• 07 Aralık 2017, Perşembe 21:35
UğurÇELİK

Uğur ÇELİK

Zerrab Meselesi

Türkiye 2000’li yıllardan itibaren dış politikada askeri ve savunma merkezli anlayıştan, herkesle işbirliği ve ticaretin önemine dayanan bir anlayışa yöneldi.

İşte Zerrab hikayesi de bu işbirliği anlayışının önünün kesildiği anda ortaya çıktı.

Bir kere konuya girmeden evvel; Türkiye bölgesel ve küresel seviyede güç olmak istiyorsa dünyadaki her ülke ile işbirliğine girmek ve ekonomik bağları kuvvetlendirmek zorunda.

İran bu açıdan çok daha kritik, çünkü ticaret yapabilmeniz için üretime, üretim yapabilmeniz için de enerjiye ihtiyacınız var.

İran’da bu noktada Türkiye’nin aradığı en önemli ülkelerden birisi. Üstelik nüfus açısından ve uluslararası ambargolar yüzünden İran’ın da Türkiye’ye ihtiyacı var hayatta kalabilmek adına.

Her iki ülkenin de kazançlı olduğu bu ticaretten rahatsız olan ise Amerika, çünkü o İran’ın para kazanmasını ve dolayısıyla bu parayı nükleer gelişmelerde kullanmasını istemiyor.

Ama Türkiye’nin talepleri ve baskıları doğrultusunda bu ticarete ABD  izin verdi. Ama şartı şu; ticaret yapabilirsin, gaz alabilirsin tabi bunun karşılığında İran’a para vermemek şartıyla. Bunun karşısında gıda ürünleri gibi ürünler, bazı maddeleri satabilirsin.

Ancak Zarrab ile yaşanan sıkıntı. Bu ticaretin bankalar üzerinden ve parasal akışlar ile gerçekleştirilmiş olması. Tabi doğrudan İran üzerinden de değil, Dubai aracılığıyla.

Bu arada  muhtemelenrüşvetler dönmüş olabilir, çünkü dolaylı yoldan da olsa ambargonun delinmesi karşılığında belli ki risk alan yöneticiler bunun karşılığında avantajlar elde etmişler.

Ak Partililerin rüşvet yiyenler hesap versin demeleri aslında bu ilişkide bir şeylerin döndüğünü kanıtlıyor. 17-25 Aralık sonrasında adı geçen bakanların dışarıda kalmaları ve Ak Parti vitrininde yer almamaları son olarak Davutoğlu’nun işaret ettiği kişiler rüşvet ve benzeri sorunların var olduğunu gösteriyor.

Eş zamanlı olarak Kılıçdaroğlu’na belgeleri verenlerin de zamanlaması sistemli bir saldırı olduğunu ve maalesef bu saldırıya sebep olacak kirli işlerin ülkede döndüğünü kanıtlıyor.

Şimdi yapılması gereken vatan-millet-devlet merkezli düşünüp, anti-emperyalist bir mücadelede tek saf haline gelmektir. Bugün Erdoğan ve hükümet hedef olarak görünse de esas mesele Türkiye’nin baskı altına alınmasıdır.

Rüşvetlere gelince hesap sorulacaksa bunu biz sormalıyız, önümüzdeki günlerde Zerrab’ı içeri almayarak yapılan ihmallerin bedelini toplum olarak biraz ödeyeceğiz belli ki, çünkü dünya bankacılık sistemi ABD kontrolünde, Zerrab’ın anlattıkları da Kılıçdaroğlu’nun dekontları da işte bu sistem tarafından dışarı servis ediliyor.

Bizim bu sistemde yara almamız kaçınılmaz görünüyor dava sonrasında, bu sebeple ekonomik açıdan zor bir sürece hazır olmalıyız.

Zaten işaretleri başladı..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık