttu. 1957-1958’de bir grup subay (Dokuz Subay Olayı) hükümete komplo hazırladı. 27 Mayıs 1960’da darbe oldu, Başbakan asıldı, yeni anayasayı darbeciler yaptı. 1970’lerde siyasete ‘Milli Görüş’ dâhil oldu. Milli Görüş’ün siyasette varlığı demokrasimiz için önemli bir aşamaydı. Ancak, 12 Mart 1971’de muhtıra ile durdurulduk, hükümet yine yıkıldı. Toparlanarak yeniden yola çıktık. Sağ-sol gerilimi olsa da MSP-CHP koalisyonu gibi ilginç ve faydalı birliktelikler oluştu. Gençlik grupları siyasette etkin olmaya başladı. 12 Eylül 1980’de yeniden durdurulduk. 1980 darbesiyle TBMM lağvedildi, partiler-dernekler kapatıldı. Darbeciler bir anayasa yapıp kenara çekilir gibi yaptılar. Düşe kalka yol almaya çalışırken bu defa 1997’de 28 Şubatçılar yolumuzu kesti. Yine hükümet düşürüldü, askeri vesayet seçimlere müdahale etti, darbecilerin gizli ortak olduğu koalisyon hükümetleri kuruldu, binlerce insan devlet kademelerinden uzaklaştırıldı. İkinci evre, elbette birincisinden pek çok alanda iyiydi ama yeterli değildi.

 

Cumhuriyetin Üçüncü Evresi (2002-2016)

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül büyük ölçüde siyasete yönelik olmasına rağmen 28 Şubat hem siyasete hem de halka yönelik zamana yayılmış ağır bir darbeydi. ‘Cumhuriyetin Üçüncü Evresi’ bundan dolayı kötü başladı. Ancak, 2001’de kurulan AK Parti çevresinde oluşan geniş siyasi ve toplumsal ittifak, ülkenin hızla toparlanmasını sağladı. Pek çok alanda reformlar yapıldı, ekonomik atılımlar sağlandı, anayasanın bazı maddeleri değiştirildi, özgürlükler alanında iyileşmeler oldu. Öyle de olsa, açık-gizli darbe teşebbüsleri sürdü. Cumhuriyet Türkiye’si 2007’de 367 Krizi üzerinden ilginç bir darbe yaşadı. Siyaset ve yargı ikilisinin işbirliği ile gerçekleşen 367 Darbesinde TBMM’nin Cumhurbaşkanını seçme iradesine el konuldu. Ayrıca, 27 Nisan 2007’de e-muhtıra verildi, Gezi olayları ülkeyi adeta frenledi, 17-25 Aralık 2013’te paralel darbe tehlikesi atlatıldı. Cumhuriyetin Üçüncü Evresi, 15 Temmuz 2016’ya kadar sürdü. Bu dönemde Türkiye, millet hâkimiyeti, özgürlükler, sivilleşme, yerlilik, demokrasi alanlarında ciddi mesafeler almasına rağmen son çeyrekte karşılaştığı siyasi kutuplaşma, emperyalist dış kuşatma ve diplomatik sorunlar yüzünden kabuğunu tam anlamıyla kıramadı.

 

Cumhuriyetin Dördüncü Evresi (2016-2018)

15 Temmuz 2016’da karşılaştığımız işgalci darbe girişimi başarılı olsaydı Cumhuriyetin Üçüncü Evresi yıllarca sürebilirdi. Ancak darbeyi önledik. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım olmak üzere, yurtsever askerler, siyasi partiler, medya ve milletimizin çoğunluğu tankların karşısına çıktı, darbeyi sokaklara gömdü. 250’ye yakın şehit ve yüzlerce gazimizin şahsında “darbe direnişi” tüm dünyaya ve gelecek kuşaklarımıza onurlu bir hikâye ve sağlam bir miras olarak kalacak. 15 Temmuz’da darbeye kaşı ülke çapında ortaya konulan direniş, milletin kendini ifadesinde, özgürlük ve egemenliğine sahip çıkışında güçlü bir sıçrayışı ifade ettiği için, cumhuriyete giden yolda yeni bir aşama ve yeni bir ruh anlamına gelmektedir. Darbe sonrasında MGK’nın yapısı dâhil bazı konularda yapılan yasal düzenlemeler de cumhuriyetimizin niteliğinde iyileşmeler sağladı. Elbette, bu dönemin en önemli reformu 16 Nisan 2017’de halkoyu ile kabul edilen yeni anayasa oldu. Çok partili siyasi döneme geçtiğimizden beri ilk defa, anayasayı TBMM kendisi yaptı.

 

Cumhuriyetin Beşinci Evresi (2018-devam)

24 Haziran 2018 seçimleri, Cumhuriyet tarihimiz için yeni bir aşamadır. Çünkü bu seçimlerle, 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne tam geçiş sağlandı. Seçimlerde, yeni dönemin ilk cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan seçildi. Millet iradesini yönetime yansıtma bakımından, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi parlamenter sisteme göre daha kabiliyetli. Ancak, sistemin kendisinin daha iyi olabilme yeteneği tek başına yetmez, bu yeteneğin ortaya çıkarılması ve uygulamalara yansıtılması gerekir.

*

Mükemmel bir cumhuriyete kaçıncı aşamada ulaşacağımız bize bağlı. Yol belli; reformlara devam edeceğiz, özgürlükleri arttıracağız, anayasayı daha iyi hale getireceğiz. İnsani ve kültürel gelişmişlik için el ele vereceğiz, gelir dağılımı adaletini ve refahı arttırmayı başaracağız. Birlikte yaşam geleneğimizde oluşan yaraları tamir edeceğiz. Böylece, kendi huzurumuzu sağlamanın ötesine geçip bölge ülkelerinin huzuruna katkılar sunacağız. Cumhuriyeti gerçekten tesis etme süreci, sadece siyasete değil akademi, iş dünyası, medya ve sanat camiasına da sorumluluklar yüklüyor. Cumhuriyet sadece kanun işi değil yaşam, kültür ve fikir işi. Birlikte başarabileceğimiz bir süreç. Bizden öncekilerin düştüğü hataya düşmeyelim. Dünya totaliter dönemleri yaşarken, onlar, 1923’de cumhuriyeti ilan ederek tüm ülkelere örnek oldukları halde, sonrasında gerekeni yapamadılar. Şimdi, Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı olan 2023’e kadar, millete dayalı, demokratik, sivil, denetime açık, şeffaf, siyasi katılımı önceleyen bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi inşa edelim, yeni sistemin kültürünü birlikte oluşturalım. Buyurun iş başına; herkes hem sözünü söylesin, hem işini yapsın.

*

Bu arada kabine açıklandı. Hayırlı olsun. Bakanlık görevi alanlara başarılar dilerim. Kabineye dair olumlu-olumsuz görüşlerimi belki daha sonra ayrı bir yazı ile paylaşırım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık