• 12 Nisan 2017, Çarşamba 16:52
Salih  BÖLÜKBAŞI

Salih BÖLÜKBAŞI

15 Temmuz Darbesi, Çanakkale ve Recep Tayyip Erdoğan

Hani vardır ya “Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür." işte öyle bir kişiden harika bir makale yazısı okudum bugün. Öncelikle kendisini tanıtmak istiyorum size. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi Halit Kuşku. Kendisi Balıkçılık Teknolojisi üzerine görev yapmaktadır. Lakin bunun daha ötesinde bir hizmet vermektedir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tasavvuf Topluluğu Akademik Danışmanı olarak çıktığı bu yolda, Gelibolu’da harabe halde kalan, yer yüzündeki en büyük Mevlevihane olan Gelibolu Mevlevihane'sinde 50 aydan fazladır Mesnevi okumaları ve Sema programı yapmaktadır. Bunun ardından Çanakkale'de 17. yüzyılda inşa edilen, uzun yıllar ayinlerin yapıldığı Surp Kevork Ermeni Kilisesi’ni ” Kültür ve Sanat Evi” haline getirip, Eski kilisede 3 yıldır kültürel, sosyal ve medeniyete ilişkin dersler verme anlamında başarı sağladı. Artık tarihi binada, Halit hoca sayesinde tasavvuf öğretileri aktarılıyor, sema eğitimi veriliyor.

Halit hocanın harika makalesi ile sizleri baş başa bırakıyorum;

15 Temmuz Darbesi, Çanakkale ve Recep Tayyip Erdoğan

Ülkemiz tarihinin en büyük kırılma anlarından birini de 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadı. Bu gece, devletimize içerden dışarıdan hücum eden düşmanlarımızın son 200 yılda tertiplediği hamlelerin finali olma özelliğini de üzerinde taşıyordu.

Osmanlı Sultanı, 2. Abdülhamit’in başına gelen ve tahttan indirilmesi ise son bulacak 31 Mart vakası, bu topraklarda bir darbe alışkanlığının filizlenmesinin önünü açacaktı. 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte, topraklarımız darbelerden kurtulamayacak, iç ve dış düşmanlar ülkemiz üzerinde ki planlarına hiçbir zaman son vermeyecekti. 1960, 1970, 1980 ve 28 Şubat 1998, ülkemizde filizlenen darbe anlayışının, köklü bir ağaç haline geldiği gösteriyordu. İnsanların bilinçaltında devamlı yaşıyor ve kimine umut kimine ise acı olarak hafızalardaki yerini kaybetmiyordu.

Darbeyi yapan her zaman kazanır ve güçlüdür anlayışı zihinlere işlemiş, insanlar bu hususta adeta sindirilmiş ve milletin üzerinde hesaplanmış psikolojik bir baskı kurulmuştu. Söz dinleyemeyen için son çare, düşmanlarımızın garantörü olarak görülüyor, en büyük koz olarak saklanıyordu.

Ne oldu da, bu psikolojik savaşın en tehlikeli silahından, son 200 yıldır kalıplaşan darbe geleneğinden, milletin darbe karşı bir direnç göstermesinin hayal sayılabileceği o günlerden, insanlar sıyrıldı da, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir tepki verildi. Önceki darbelerde verilmeyen tepki neden 15 Temmuz da verildi? 15 Temmuz ruhunun canlanmasına sebep olan rol ne idi?

Muhakkak ki, ilahi elin, manevi ve soyut kavramların bu ruhun kazanılmasında ki etkisi büyüktür. İnkar etmek haddimiz değil fakat Rabbimiz, İsra Suresi 13. Ayette mealen; Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” Derken acaba bu süreçte ki, bu çaba ne idi? Bir sebep olması lazımdı.

İşte bu sebep 15 yıl öncesinde dayanıyor. 17 sene evvel üniversite okumaya Çanakkale’ye geldim. Çanakkale şehitliklerinde 15 senedir gelen misafirlere dilimiz döndüğünce, şehitleri, buranın manevi havasını, 1915'te yaşananları, anlatmaya çalıştım. Şehitlik alanlarındaki işletmeler, köylüler ve halk ile iyi ilişkilerimiz oldu. Sayısı yüzbinlere varan vatandaşlarımıza bu konuda öncülük etmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Fakat 2002 yılından sonraki gelişen hadiseleri paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.  Ak Parti iktidara gelip ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olunca, İstanbul’da ki bir kısım belediyeler, Çanakkale şehitliklerine seferler düzenlemeye başladılar. Öyle ki bir belediyeler bir sene içinde onbinlerce kişiyi getirmek üzere projeler hazırlıyordu ve yıldan yıla bu projeler tüm İstanbul belediyelerine oradan da Anadolu’ya yayılacaktı. Bizler şaşkın idik. Gelen konuklara yemek hizmeti veren bir şahısın aracına misafir olmuştum. Tahsilat yapmak üzere İstanbul’un bir belediyesine gitti. Ben arabada bekledim. İçeri girdi ve çıktı, çıktığında şaşırmış ile sevinmiş arası bir hali vardı. Çanakkale’nin neden bu kadar önemli bir hale geldiğine dair şu cümleleri söyledi.

-Kardeşim, içerde belediye başkanı ile görüştüm. Başbakan tüm belediye başkanlarına direk talimat vermiş.

“Maliyeti, durumu veya şartlar ne olursa olsun insanları Çanakkale’ye götürün, O ruhu öğrensinler, bilsinler bu bizim için çok önemlidir.”

Gelen işletmeci, belki de bu işin onu maddi tarafından da tatmin edeceğini düşündüğünden çok mutlu idi. Ama benim bakış açımdan bir şeylerin değiştiği açıkça görülüyordu. Fakat o günlerde anlamak mümkün değildi.

Zaman geçti, İstanbul’un hemen hemen tüm belediyeleri her sene yüzbinlerce kişiyi Çanakkale’ye getirmeye başlamıştı. Hatta kimileri dalga geçiyor, “artık zeytinyağı almaya geliyorlar” diyebiliyorlardı. Fakat madalyonun gerçek yüzü yıllar sonra anlaşılacaktı. Bu durum öyle bir hal aldı ki, Başbakan’ın sözü ile hareket eden tüm belediyeler manevi bir seferberlik ilan etmiş, tüm Türkiye son 15 senede Çanakkale’ye taşınmıştı. 1 sene de, 3 ile 4 Milyon ziyaretçi sayısını bulan rakamlara ulaşan Çanakkale, bir dönüşüm yaşıyordu. Yollar yapılıyor, tüm anıt ve şehitlik alanları düzenleniyor, kaybolmuş şehitlikler ortaya çıkarılıyor ve devletin tüm imkanları seferber ediliyordu. Bu süreci yakından takip ediyordum. Çanakkale, tarihinde hiç olmadığı kadar ilgi ve alaka görüyor ve bir dönüşüm yaşıyordu.

Gelen ziyaretçiler evvela Seyit Onbaşı’yı ziyaret ediyor. Düşmanın en bastırdığı anda, bir imkansızı başararak kendisinden defalarca kat ağır mermiyi kaldırıp, düşman zırhlısını batırmasını ve savaşın tüm seyrini değiştirmesini anlatıyorduk. Çocukların “Bundan sonra benim adım Seyit Onbaşı” sesini hala duyar gibiyim.

Ardından savaşın acılarını, kahramanlıkları, fedakarlıkları, Yahya Çavuş’un kendisinden kat kat üstün düşmana karşı gösterdiği büyük direnci, 57. Alayın tamamen Hak yolda şahadete erdiğini ve onların ölümsüzlük makamına geldiklerini, Mustafa Kemal’in komutanlığını, Kınalı Hasan’ın anası tarafından kurban gönderildiğini, asker mektuplarını, milletin dik duruşunu vs… anlatırdık.

Gün sonunda her biri Çanakkale Ruhu’ nu kuşanır, tüm gençler ve çocuklar, o gün önemini fark edemeyeceği bir eğitimin içinden geçerlerdi. İtiraf etmeliyim ki, bende o gün bu işin önemini tam manası ile kavrayamamıştım. Ama içimde şühedaya olan sevgiden ötürü, can ve başla mutluluk içinde çalışıyordum.

Hiç unutmamam, Velimeşe Belediye Başkanı İzzet Bey 2007 yılı idi sanırsam, 14 büyük otobüs, 2 midibüs getirmişti. Peşimize takılan hususi araçların sayısını hatırlamıyorum. Bir günde 800 kişinin üstünde insan ile beraber gezmiştik. Beraber ağlamış, beraber gülmüştük. Anneler, babalar beni evlatları yerine koyuyor, çocuklar yanımdan ayrılmıyordu. Çanakkale’ de öyle bir ruh, öyle bir kardeşlik oluşuyordu ki bunu maalesef dil ile anlatmak mümkün değildir. Öyle bir eğitim alıyorlardı ki, bunun karşılığını yıllar sonra göreceğimizi düşünemezdik.

Hayatımın en güzel derslerinden biri ile 15 Temmuz gecesi karşılaştım. 15 senedir Çanakkale’de ekilen tohumlar patlamış, filiz vermişti. O gece tankın önüne yatanlara baktığımda Seyit Onbaşı’yı gördüm. Baktım ki Yahya Çavuş kalkmış, uçağa, tanka, topa karşı duruyor. Birden 57. Alayı gördüm, tank altında kalıyor, şahadete eriyor ama yüzünde tebessümü eksik olmuyordu. Açılan mermilere karşı yine aynı ses “Allah, Allah” duyuluyordu. Çanakkale kalkmış, canla başla mücadele ediyordu. Rabbim! bu nasıl bir azim, ne güzel bir kararlılık, ne güzel bir sevgi idi.

Yedisinden yetmişine oradaydı. Gerçekten de yıllar önce Çanakkale’de, “Bundan sonra benim adım Seyit Onbaşı” diyen çocuklar yalan söylememişlerdi. Hepsi birer Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Mustafa Kemal, Kınalı Hasan olmuşlardı. Ve o gün 200 yıllık makus talihimiz kırıldı. Yıllardır milletin içine sinen darbe baskısı yok edildi. O ara talih, milletin içinden gelen imana, sevgiye, Çanakkale’de de aynısı ortaya çıkan O ruha teslim oldu.

Mehmet Akif;

“Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

Bedir’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”

Derken O ruhun, Bedir de ki ruh olduğunun mesajını veriyor, işte O ruh Çanakkale’de ve 15 Temmuz da kendini gösteriyordu.

O gün meydana çıkanlar, Çanakkale’ye gelenler, O ruhu orda yerinde görüp sinelerine çekenlerdi. Çanakkale yeniden dirilmişti. O zaman vakti zamanında Başbakanımızın, “Maliyeti, durumu veya şartlar ne olursa olsun insanları Çanakkale’ye götürün, O ruhu öğrensinler, bilsinler bu bizim için çok önemlidir.” Talimatının önemini anlamıştım.

Bir millet değerlerini, zaferlerini, tarihini, kültürünü yaşattıkça millet olmaya devam edecekti. Tarihini, kültürünü, değerlerini, zaferlerini, acılarını, mutluluklarını unutan milletler ise yok olup gideceklerdi.

Böyle bir milletin mensubu olmayı nasip ettiği, bize böyle bir işte görev verip hayırlı işlerine vesile kıldığı için Yüce Rabbimize hamd eder, teşekkür ederim. Bedir’de, Çanakkale’de, 15 Temmuz da mukaddes değerleri uğruna mücadele edip şehit veya gazi olan bu güzel gönüllere selam eder, Allah’ın iki alemde de bizleri beraber kılmasını dilerim. Öngörüsü, kalbi ve sevgisi ile bu milletin yanında olan tüm devlet adamlarına teşekkür eder, Cenab-ı Allah’ın gerçek ve ebedi devletini onlara vermesini diler, sevgi, saygı ve hürmetlerimi iletirim.

Halit Kuşku

12.04.2017


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık