• 17 Temmuz 2018, Salı 11:21
FatihGÖK

Fatih GÖK

İpteki İki Cambaz: İngiltere-İsrail

Öncelikle bu Atasözünün sözcük anlamıyla yazıya başlamak istiyorum: Kurnaz, hileci iki kişi, bir iş üzerinde karşılaşırlarsa birbirlerini aldatmak, atlatmak için bütün hünerlerini harcarlar. Bu durum ikisi için de tehlikelidir...

Bu yazıdaki özel neden: Adnan Oktar’ın “Sapkın Tarikatı”na yapılan polis operasyonu sonucunda, bu grubun ileri gelenlerinin İngiltere’yi suçlayıcı açıklamalarıdır. Genel neden ise: İkinci Dünya Savaşı sonucunda ABD’nin Ortadoğu’da alan açıcı politikası, İngiltere ve İsrail’i karşı karşıya getirecek olmasıdır.  

Bazı toplumların farklı karakteristik özellikleri vardır ki hemen her durumda bariz olarak yansıtılırlar. Örneğin İsrail (Yahudiler), dünyadaki en materyalist ırk oldukları gerçeği, inançlarına dahi sirayet etmiştir. Bu özellik: Uzun uzadıya ya da yıllara dayalı plan yapmaktan ziyade, kendi el emeklerinin veya düşüncelerinin kısa sürede bizzat sonucunu-meyvelerini görmeye dayanır. Örneğin İsrail’i, peygamberlere bakarsak hemen hepsinde birden çok mucizeler olduğunu görebiliriz. Öyle ki, Hz. Davud’a zırh yapmayı öğreten Rabbim, Hz. Musa ve Kavmine Kızıl Denizi geçmek için ne gemi yapmayı ne de köprü yapmayı öğretmişti. Bilindiği üzere kısa süreliğine Kızıl Deniz açılmıştı. Bizim peygamberimizinse tek mucizesi Kur’an’dı. Yani İsrail oğulları materyalist olduklarından, çoğu zaman somut olaylarla hareket etmişlerdir.   

İngilizler ise, güçlerine göre harekât ederek sonucu görmeyi nesillerine ve torunlarına bırakabilirler. İşte bu durum, İngilizleri diplomaside farklı ya da özel bir konuma yükseltir...

Bazı tarihi kaynaklar Firavun ve ordusu Kızıl Deniz’de yok olduktan sonra, geride kalan Mısırlıların İngiltere’ye yerleştiklerini iddia ederler.

İngiltere ve İsrail ilişkileri özellikle ikinci dünya savaşı sonuna kadar bir devletle bir diaspora arasındaki ilişkiden ibaretti. İngilizler, 13. yy dan 17. yy ortalarına kadar ülkelerine hiçbir Yahudi’nin ayak basmasına izin vermeyen bir anlayışa sahiptiler.

İlk sistemli ilişkileri 1892 yılında yapılan Basel Konferansı sonrasında başlamıştır. Basel’de alınan iki kararın birincisi, Filistin’de kurulacak bir Yahudi Devleti, İkincisi ise bu amacı gerçekleştirmek için kurulması kabul edilen ‘’ Dünya Siyonist Örgütünün’’ oluşturulmasıdır. 18. yüzyılda kurulan büyük İngiltere locasının kurucusu ve bir diğer büyük İsrail locasının destekçisi olan İngilizler, bugünlerde özellikle İslam coğrafyasının yaşadığı acının dolaylı nedenidirler. Locaların kuruluşuna verdikleri destek, İngiliz Plan’ının etkinliğini göstermesi açısından son derece önemlidir.

 Doğrudan ilk temas İngilizlerin, Birinci Dünya Savaşı’nın kazanılmasında Yahudi diasporasına duyduğu ihtiyaçtı.

‘Balfour dekralasyonu’ ile İsrail Devletinin kurulmasını, Ι. Dünya Savaşı sırasında İngiliz dış işleri bakanı Lord Arthur Balfour tarafından hazırlanan Amerika’da yaşayan zamanın en ünlü Siyonisti Rothschild ailesine gönderdiği “Majestelerinin Filistin sınırları içerisinde bir İsrail devletinin kurulmasını, koşulsuz destek vereceğini” açıklayan bir mektup göndermesiyle başlamıştır. Bu olaydan bir yıl sonra, İsrail Devletinin kurulmasının ikinci aşaması Sykes-Pikot antlaşması yapılmış ve bütün bu planlamanın karşısındaki en büyük engel olan Osmanlı Devletinin çökertilmesiyle Siyonist İsrail Devletinin kurulması için artık hiçbir engel kalmamıştı.

İngilizlerin, Balfour Deklarasyonu’yla Yahudilere verdikleri sözde destek, kendi içinde dahi çelişki taşımaktaydı. Çünkü hemen hemen aynı bölge için İngilizler, Şerif Hüseyin’le Araplara, Sykes-Pikot’la Fransızlara ve Balfour Deklarasyonu’yla Yahudilere toprak sözü vermişlerdi. Peki, sorulması gereken soru şu olamaz mı: Bu kadar karmaşık bir durumdan İngilizler nasıl sıyrıldı?

Önce Sykes-Pikot’a karşı Ürdün Devleti’ni kurdurarak Fransızları, Abdülaziz İbni Suud’la (Vehhabi Hareketiyle) Şerif Hüseyin’i ve son olarak Balfour’un mektubunun içindeki bir cümleyle de:’’ Filistin’deki Yahudi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına ya da başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin hak ve siyasal statülerine zarar verecek uygulamaya gidilmeyeceği kabul edilmektedir.’’ Yahudileri bağlamışlardı.

Yahudiler, gayet tabi ki bu çelişkiyi görüyorlardı ama ilk kez ‘Siyonizm’, Milletler Cemiyetince onaylanmış olmanın getirdiği uluslararası bir boyut  (tanınmışlık) kazanmıştı. Kısa süre içinde Weizmann’ı, Vladimir Jabotinsky (1880-1940) adında bir Rus Siyonist, İngilizlere fazla güvenmek ve bağlanmakla eleştirip; Haganah ve Yahudi Ajansı’ndan bağımsız hareket eden kendi askeri güçleri olan ‘Irgun’ (terör) örgütünü kurdular. Bu örgüt İngiliz çıkar ve misyonlarını hedef aldığı için İngilizler tarafından terör örgütü ilan edilmiş olmasına karşın birçok yöneticisi; Menahem Begin ile Yitzak Şamir, daha sonra İsrail Başbakanı oldular ve eski liderlerinin ödün vermez Siyonizm’ini canlandırdılar.

Bence tarihçilerin dikkat etmedikleri önemli bir konu var ki o da: İngilizler, Balfour’la yapmak istedikleri ABD’de yaşayan Yahudi diasporasını kullanarak ABD’yi savaşa dahil etmek ve Rus Yahudi diasporasıyla da Rusya’yı savaşta tutabilmekti. İşte Hitler’in Yahudi soykırımının (genocide) temel nedeni Birinci Dünya Savaşının kaybedilmesi hesabı ya da intikamıydı.

Sonuç olarak… Vehhabi Tarikatı o zamanlar Osmanlı sınırlar içinde baş gösterdiğinde Osmanlı Devleti, bu sapkınlarla uğraşmak ve bitirmek için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşayı görevlendirdi. Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Vehhabiliği tehdit olmaktan çıkardı. Olayın gerçekleşme tarihi 1800’lerin başıydı. İngilizlerin tarikat ve cemaatleri keşfetmesi 17.yy’ın ortalarında misyonerlik faaliyetleriyle gerçekleşmiştir. İlk Vehhabi ayaklanması Osmanlı Devletine karşı olmasına rağmen iktidar oluşu: 1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Halifeliği kaldırmasıyla gerçekleşme fırsatı buldu. Pragmatist Hicaz emiri Şeyh Hüseyin’in kendisini halife ilan etmek istemesi, Arap kamuoyunca Osmanlı’ya karşı hain ilan edilmesi ve İngilizlerin kendinden kurtulma karı vermesiyle birleştirilip Riad’da bulunan Vehhabilerin savaşçı lideri Abdulaziz İbni Suud harekete geçirtildi ve Şeyh Hüseyin’in otoritesine son verildi.

Görüldüğü gibi Osmanlı topraklarında hayat hakkı bulamayan birçok tarikat ve cemaat, Osmanlının çökertilmesiyle kuruldukları topraklarda iktidar olmakla kaymayıp bölgesel güce dönüşmüşlerdir. Bu da bize İngiliz etkisini göstermektedir. Adnan Oktar’ın “Sapkın Tarikatı”nın başına gelenler ve birçok tarikatın başına gelecek olan; İngiliz-Türk yakınlaşmasının bir yansıması olup İsrail-İngiliz rekabetinin bir gereğidir…           


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık