Hekimin Yüzünü Çalmak: Deepfake Çağında Tıbbi Güven

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof.Dr.İ.Hamit Hancı ve Av.Dr.Alp Aslan, 'Deepfake çağında tıbbi güven' isimli bir yazı yayınladı.

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof.Dr.İ.Hamit Hancı ve Av.Dr.Alp Aslan, ‘Deepfake çağında tıbbi güven’ isimli bir yazı yayınladı.

Axios ta geçenlerde Tina Reed imzalı ve dikkatimizi çeken bir yazı yayımlandı.

Yazıda “Yapay zekâ, doktorları şüpheli ürünlerin reklamını yapan veya yanlış bilgi yayan deepfake videolarının farkında olmadan yıldızları haline getiriyor ve bu durum, hekimler tarafından daha fazla gizlilik ve şeffaflık yasası taleplerine yol açıyor.” Deniliyordu.

Ayrıca “Sosyal medya platformlarındaki yapay zeka içeriklerinin yaygınlaşması, tıp camiasına olan kamu güvenini daha da zedeleyebilir. Ayrıca sigorta dolandırıcılığını körüklemek, veri çalmak ve hastaları riske atmak için de kullanılabilir.” Uyarısında bulunuluyordu. https://www.axios.com/2026/05/06/doctors-ai-deepfakes-misinformation-problem?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=newsletter_axiosvitals&stream=top

Bu önemli hukuki sorunlar yaratabilecek konuyu bizde ele almaya karar verdik.

Eskiden sadece sahte doktorlar vardı, şimdi üstüne sahte doktor videoları var. Üstelik bu kez beyaz önlük giyip insan kandıran kişilerin yanı sıra ; gerçek hekimlerin yüzünü, sesini, mimiklerini ve mesleki itibarlarını kopyalayan yapay zekâ sistemleri var. Bu sahte görüntüler zayıflama ürünlerinden mucize tedavilere, şüpheli takviyelerden sağlık dolandırıcılıklarına kadar pek çok alanda kullanılmakta.

Bu durum, basit bir reklam sahtekârlığından öte bir hal almakta. Hekimin yüzü bir “güven sermayesi” gibi çalınmakta. Hasta, ekranda tanıdığı ya da güvenilir görünen bir doktoru izlediğini zannediyor oysa ki ne karşısındaki kişi o doktor ne de çoğu zaman paylaşılan bilgi bilimsel bir tıbbi bilgi. Yapay zekâ, hekimin otoritesini taklit ederek hastanın bilişsel karar mekanizmasına sızmakta.

Sorunun en tehlikeli yanı da burada başlamakta. Sağlık alanında yanlış bilgi, sıradan bir yalan değil. Bazen tedavinin gecikmesine, yanlış ürün kullanımına, ekonomik sömürüye ve doğrudan beden zararına yol açabilmekte. Deepfake içerik, sahte haberi “inandırıcı yüz” ile birleştirdiğinde, dezenformasyon artık yalnızca metin ya da söylenti olmaktan çıkmakta, klinik otorite kılığına girip hatta bir silaha dönüşmekte.

Bu nedenle mesele yalnızca doktorların kişilik haklarının korunması değildir. Elbette hekimlerin görüntüsü, sesi ve adı izinsiz kullanılamaz. Fakat daha büyük sorun, toplumun tıbba duyduğu güvenin aşınması, halk sağlığı ve milli güvenlik sorunudur. Zaten mucize tedavi pazarı ve sosyal medya tıbbı nedeniyle zayıflayan kamusal sağlık güveni, şimdi yapay zekâ ile daha da kırılgan hale gelmektedir.

Türkiye bakımından da bu konu uzak bir ihtimal değildir. Hekimlerin televizyon programları, YouTube videoları, konferans kayıtları ve sosyal medya paylaşımları deepfake üretimi için kolay malzemeye dönüşebilir. Yarın bir profesörün sesiyle sahte bir kanser ilacı, bir cerrahın yüzüyle sahte estetik ürünü, bir psikiyatristin görüntüsüyle tehlikeli bir takviye pazarlanabilir.

Bu yeni dönemde “gördüğüme inanırım” dönemi bitmiştir. Sağlık bilgisinde güven, artık görüntüden değil, kaynaktan, doğrulamadan ve kurumsal şeffaflıktan geçecektir. Platformların hızlı kaldırma yükümlülüğü, yapay zekâ ile üretilmiş içerik etiketi, hekim kimliği doğrulaması ve ağır yaptırımlar kaçınılmaz hale gelmektedir.

Çünkü deepfake çağında yalnızca insanın yüzü değil, mesleğin itibarı da çalınabilir. Tıpta itibar çalındığında, zararı yalnızca hekime değil, hastaya ve toplum sağlığına dokunur. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Haberleri